Son Mühür/ Gökmen Küçüktaşdemir- İzmir'in simgelerinden Tarihi Asansör, son dönemde üzerine kazınan yazılar ve sprey boyalarla (vandalizm) sorunlarıyla uğraşıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri, tarihi dokuyu eski haline kavuşturmak için detaylıca çalışıyor.
KUDEB ve Tarihi Yapılar Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, taşlara zarar vermeden yazılar yazıları tek tek temizliyor.
"Koruduğumuz şey sadece taş değil, tarih"
Restoratör Esra Küpelioğlu ve Özgün Taner Kara, süreci; “Her müdahaleyi bilimsel esaslara göre yapıyoruz, çünkü burada koruduğumuz şey sadece taş değil, tarih.” diyerek özetliyor.
Başvurudan uygulamaya titiz takip
KUDEB çatısı altında yürütülen çalışmalar yalnızca merkezle sınırlı değil; İzmir’in 30 ilçesine yayılan büyük bir çalışma yapılıyor.
Restoratör Esra Küpelioğlu, vatandaşlardan gelen onarım istekleri hakkında, “Vatandaşlardan ve kurumlardan gelen başvuruları; mimar, mühendis, şehir plancısı, arkeolog ve sanat tarihçilerinden oluşan uzmanlar ile birlikte inceliyoruz.
Yerinde yaptığımız incelemelerle yapının esaslı mı yoksa basit onarım kapsamında mı ele alınması gerektiğini belirliyoruz.
Yapıların tescil gruplarına göre farklı süreçler işletiliyor. 1. grup yapılarda Koruma Bölge Kurulu Müdürlüklerinden izin alınırken, 2. grup yapılarda Müdürlüğümüz KUDEB uzmanları tarafından değerlendirilerek ‘Ön Onarım İzin Belgesi’ düzenleniyor.” ifadelerini kullandı.
"Restorasyon, benim için sadece bir meslek değil"
Sahadaki operasyonun zorluğunu ve hassasiyetini Özgün Taner Kara, “İzinlerin ardından Tarihi Yapılar Şube Müdürlüğü ekibi koordinasyonunda sahaya iniyoruz, İZMİR MİRAS ekibi olarak iş programımızı oluşturuyoruz. Uygulamaları birebir takip ediyor, tarihi yapıya zarar vermeden müdahaleleri titizlikle gerçekleştiriyoruz.
Tarihi bir yapıya dokunmak, onu yeniden ayağa kaldırmak ve geleceğe taşımak bizim için hem büyük bir sorumluluk hem de gurur kaynağı.
Özel solüsyonlar ve kontrollü yöntemlerle milim milim çalışıyoruz. En küçük hata bile tarihi yüzeye zarar verebilir.
Restorasyon, benim için sadece bir meslek değil; zamanın ruhuna dokunma biçimi. Bir duvara dokunduğumuzda aslında geçmişe dokunuyoruz.” dedi.
"Emeğimizi ve yapının dokusunu yıpratıyor"
En büyük sorun ise temizlenen yerlerin tekrar tekrar boyanması. Esra Küpelioğlu, bu durumun yalnızca görsel bir kirlilik olmadığını dile getirerek,
“Temizlenen yüzeyler çok kısa sürede yeniden yazılarla doluyor. Bu durum hem emeğimizi hem de yapının dokusunu yıpratıyor.
Her temizlik müdahalesi yapı malzemesi üzerinde bir etki bırakır. Ne kadar hassas yöntemler kullanılsa da, tekrarlayan uygulamalar taşın yüzeyinde mikro düzeyde aşınmalara neden olur.
Bu da zamanla malzemenin dayanımını azaltıyor, yüzey kayıplarını hızlandırıyor ve yapının özgün dokusuna geri dönüşü olmayan zararlar verebiliyor.
İzmir Tarihi Asansör örneği, tarihi yapıların korunmasının yalnızca teknik müdahalelerle sürdürülebilir olmadığını açıkça gösteriyor.
Kalıcı koruma, ancak toplumun bu yapılara karşı bilinç geliştirmesi ve bu değerleri sahiplenmesiyle mümkündür. Aksi halde yapılan her onarım, ne yazık ki geçici bir iyileştirme olmaktan öteye geçemiyor.” diye konuştu.