“Zafer, zafer benimdir diyebilenindir.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözü, bana göre yalnızca kazanılmış bir savaşın ardından söylenmiş bir söz değil. Bir şeye ulaşmadan önce ona inanmanın, mücadele etmenin ve en zor anlarda bile vazgeçmemenin en güzel anlatımlarından biri. 30 Ağustos da tam olarak böyle bir inancın, kararlılığın ve mücadelenin sonucunda kazanılmış büyük bir zafer.
Bizler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Bütün ümidim gençliktedir” diyerek umut bağladığı gençler olarak, bu ülkenin ümit ışığı olma yolunda yürüyen neferleriyiz. Gücümüzü geçmişimizden, geleceğimizi ise bilimin ışığından almaya devam ettiğimiz sürece bu şanlı bayrağın dalgalanmasını sürdürmeye de kararlıyız.
Belki de bugün biz gençlerin en çok eleştirildiği noktalardan biri tam olarak burada başlıyor. “Z kuşağı” adı altında tembel, çıkıntı, laf dinlemez ya da sorumsuz olarak tanımlanabiliyoruz. Fakat ben bütün bu sıfatların arasında gözden kaçırılan bir şey olduğunu düşünüyorum: Bizler kendi fikirleri olan bir nesiliz.
Bize anlatılan her şeyi sorguluyor, bize çizilen sınırların dışına çıkıyor ve kendi inançlarımızla, kendi umutlarımızla bir gelecek kurmaya çalışıyoruz. Bunun önceki nesiller tarafından her zaman hoş karşılanmadığının da farkındayım. Ancak kendi fikrine sahip olmak, geçmişini reddetmek anlamına gelmiyor.
Tam aksine, ben geçmişimizden güç alarak geleceğe yürümemiz gerektiğine inanıyorum.
Atatürk’ün izinden gitmek de benim için yalnızca onun sözlerini bilmekten ya da adını anmaktan ibaret değil. Onun savunduğu aklı, bilimi, özgür düşünceyi ve gençlere duyduğu güveni anlayabilmek ve yaşatabilmek asıl mesele.
“Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz.”
Atatürk’ün bu sözünü düşündüğümde, gençliğin yalnızca bir yaş dönemi olmadığını hissediyorum. Bazen yorulacağız, bazen önümüzdeki yoldan emin olamayacağız, bazen de umudumuzu kaybedecek gibi olacağız. Ama önemli olan her seferinde yeniden ayağa kalkabilmek ve yürümeye devam edebilmek.
30 Ağustos’un bize bıraktığı en önemli duygulardan biri de belki tam olarak bu.
26 Ağustos 1922’de büyük bir gizlilik içerisinde başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin kazanılmasıyla büyük bir zaferle sonuçlandı. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emriyle devam eden bu mücadele, Türk milletinin bağımsızlığına olan inancının ve kararlılığının tarihe geçen en önemli göstergelerinden biri oldu.
30 Ağustos benim için yalnızca geçmişte kazanılmış bir savaşın yıl dönümü değil. Bir milletin, kendi geleceği hakkında söz sahibi olma iradesinin sembolü. Bugün üzerinde yaşadığımız topraklarda özgürce konuşabiliyor, düşünebiliyor ve geleceğe dair hayaller kurabiliyorsak, bunun arkasında büyük bir mücadelenin olduğunu unutmamalıyız.
Bu nedenle biz gençlerin görevi yalnızca 30 Ağustos’u kutlamak değil, onun ne anlama geldiğini de unutmamak.
Çünkü bize bırakılan miras yalnızca toprak değil. Cumhuriyet, bağımsızlık, özgürlük ve kendi geleceğimizi belirleyebilme hakkı da bizlere bırakılan büyük bir emanet.
Bizler de bu kalıcı mührün bırakın açılmasına, yerinden bile oynamasına izin vermeyeceğiz. Ona sahip çıkacak, geçmişimizden aldığımız güçle geleceğe yürümeye devam edeceğiz.
Bu cennet vatanda hangi yasa çıkar, hangi karar alınırsa alınsın ülkemiz için en hayırlısının olmasını temenni edeceğiz. Ancak bunu yaparken kendi fikirlerimizden, inançlarımızdan ve doğrularımızdan da vazgeçmeyeceğiz.
Çünkü genç olmak biraz da budur.
Sorgulamak, düşünmek, kendi sözünü söylemek, umut etmek ve gerektiğinde yeniden başlamaktır.
Belki bize “Z kuşağı” diyerek birçok sıfat yakıştıracaklar. Belki bizi anlamakta zorlanacaklar. Ama biz, kendi fikirleri olan, geçmişinden güç alan ve geleceğini bilimin ışığında kurmak isteyen bir nesil olmaktan gurur duyacağız.
Çünkü biz, Atatürk’ün “Bütün ümidim gençliktedir” dediği gençleriz.
Ve bize bırakılan bu büyük mirasa sahip çıkmak yalnızca bir sorumluluk değil, aynı zamanda büyük bir onur.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.