30 yıl önce bugün, akşamüstü saatleri…

Kültürpark'taki TRT İzmir Televizyonu koridorlarında…
“Zeki Müren” heyecanı yaşanıyor…
Canlı yayın var…
Sanat Güneşi, o sırada 65 yaşında ve çok kilolu…
Durmaksızın terliyor…
TRT, büyük sanatçıya canlı yayında ödül verecek…
Ajda Pekkan geliyor, saygıyla selamlıyor…
Muazzez Ersoy, elini öpüyor…
İki ünlü assolistin tebessümleri dudaklarında donmuş gibi…

Belki de hissediyorlar, bir şeylerin olacağını…

Spiker Hülya Aydın, en yakınında…
Zeki Bey, O'na doğru dönüyor; “Elimi tut…” diye fısıldıyor…
Öyle kuvvetle sıkıyor ki sunucunun elini…
Kendisine ayrılan koltuğa oturamıyor, ucuna ilişiyor…
Dik durmaya ve gülümsemeye çalışıyor…
Spiker Hülya Aydın'ın kulağına eğiliyor ve…
Fısıldayarak şöyle diyor:

“Beni buradan çıkarın…”

Yoğun makyaja karşın yüzünden belli oluyor yaşadığı ıstırap…
Koluna giriyorlar, yürümeye çalışıyor…
Önce sendeliyor…
Sonra…
Ayaklarını sürüyerek…
Bir adım, ikinci adım derken…
Makyaj odasına ulaştıklarında nefes almakta zorlanmaya başlıyor…
İşte, o saniyeler…
Kalbinin durduğu saniyeler…
Hastaneye yetiştiriyorlar ama kurtaramıyorlar…
Ölüm, Allah'ın emri…

Zifiri bir karanlık çöküyor her tarafa…

*

Ne demişti “sona yakın” bir röportajında?
İmkanı yok, inanmazsınız:

“Bazen ölümü de özlüyorum… (Ölüm özlenir mi?) diyeceksiniz… Elbette özlenir… O beni özlemeden ben yakınlık kurarım, yeter ki, Tanrı O'nun bile hayırlısını versin…”

*

TRT'deki o canlı yayında giydiği…
Siyah ve taşlı kostümün adı neydi, biliyor musunuz?

“Son Gece…”

Buna da tesadüf diyebilir misiniz?

*

Şarkılardaki gibi…
“Nasıl geçti habersiz Zeki Müren'siz çeyrek asır?” diyorsak…
Bilin ki…
O emsalsiz ses hala kalplerinizdeki sessizliği bozacak güçte…
Türkiye'nin Sanat Güneşi…
30 yıl önce bugün…
Akşam saatlerinde milyonlarca hayranına…
Son kez “veda” ederken…
Sahne kostümünün adı gibi “Son Gece”nin ebedi karanlığında…
Size... Bize... Hepimize…

“Gün olur kavuşuruz… / Ecel ayırsa bile… / Mahşerde buluşuruz…” der gibiydi…

*

Zeki Müren'in son 18 yılında…
Yanında hep Göksenin Çakmak vardı…
Göksenin Hoca…
İzmir Alsancak doğumludur; kolejde felsefe öğretmenimdi…
Aynı zamanda…
Türk Sanat Müziği sanatçısıdır…
Zeki Müren ile 1979'da tanıştı; vefatına kadar hiç ayrılmadı…
İzmir'de hastaneye götürülürken bile ambulansta eli elindeydi…
Pek, kimseler bilmez...
Biz de...

O anıların aydınlığında analım Zeki Müren'i, izninizle…
Göksenin Çakmak anlatıyor:

“Adıyla müsemma çok zeki bir insandı… Zeki Bey kadar, kafasında 40 tilki dolaştırıp da kuyruklarını birbirine değdirmeyen başka birini tanımadım… Çünkü zekasını bu kadar iyi kullanan, nerede, ne zaman, ne yapması gerektiğini çok iyi bilen, politikacı müthiş bir adamdı… Kime nasıl davranması gerekiyorsa öyle davranırdı…”

*

“Uyuyacağı zaman evdeki telefonların fişleri çekilirdi... Gözüne siyah maske, kulaklarına tıkaç, siyah perdeler falan… En ufak bir bardak sesi duysun, evi ayağa kaldırırdı… Herkesin içinde yemek yemezdi... Önce akşam saatlerinde bir de sabaha karşı adeta masayı süpürürdü… Şeker ve gut şikayeti vardı… Çok sağlıksız yaşadı…”

*

“Gece uyuduğunu sanırsınız, bir bakarsınız yeni beste yaratmış... Stüdyoya bavul dolusu bornoz ve havluyla giderdi... Çünkü okurken çok terlerdi… Sabaha karşı terli bornozlarıyla eve gelirdi… Kayıttan sonra üç gün uyumaz, doldurduğu albümü dinlerdi... Ev halkına, şoförüne, hizmetlisine zorla dinletirdi… Dördüncü günün sonunda da iki gün uyurdu…”

*

“Ankara'da bir gazeteci, Zeki Bey'le röportaj yapıyor… Tam bitirirken, gazeteci aniden (Sizin için eşcinsel diyorlar doğru mu?) diye soruyor... Zeki Bey'in cevabı aynen şöyle: “Hayır!.. Kim görmüş yatak odasında beni? Renkli bir insanım... Makyaj yapıyorum… Operada, balede de erkekler makyaj yapıyorlar... Onların eşcinsel olduğu anlamına mı gelir? Hayır! 500 kadınla beraber oldum…”

Bu cevaptan sonra o gazeteci başka soru sormamış!

*

Bitiriyoruz…
Neyle?

“Bak şu Allah'ın işine!” dedirtecek kadar çok özel tesadüfle…

Zeki Müren…
İzmir'de ilk konserini...
Takvimler 26 Kasım 1953 gösterirken...
Konak’taki Elhamra Sineması'nda vermiş...
İzmir'deki ilk sahne/gazino deneyimini ve...
Fuar konserlerini ise 29 Ağustos 1962 tarihinde Kültürpark Basmane Kapısı girişindeki Manolya Bahçesi'nde gerçekleştirdi...

*

İzmir Basmane’deki tarihi Yıldız Sineması'nın açılışını da yaptı…
Takvimler 22 Mart 1957'yi gösteriyordu…
O konser…
İzmir Basın Mensupları Derneği'ne gelir getirmesi için düzenlenmiş…
Zeki Müren için kokteyl bile unutulmamıştı…
Hayranlarının izdihamı nedeniyle…
Sinemanın içinde ve dışında büyük kargaşa yaşanmıştı…
Konserden sonra...
İzmirliler...
Zeki Müren’i görebilmek için çoktan sokakları doldurmuştu...
Unutulmaz bir geceydi ve...

Zeki Müren, o günlerde henüz 26 yaşındaydı…

*

Ve…
Tarih; 24 Eylül 1996…
Yer, Kültürpark, TRT Televizyonu binası…
Ve, ne acıdır ki...
Zeki Müren'in İzmir'deki “son durağı”…

Kaderin cilvesine bakın…
Sanat Güneşi'nin bu kadim kentteki…
İlk ve son konseri 40 yıl arayla yaşanıyor…
Üstelik…
İki yer arasında 400 metre ya var, ya yok!

Ilk Konseri Konakta Son Nefesi Fuarda2

Nokta…

Hamiş 1: “Zeki Müren için paşa dediler; bir paşa çıkıp da, (Buna Madam deyin, başka bir şey deyin ama “paşam” da demeyin!) demedi! / Özdemir Erdoğan – 86 yaşında / Sanatçı...”

Hamiş 2: Sahi... Nasıl geçti koca 30 yıl “güneşsiz”?

Sonsöz: “Şimdi uzaklardasın… Gönül hicranla doldu… Hiç ayrılamam derken… Kavuşmak hayal oldu… / Zeki Müren'in, güftesi ve bestesi kendisine ait Suzinak makamındaki unutulmaz şarkısı…”