Demokrasiyle ilgilerinin olmadığını biliyorduk. Eleştiriye ve basın özgürlüğüne tahammül edemediklerini biliyorduk. Gücün verdiği kibirle zehirlendiklerini de biliyorduk.
Ancak gazeteciye hakaret edenin değil, o hakarete karşı çıkanların savcılığa çağrılacağı bir düzene bu kadar hızla sürükleneceğimizi tahmin edememiştik.
AKP Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, Menemen Kent Arşivi ve Müzesi’nin temel atma töreninde bir meslektaşımızı hedef aldı.
“Ey paçavra gazeteci, yazdığın şey paçavra” dedi.
Sonra da geri adım atmadı.
Özür dilemedi.
Aksine, kullandığı sözlerin arkasında durduğunu açıkladı.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti ne yapacaktı?
Susacak mıydı?
Gazeteciye hakaret edilmesini görmezden mi gelecekti?
Siyasetçinin öfkesinden çekinip başını önüne mi eğecekti?
Elbette hayır.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu, gazetecilere hakaret edilemeyeceğini belirten bir açıklama yayımladı. İnan’ı kullandığı dil nedeniyle kınadı ve meslektaşımızdan özür dilemeye çağırdı.
Bir gazeteciler cemiyetinin yapması gereken de buydu.
Çünkü gazeteciler cemiyetleri siyasetçileri alkışlamak, iktidarın hoşuna gidecek açıklamalar yapmak veya milletvekillerinin övgüsünü kazanmak için kurulmaz.
Görevleri; gazetecilerin haklarını, meslek onurunu, basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını savunmaktır.
Fakat Eyyüp Kadir İnan bu açıklamaya da tahammül edemedi.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi’yi hedef alarak meydandan seslendi:
“Sen kimsin?”
Bir kez değil, defalarca…
“Sen kimsin de milletin iradesine parmak sallıyorsun?”
“Sen kimsin de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde İzmirlilerin sesi olan bir vekile bildiri yayımlama hadsizliğini gösteriyorsun?”
Bu sözler yalnızca kaba bir üslubun ürünü değildir.
İktidarın eleştiriye, özgür basına ve demokratik denetime duyduğu tahammülsüzlüğün açık itirafıdır.
Peki, Dilek Gappi kimdir?
Yıllarını gazeteciliğe vermiş bir meslektaşımızdır.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti üyelerinin oylarıyla seçilmiş başkandır.
İzmir basınının ve gazetecilerin haklarını savunan köklü bir meslek örgütünün temsilcisidir.
Her şeyden önce bu ülkenin eşit ve özgür bir yurttaşıdır.
Eleştirmek, soru sormak ve gerektiğinde iktidara itiraz etmek için Eyyüp Kadir İnan’dan veya herhangi bir siyasetçiden izin almak zorunda değildir.
ÜÇ BEŞ OY DEDİĞİ…
İnan, İzmir Gazeteciler Cemiyeti seçimlerini de küçümseyerek “Kapalı kapılar ardında alınan üç beş oy” diyor.
Oysa kendisi AKP milletvekili listesine halkın katıldığı bir önseçim sonucunda girmedi.
AKP üyelerinin önüne sandık konulmadı.
İzmir halkına, “Kimi milletvekili adayı görmek istiyorsunuz?” diye sorulmadı.
Genel merkez tarafından listeye yazıldı. Seçmen de kendisine değil, parti listesine oy verdi.
Şimdi çıkmış, gazetecilerin sandık başına giderek seçtiği bir meslek örgütü başkanının iradesini küçümsüyor.
“Üç beş oy” dediği insanlar gazetecidir.
O oylar; iktidar baskısına, sansüre, işsizliğe ve ekonomik kuşatmaya rağmen mesleğini ayakta tutmaya çalışan insanların iradesidir.
Demokrasi yalnızca sizin kazandığınız sandıktan ibaret değildir.
Sandığın namusu; hukuka, özgür basına, farklı düşüncelere ve yurttaşların denetim hakkına saygıyı da gerektirir.
Milletin verdiği vekalet, gazetecileri susturma ve meslek örgütlerini aşağılama yetkisi değildir.
Milletvekili, yalnızca kendisine oy verenlerin değil, bütün yurttaşların temsilcisidir.
GAZETECİ İFADE VERDİ
Gelelim işin en ibret verici bölümüne…
İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Cemiyet Yönetim Kurulu tarafından yayımlanan açıklama nedeniyle Basın Savcılığına çağrıldı.
Hangi suçlamalarla?
“İftira” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma…”
Gazeteciye “paçavra” diyen siyasetçinin sözleri ortada.
O sözleri söylediğini kabul etmesi ortada.
Kendisine ait görüntüler ortada.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin bu sözlere karşı yayımladığı açıklama da ortada.
Nerede iftira?
Hangi bilgi yanıltıcı?
Halk nasıl yanıltılmış?
Bir milletvekilinin herkesin önünde söylediği sözleri hatırlatmak ne zamandan beri halkı yanıltmak oldu?
Gazeteciye hakaret edildiğini söylemek ne zamandan beri suç şüphesi doğurdu?
Asıl yanıltıcı olan, gazeteciyi aşağılayan sözleri “eleştiri” gibi göstermektir.
Asıl sorun, hakaret eden siyasetçinin değil, meslektaşını savunan gazetecinin savcılık karşısına çıkarılmasıdır.
Bu gözdağıdır.
Dilek Gappi yalnız gitmedi.
Başkan Yardımcısı Mehlika Gökmen, Genel Sekreter Reşat Yörük ve avukat Birgül Değirmenci de yanındaydı.
İfadesinde çok açık konuştu:
“İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin kuruluş gayesi, mesleği ve mesleği icra edenleri korumaktır. Eğer bu açıklamayı yapmasaydık görevimizi eksik yapmış olurduk.”
Doğrudur.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti sessiz kalsaydı görevini yapmamış olurdu.
Bir gazeteciye “paçavra” denilirken susan meslek örgütü, varlık nedenini yitirirdi.
BIÇAKLA BİLDİRİ
AYNI ŞEY DEĞİLDİR
Eyyüp Kadir İnan, Çiğli Belediye Başkanı’na ve Gaziantep milletvekiline yönelik saldırıları hatırlatıyor.
Fiziksel saldırıya karşı çıkmak elbette doğrudur.
Şiddetin amasız ve fakatsız karşısındayız.
Ancak bıçaklı ve yumruklu saldırılarla demokratik eleştiriyi aynı kefeye koymak ya büyük bir kavrayışsızlıktır ya da bilinçli bir çarpıtmadır.
Bıçaklı saldırı suçtur.
Yumruklu saldırı suçtur.
Bir gazeteciler cemiyetinin açıklama yayımlaması ise demokratik haktır.
Eleştiriyi “itibar suikastı”, meslek örgütünün açıklamasını “hadsizlik” saymak demokratik olgunlukla değil, otoriter anlayışla açıklanabilir.
İktidar sahipleri eleştiriyi tehdit olarak gördüğünde demokrasinin alanı daralır.
Gazeteciler sindirilir.
Meslek örgütleri hedef gösterilir.
Kamuoyu yalnızca iktidarın izin verdiği ölçüde konuşabilir.
Sonra bu baskı düzenine utanmadan “milli irade” denir.
Oysa milli irade, iktidarın her sözünü alkışlamak değildir.
Milli irade; farklı düşünebilmek, itiraz edebilmek, soru sorabilmek ve hesap isteyebilmektir.
ASIL SORU SİZE
“SEN KİMSİN?” diye soruyor.
Yanıt verelim:
Dilek Gappi gazetecidir.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin seçilmiş başkanıdır.
Meslektaşlarının haklarını, mesleğin onurunu ve halkın haber alma özgürlüğünü savunmaktadır.
Hiçbir siyasetçinin lütfuyla o koltukta oturmamaktadır.
Asıl sorular şunlardır:
Siz kimsiniz de gazetecilerin oylarını “üç beş oy” diye küçümsüyorsunuz?
Siz kimsiniz de köklü bir meslek örgütünün açıklamasını “hadsizlik” olarak nitelendiriyorsunuz?
Siz kimsiniz de milletin verdiği vekaleti, millete parmak sallama yetkisi sanıyorsunuz?
Siz kimsiniz de gazeteciye “paçavra” diyebileceğinizi düşünüyorsunuz?
Ve nasıl bir düzen kurdunuz ki hakaret eden kürsüden konuşmaya, hakarete karşı çıkan gazeteci ise savcılıkta ifade vermeye devam ediyor?
Artık tablo nettir:
Eleştiriye tahammülleri yok.
Basın özgürlüğüne saygıları yok.
Hesap vermeye niyetleri yok.
Kendilerini milletin, gazetecilerin ve meslek örgütlerinin üzerinde görüyorlar.
Bu dil demokratik bir siyasetçinin dili değildir.
Bu dil; eleştiriden korkan, özgür basından rahatsız olan ve yurttaşın denetim hakkını tehdit sayan bir iktidarın dilidir.
Ama bilinmelidir:
Gazeteciler “Sen kimsin?” denilerek susturulamaz.
Savcılığa çağrılarak sindirilemez.
Tehdit edilerek geri adım attırılamaz.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti de gazetecilerin yanında durmaya devam edecektir.
Çünkü gazeteciler kimsenin emir eri değildir.