Son Mühür / Atakan Başpehlivan İzmir’in tanınmış çevre mühendislerinden Türk Hava Kurumu Güzelbahçe Şube Başkanı Yakup Ateş, Avrupa’nın 2025 yılı verilerini değerlendirerek, iklim krizinin artık gelecek odaklı bir senaryo olmadığını vurguladı ve Avrupa tarihinin en sıcak yıllarından birinin yaşandığını hatırlattı.
Yakup Ateş: Avrupa tarihinin en sıcak ve iklimsel açıdan en kırılgan yıllarından biri yaşandı
İklim krizinin artık gelecek odaklı bir senaryo değil, bugünün somut ve yakıcı gerçeği olduğunu aktaran ve Türkiye’nin iklim değişikliğine karşı en savunmasız bölgelerden biri olduğunu hatırlatan Yüksek Çevre Mühendisi Yakup Ateş, “Avrupa’nın 2025 yılı iklim verileri; iklim krizinin artık gelecek odaklı bir senaryo değil, bugünün somut ve yakıcı bir gerçeği olduğunu açıkça ortaya koydu. Açıklanan son raporlara göre, kıtanın yaklaşık %95’inde sıcaklıklar mevsim normallerinin üzerine çıktı.
Avrupa tarihinin en sıcak ve iklimsel açıdan en kırılgan yıllarından biri yaşandı. Bu veriler yalnızca Avrupa’yı değil; coğrafi, iklimsel ve ekonomik olarak doğrudan bağlantılı olduğumuz ülkemizi de yakından ilgilendiriyor. 2025 yılında Avrupa genelinde kaydedilen iklim göstergeleri durumun vahametini özetliyor: 1 milyon hektardan fazla alanın kül olduğu orman yangınları, deniz yüzeyi sıcaklıklarında tüm zamanların rekoru, nehirlerin %70’inde su akışının kritik seviyelere gerilemesi.
Son 30 yılın en şiddetli kuraklık dönemlerinden birinin yaşanması. Özellikle Akdeniz havzasında gözlenen bu gelişmeler, Türkiye açısından ‘alarm’ seviyesindedir. Ülkemiz, iklim değişikliğine karşı dünyadaki en savunmasız bölgelerden biri olan Akdeniz kuşağında yer alıyor. 2025 yılı Türkiye için de aşırı sıcaklıklar ve susuzlukla geçti. Ülkemizde tüm zamanların sıcaklık rekorları kırılırken, yağışlar son yarım yüzyılın en düşük seviyelerine geriledi ve geniş bölgelerde ‘olağanüstü kuraklık’ etkisini gösterdi.” dedi.
"Ege ve Akdeniz için ciddi bir uyarı niteliğindedir"
Ayrıca, iklim krizinin Türkiye’ye yansımaları hakkında da önemli değerlendirmelerde bulunan Ateş, Avrupa’da rekor seviyeye ulaşan yangınların Türkiye’de benzer bir durumun habercisi olabileceğini anlatarak, “Avrupa’da nehir akışlarının azalması ve toprak neminin düşmesi, sınır aşan su kaynakları ve bölgesel hidrolojik denge açısından Türkiye’yi doğrudan etkiliyor. Bu durum, özellikle tarımsal üretim ve içme suyu güvenliği üzerinde büyük bir tehdit oluşturuyor. Avrupa’da rekor seviyeye ulaşan yangınlar, aynı iklim kuşağındaki Türkiye için de benzer bir felaketin habercisidir.
Artan sıcaklıklar ve düşük nem oranı, yangın riskini katlayarak artırıyor. Avrupa denizlerindeki rekor sıcaklıklar, Ege ve Akdeniz için ciddi bir uyarı niteliğindedir. Isınan deniz suyu; balıkçılık, turizm ve deniz biyoçeşitliliği üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. Kuraklık ve su kıtlığı tarımsal verimliliği düşürürken, hem Avrupa hem de Türkiye’de gıda fiyatlarını yukarı çekmekte ve gıdaya erişimi zorlaştırmaktadır. 2025 yılı boyunca Avrupa’da yaşanan aşırı sıcak hava dalgalarının binlerce can kaybına yol açtığı tahmin edilmektedir. Bu durum, Türkiye’de de iklim kaynaklı afet risklerinin ve sağlık sorunlarının arttığını kanıtlamaktadır.” şeklinde konuştu.
"İklim kriziyle mücadele bir tercih değil, hayati bir zorunluluk"
Son olarak, Avrupa’nın 2025 iklim verilerini değerlendirerek açıklamasını sonlandıran Ateş, iklim kriziyle mücadelenin hayati bir zorunluluk olduğunu hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı: “Avrupa’nın 2025 iklim verileri bizlere net bir mesaj veriyor: İklim krizi artık sınır tanımayan, doğrudan yaşamı ve ekonomiyi hedef alan bir ulusal güvenlik meselesidir.
Bu noktada; yerel yönetimlerden merkezi idareye, sanayiden tarıma, bireylerden tüm kurumlara kadar her kesimin üzerine düşen sorumluluğu acilen yerine getirmesi gerekmektedir. Biz çevre mühendisleri olarak; bilimin ışığında, iklim dirençli kentler oluşturmak, su ve atık yönetimini bütüncül bir yaklaşımla ele almak ve sürdürülebilir politikaları hayata geçirmekle yükümlüyüz. Unutulmamalıdır ki; iklim kriziyle mücadele bir tercih değil, hayati bir zorunluluktur. Bu mücadelenin başarısı, bugün atacağımız somut adımlarla şekillenecektir.”





