Bir çocuk daha toprağa verildi.
Adı Atlas.
17 yaşındaydı.

Bir bakış yüzünden…

Haberi izlerken insanın yüreği dağlanıyor. Gözlerden akan yaş, içimize akıyor. Bir an durup düşünüyorsun: Annesi ne yapıyor, babası ne halde?

Çocuklarımız var.
Ve çocuklarımız sokaklarda güvencesiz, korumasız.

Nasıl bir ülke olduk, Allah’ım?

Atlas Çağlayan…
Dünya yakışıklısı bir çocuk.
Gençliğinin ilk adımlarını atıyordu.

İstanbul Güngören’de bir kafeden çıkıldıktan sonra yaşanan tartışma, birkaç saniye içinde bıçaklı kavgaya dönüştü. Sustalı bıçakla vurulan Atlas, yarım saat bile yaşayamadı.

Annesinin dediği gibi:
“Yarım saat sürmedi… ‘Öldü’ dediler, bitti.”

Fail 15 yaşında.
Kurban 17 yaşında.
İkisi de çocuk.

Ama biri mezarda, diğeri cezaevinde.

Bu cümleleri yazarken insanın boğazı düğümleniyor. Çünkü bu ülkede bu hikâyeler artık yabancı değil. Daha dün Kadıköy’de Minguzzi, bugün Güngören’de Atlas…
Ve ne yazık ki yarın başka bir mahallede, başka bir isimle aynı acıyı yaşayacağız.

Senaryo hiç değişmiyor:
“Ne bakıyorsun?”
Bir küfür.
Bir itiş.
Cebinden çıkan bıçak.

Ve bir annenin, bir babanın, bir kardeşin ömür boyu taşıyacağı kocaman bir boşluk…

Asıl sormamız gereken soru şu:
Bu çocukların cebinde neden bıçak var?

15 yaşındaki bir çocuk sustalı bıçağa nasıl bu kadar kolay ulaşabiliyor?
Öfke neden bu kadar hızlı öldürmeye dönüşüyor?
Sokak neden çocuklar için bu kadar ölümcül?

Failin ifadesi tanıdık:
“Üzerime geldi… Bıçağı salladım… Bir kez vurdum…”

Bu ülkede “bir kez” çok şey demek.
Bir kez vurmak, bir ömrü söndürmeye yetiyor.
Bir kez sallanan bıçak, bir annenin hayatını ikiye bölüyor:
Evladından önce ve evladından sonra…

Ve sonra klasik cümleler geliyor:
“Çocuktu.”
“Pişman.”
“Bilerek olmadı.”

Ama toprağa verilen de çocuktu.
Atlas da çocuktu.

Üstelik ölüm yetmezmiş gibi, aileye yönelik tehdit iddiaları gündemde. Yani adalet arayan bir anne, bir de korkuyla yaşamaya zorlanıyor.

Bu sadece bir cinayet davası değil.
Bu, toplumun geldiği yerin aynasıdır.

Artık bu olaylara “münferit” demek mümkün değil.
Bu, büyüyen bir şiddet kültürüdür.
Sokakta normalleşen öfkenin, cezasızlığın, denetimsizliğin sonucudur.

Eğer her cinayetten sonra sadece “çok üzgünüz” deyip geçersek,
yarın başka bir Atlas’ın adını yazacağız.

Eğer bıçak taşımak gerçekten engellenmezse,
eğer caydırıcılık kağıt üzerinde kalırsa,
eğer çocuklar öfkeyi değil, yaşamayı öğrenmezse…

Bu ülke, mezarlıkta büyüyen çocukların ülkesi olmaya devam eder.

Atlas için adalet istemek, sadece bir annenin feryadı değil;
bu toplumun namus borcudur.

Ve artık şunu yüksek sesle söylemek gerekiyor:
Bir bakış yüzünden çocukların ölmediği bir ülke istiyoruz.

Bu ülke için tüm sorumluları, tüm yetkilileri duyarlı olmaya, göreve davet ediyoruz.