Son günlerde basında dolaşan “Atatürk’süz karne” haberleri, aklı selim her Türk’ü derinden sarstı. Bir gecede Atatürk’ü çocuklarımızın karnesinden, okullarımızdan silmek istercesine ortalığa saçılan bu iddialar, aslında ne kadar gerici ve dar kafalı bir zihniyetin ete kemiğe bürünmüş hali olduğunu gösteriyor. Atatürk, bizim için havanın, suyun, gıdanın ta kendisidir.

Varlığına sonuna kadar inanılan bir lideri “yok hükmünde” saymak; tarihin, bilimin ve aklın mirasını yok saymaktan başka bir anlama gelmez. Dahası, bir toplumun geleceğini inşa eden bu ulvî değerleri metruk bırakmak, olağanüstü bir gaflet ve akıl tutulması demektir.

Atatürk bir akıl devrimcisidir. Osmanlı’nın son dönemlerindeki tarihsel geri kalmışlığı, inanç köleliğini ve cehaleti görerek, milletine bilim ve özgüven aşılayan büyük bir liderdir. Batı’nın Rönesans, Reform ve Aydınlanma evrelerini çoktan tamamladığı sırada, Türk milleti hâlâ ortaçağ karanlığındayken, Atatürk çağın en parlak fikirleriyle milleti aydınlığa çıkardı. O, insanına “Yaşamda en yol gösterici bilimdir, fendir” diyerek, bilimin dışındaki her nas beyanın milletin önünü kapattığı gerçeğini tüm açıklığıyla gösterdi. Milletine akıl ve bilimi emanet etti; akıl kapılarını sonuna dek açtı. Bugün eğer teknik bilimlerde, eğitimde ya da düşün dünyamızda az da olsa mesafe alabiliyorsak, bunda Atatürk’ün aklın ve pozitivizmin kapısını aralamasının payı büyüktür.

Atatürk’ü yadsımak, tarihsel gerçekleri ve akılcı mirası inkâr etmek demektir. Bir insan “Yaşamak istiyorum, ama gıda almayacağım” diyerek kendini açlığa mahkûm edemez. Aynı şekilde, tarihimizle, ideallerimizle, aklın yol göstericiliğiyle beslenmeden var olabileceğimizi düşünmek absürt bir uçluktur. Atatürk’ü yok saymak, ya bilginin ışığını görmemek; ya da içinden geçtiğimiz koşulların farkında olmayıp, kendimizi karanlığa itmek demektir. Milletimizin büyük önderine ve İstiklâl Marşımıza dil uzatanlar, bir nevi “tarih kazalarını” benimsedikleri ölçüde gerçeklerle mücadele etmektedir. Oysa her şey açık ve nettir: “Atatürk Türkiye’dür, Türkiye Atatürk’tür.” Bu evrensel sözün anlamını idrak edemeyenler, Türkiye’nin ne denli büyük bir mirasa sahip olduğunu kavrayamamış demektir.

Atatürk, dünya devletleriyle savaşmış; eşine az rastlanır bir azim ve ferasetle yurdumuzu işgalden kurtarmıştır. O’nun antipemperyalist duruşu, mazlum milletlere umut olmuş, geri kalmış bir toplumu ilkeler etrafında toparlayarak tarihî başarılar kazanmıştır. Ama bunların tümünden daha parlak bir öykü varsa o da Atatürk’ün aklî devrimidir. Bütün gölgelerin üzerine ışık tutan bu devrim, Akıl ve Bilim çağının kapılarını açmıştır. Sorgulayan, araştıran, ileriye bakan bir nesil için “uldu’l emre itaat” kisvesi altında katı inançlarla kuşatılmış toplumdan kurtarıcı bir rehber olmuştur.

Şimdi ne yazık ki yaşadığımız çağda benzer bir zihinsel karanlığın tekrar ortaya çıktığına tanık oluyoruz. Bugün basında dolaşan haberlere göre, Milli Eğitim Bakanlığı bazı öğrenci karnelerinde Atatürk ve İstiklâl Marşı’nın yer almadığını savunuyor. Bu, toplumun aklıyla alay etmekten başka bir şey değildir. Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’ü ve bağımsızlığımızın simgesi İstiklâl Marşı’mızı karneden çıkarmak, en hafif tabirle eğitim tarihine geçmiş bir skandaldır. “Atatürk’ü ve İstiklâl Marşı’nı kaldırdık, bak ne kadar yeniyiz!” diye böbürlenmek, aslında ne kadar bilinçsiz ve temelsiz bir iddiadır.

Oysa Türk milleti böyle bir gafleti asla kabullenmeyecektir. Tarihimiz boyunca olduğu gibi şimdi de, ne kadar bedbaht girişimler olsa da aklı selim galip gelecek, millet iradesi sahibinin sesine yön verecektir. Çünkü Atatürk ve İstiklâl Marşı, bu milletin ortak belleğinde kutsal birer değerdir. Biz Atatürk’ü silmeye kalkanın kendi ilkel ütopyasına mahkûm olduğunu çok iyi biliriz. Zamanında karanlık düşüşten kurtaran ışığımızı hiç kimse karartamaz. Günün birinde karanlıkta kalan milletler, bizleri örnek alacaklarına yeniden inanacak; Atatürk’ün bıraktığı eseri ve arkasından yürüdüğü meşaleyi göreceklerdir.

Sonuçta şunu açıkça söyleyelim: Atatürk’ü ve İstiklâl Marşı’nı vatanından, gönlünden silmeye kalkanların işi nafiledir. Kurucu liderimiz ve milli marşımız, bir iktidarın veya bakanlığın takdirine kalabilecek sıradan metinler değildir. Atatürk Türkiye’dir, Türkiye Atatürk’tür sözü, aziz milletimizin ölümsüz gerçeğidir. Geleceğimiz de bugünkünden daha parlak olacaktır, çünkü bu çabanın karşısında milletimizin sağlam inancı her daim galip gelecektir. Atatürk’ü yadsıyan gaflet, bilime ve akla düşman kâbuslu hayallerin ötesine geçemeyecektir. O yüzden bu ülkeyi kuran aklı, sevgiyi ve özgürlüğü silkeleme çabaları boşadır. Atatürk ve İstiklâl Marşı, ne dün, ne bugün, ne de yarın unutulamaz, unutturulamaz.