ABD-İsrail saldırılarının ardından Pakistan genelinde büyük protestolar patlak verirken, Hint medyasında da ülkenin İran ile paylaştığı ortak mirası öne çıkaran makaleler yayımlandı. Peki Farsça, bir zamanlar Balkanlar'dan Bengal'e uzanan devasa bir coğrafyayı nasıl birleştiriyordu?
Balkanlar'dan Bengal'e uzanan kültürel kuşak
Tarihçi Shahab Ahmed'in "Balkanlar'dan Bengal'e Kompleksi" olarak adlandırdığı bu geniş coğrafya, Avrupa'daki Balkanlar'dan Türkiye, İran ve Orta Asya üzerinden Afganistan'a, oradan da Hint alt kıtasının büyük bölümüne uzanıyordu. Erken modern dönemde bu alan Osmanlı İmparatorluğu, Babürlü Hindistan, Timurlu Orta Asya ile Safevi ve Kaçar Persya'sını kapsıyordu.
Tarihçi Robert Canfield'ın aktardığına göre Farsçanın egemen olduğu coğrafyada seçkinler arasında dikkat çekici bir kültürel benzerlik yaşanıyordu. Farklı imparatorlukların yönetici sınıfları benzer görgü kurallarını, giyim tarzlarını benimsiyordu; aynı edebiyatı ve görsel sanatları paylaşıyordu.

Farsça Güney Asya'nın yönetim dili oldu
14. yüzyıla gelindiğinde Farsça, Güney Asya'da en yaygın kullanılan yönetim dili haline gelmişti. 16. yüzyılda kurulan ve altın çağında dünyanın en zengin devleti konumundaki Babürlü İmparatorluğu, Fars ve Hint kültürlerinin karmaşık bir sentezini yarattı. Bu sentezin en bilinen fiziksel yansıması Agra'daki Tac Mahal, mutfak kültüründeki yansımaları ise biryani, haleem ve nihari gibi yemekler oldu.
Akademisyen Arthur Dudney'e göre bir noktada İran değil Hindistan, Fars edebiyatı ve bilim insanlarının hamiliği açısından dünyanın başlıca merkezi haline geldi. 19. yüzyılda İran'dan daha fazla Farsça sözlük Hindistan'da yazılmıştı.
Hafız'ın şiiri İslam dünyasını birleştirdi
Bu kültürel birliğin merkezinde İran'ın Şiraz kentinde yaşamış ortaçağ şairi Hafız'ın eserleri yer alıyordu. Yazar Leonard Lewisohn'a göre 1950'lere kadar İran, Afganistan ve Hindistan'daki Müslüman çocuklara önce Kur'an, ardından Hafız'ın şiirleri ezberletiliyordu.
Farsça şiirin Güney Asya'daki en kalıcı mirası ise bugün hâlâ popüler olan Sufi müzik türü kavvali oldu. Kavvalinin öncüsü Türk-Hint şair Emir Hüsrev, müziğin arındırıldığında erdemli ve anlamlı olabileceğini Farsça beyitlerinde işlemişti.
Farsça nasıl ve neden geriledi
İngiliz sömürge yönetimi altında Farsçanın resmi kullanımı yasaklandı ve dilin prestiji hızla düştü. Pakistan'da 1980'lerde General Ziya ül-Hak yönetimi, Urduca'daki Farsça kelime dağarcığını Arapça karşılıklarla değiştirme kampanyası başlattı. Hindistan'da ise Narendra Modi hükümeti, ülkenin Müslüman mirasını silmeye yönelik adımlar atarak pek çok şehrin Farsça ve Arapça isimlerini Sanskritçe karşılıklarıyla değiştirdi.
Türkiye'de de Osmanlı'nın çöküşünün ardından Atatürk'ün modernleşme programı kapsamında Farsça eğitimi müfredattan çıkarıldı. Ahmed'in ifadesiyle tüm bu süreçler, Farsçanın Balkanlar'dan Bengal'e uzanan devasa bir anlam üretme ağının kıtalararası dili olma niteliğini kaybetmesine yol açtı. Bugün yalnızca zengin bir kültürel dünya değil, büyük ölçüde o dünyanın hafızası da kaybolmuş durumda.





