Son Mühür- Birlik Sağlık Sen Genel Başkanı Ahmet Doğruyol, Son Mühür TV’de yayımlanan Sıcak Bakış programına konuk oldu. Sıcak Bakış programında Tunç Erciyas’ın sorularını yanıtlayan Doğruyol,
“Haziran ayında da maalesef sorunlardan arınamadık. Sorunlar üzerine sorun yaşamaya devam ediyoruz. Genel itibarıyla baktığımızda, pek çok kurumumuzdan gelen sıkıntıların yanında, haziran ayı aynı zamanda çalışanlarımızın 3 Temmuz’da açıklanacak enflasyon farkı ve maaş artışı beklentisinin yoğun olduğu bir dönem.
Tabii biz sendikal faaliyetlerimiz açısından değerlendirdiğimizde ise yine maalesef kurumlarımızdan gelen sorunlar ve çalışanların yaşadığı sıkıntılar üzerine yoğunlaşmak zorunda kaldık. Bu kapsamda Kiraz Devlet Hastanesi ile ilgili de bir açıklama yaptık. Yaptığımız açıklamada, oradaki hekim arkadaşlarla ilgili bazı sıkıntıları dile getirdik.
İdareciliğe yakışmayacak şekilde çalışanların şikayet edilmesi, sonrasında bu konuların farklı şekillerde ele alınması gibi problemler yaşıyoruz. Her zaman söylüyoruz idarecilik ile yöneticilik farklı şeylerdir. Genel itibari ile baktığımızda, sıkıntıların daha çok küçük ölçekli hastanelerde, yani 50 yataklı, 25 yataklı, 70-75 yataklı hastanelerde yoğunlaştığını görüyoruz.
Bir diğer konu da kurumlarda sözleşmeli yöneticilerimizin bazı yerlerde uzun yıllar görev yapması. Bu durumda, sanki hastane kendi şahsi işletmesiymiş gibi bir algı oluşabiliyor. Oysa sonuçta orası devletin kurumu, kamu kurumudur. Bunu her zaman ifade ediyoruz. Kurumda görev yapan başhekim ya da müdür, kendi asli görevlerini yerine getirecek.
Onun haricinde de diğer yandan çalışan arkadaşlar da kendi görevini yerine getirecek.Bizler sendika olarak kimse bizim düşmanımız değil. Bunlar hep böyle geldi, böyle devam ediyor. Bazı arkadaşların sahiplenme duygusuyla ne kanun ne de yönetmelik tanıyor” dedi.
“Bugün etik diye bir şey kalmadı”
Siyasetin de kurumlar üzerinde etkisine de değinen Doğruyol, “Bir hemşire arkadaşımızın yüzde 100 haklı olduğu durumda, diğer arkadaşın yer değişikliği nedeniyle şikayet edilmesi ve CİMER’e yapılan şikayet tartışılıyor. Bugün etik diye bir şey kalmadı. Bu arkadaşların ne zaman şikayet edildiği, ne zaman yer değişikliği yapıldığı ortada.
Bu kadar etik dışı bir çalışma olamaz. Bir ilçemizde yine bir hastane müdürü orada çalışanların telefonunu engelliyor. Siz kurumda müdürseniz o arkadaşlar size sıkıntılarını iletmek zorunda. Bu arkadaşların telefonunu neden engelliyorsunuz? İdarecilere yakışmayan şekilde o kadar basit düşünüyorlar ki…
İl Sağlık Müdürlüğü’ne ilettiğimizde, ‘bizi böyle küçük hastanelerle uğraştırmayın’ şeklinde yaklaşım olduğunu görüyoruz. Oysa orada huzurun sağlanabilmesi bizim orda olmamız gerekiyor. Biz görevimizi yapabilmek için elimizden gelen tüm çabayı gösteriyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Sağlık sektöründe mobbing ve şiddet sistematikleşmiş durumda”
Başkan Doğruyol sektörün kanayan yarasına da değindi. Mobbing ve şiddet olaylarının sistematikleşmiş olduğundan bahsede Doğruyol; “Sağlık sektöründe mobbing olayı ve şiddet bitmiyor. Bu maalesef sistematik bir şekilde oluşmuş durumda. Bizim sağlık çalışanlarımız 7/24 vatandaşlarımız hizmet eden bir meslek grubudur.
Sağlık çalışanlarımızın verdiği hizmetten dolayı siyasi iktidar bunu oy kapısı olarak görüyor. Hizmette pek çok aksaklık ve olmaması gereken durumlar var. Sağlık hizmetlerimiz vatandaş memnuniyeti üzerinden yürütüldüğü için vatandaş memnun olsun ne olursa olsun diye bir mantık hakim. Fakat vatandaş ihtiyacı olduğu hizmeti almalı.
Bu sürekli ifade ettiğimiz bir konu. 112’lerdeki ambulanslarımızın gereksiz vakalara gitmesi. 112’nin asli görevi acil vakalara müdahale etmektir. Devlet hastanelerimiz gelir elde etmek amacıyla tahlil ve tetkiklere yoğunlaşmış durumda. Özellikle özel hastaneler ayrı bir konu olarak değerlendirmeli.
Sağlık hizmeti sunumunun düzgün bir şekilde verilmesi gerekiyor. Sağlık hizmeti düzgün bir şekilde verilmesi gerekiyor. Kurumlar bizim kurumlarımız vatandaşlar bizim vatandaşlarımız hepimiz aynı toplumun insanlarıyız. Biz bunu kötülük olsun diye söylemiyoruz nasıl daha iyi olur çabasını ifade ediyoruz.” diye konuştu.
“Siyasetin müdahalesinden kamu kurumlarımızın kurtulması lazım”
“Devlet hastanelerinde yöneticilerin kriterlerinden biri de hastanelerinin gelir gider dengesidir. Anayasa da Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir devlet olduğu ifade diliyor Sosyal bir devletin de asli görevi; eğitim, güvenlik, sağlık gibi hizmetleri tüm vatandaşlara tarafsız olarak eşit ve ücretsiz sunmaktır. Burada öncelik Sağlık Bakanlığına bağlı yöneticilerimizin sözleşmeli sistemden çıkarılmasıdır. Bu gerçekleşmediği sürece siyasetin Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlara müdahalesinden kurtulmak mümkün olmayacaktır.
2-3 gün önce istifa eden bir hastane müdürümüz, ben siyasetin bu kadar müdahil olmasını hazmedemediğini ve bundan dolayı kurumu yönetemediğini belirtti. Bunun gibi birçok örnek mevcut. Siyasetin bu müdahalesinden kamu kurumlarımızın kurtulması lazım. Saygı duyduğumuz noktalar da var: bir iktidar değişikliği olduğunda, iktidar kendine yakın gördüğü bir kişiyi il sağlık müdürü ataması gibi durumlar olabiliyor. Bunlar olabilecek şeyler.
Ancak bunu durumu çalışan personele yansıttığımız zaman altından kalkmak mümkün olmayabilir. Bundan dolayı Sağlık Bakanlığı’nın 660 sayılı kararname ile sözleşmeli yöneticilikten sisteminden çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Bundan kurtulduğumuz zaman siyasetin müdahalesi de kısmen azalacak ve kurumlarımız çok daha sağlıklı sağlık hizmeti vermek için çalışmalarına devam edecektir.”
“112 servisindeki çalışanlarımızın gece mesaileri 5 aydır ödenmedi”
Doğruyol programda 112 servis çalışanlarının durumundan da bahsetti. 112 servis çalışanlarının mesai konusuna değinen Başkan şu ifadeleri kullandı:
“Geçen ay 112 servis çalışanlarının gece mesailerini alamadığı konusu ele alınmıştı. Bu konuyla alakalı herhangi bir gelişme yaşanmadı. 112 servisindeki çalışanlarımızın gece mesaileri 5 aydır ödenmemiştir. Sağlık Bakanlığından gece mesailerinin ödenmesi ile ilgili bir yazı bekliyoruz. Sağlık Bakanlığı hastanelere ödeme yaparken, birinci basamakta çalışan 112 servisindeki personelin de bu ödemelerden faydalanması gerekiyor. Ancak bu ücret aylardır ödenmemekte.
112’nin görevi, vatandaşı en yakın hastaneye ulaştırmaktır. Vatandaşı hastaneye teslim ettiği anda 112’nin görevi sona erer. Vatandaşın ‘’ambulansla gidersem işlerim daha hızlı görülür’’ şeklinde bir ayrıcalığı yoktur. Vatandaş ister ambulansla ister kendi imkanlarıyla acile başvurabilir.
Acil servise başvuruda ambulansla gelmek ile kendi imkanlarıyla gelmek arasında herhangi bir fark bulunmuyor. Önceliği olan hastalarımız bellidir. Vatandaşlarımızın bu konuda bilinçlenmesinde fayda var. Sağlık sisteminde sevk zincirinin hayata geçirilmesi gerek.
Vatandaşlarımız randevu almakta zorluk çekiyorlarsa aile hekimlerimize verilen kontenjan aracılığı ile daha hızlı randevu alabiliyorlar. Örnek verecek olursak ortopedi polikliniğe gidecek olan vatandaşımız normal randevu aldığında 1 ay sonrasına randevu alabiliyorsa, aile hekimlerimiz 2-3 gün içinde randevuyu hızlıca oluşturabiliyor. Sevk zincirini bir nevi uygulanmaya çalışılsa da bu sistemin asıl uygulama yöntemi bu değildir. Oy derdinden dolayı sevk zincirini tam olarak uygulayamıyoruz.”
“Belirli bir standardın içine girilmesi gerektiği düşünülmekte”
“Doktor MR, tomografi ya da röntgen çektirin dediğinde verilen randevuların çok geç olması söz konusu. Sadece İstanbul’da çekilen MR ve tomografi sayısının bildiğimiz kadarıyla tüm Avrupa’dan fazla olduğu ifade ediliyor.
Bu kadar MR ve tomografi çekilmesinin gereği olmadığı düşünülüyor. Bir hastanın olumsuz sonuçlanabilecek bir sağlık durumuyla ilgili MR ya da tomografi çekildiğinde, yarın bu konu yargıya taşındığında hekim de ‘’bakın ben bu hastanın MR’ını çektim, kan tahlillerini yaptım, benim hatam yok’’ diyerek kendini güvence altına almaya çalışıyor.
MR, tomografi ve röntgenin insan sağlığı açısından özellikle tomografinin belirli zararları olduğu bilinmektedir. Eskiden ‘’6 aydan önce röntgen çekilmez’’ şeklinde bir anlayış de vardı. Şu an bu kriterlere uyan yok. İnsan radyasyon aldığından dolayı bunu minimuma indirgememiz gerekiyor. Vatandaşımız kanser ilacı aldığında vücut dengesini bozduğundan dolayı toparlaması da bir süre alıyor.

Bu nedenle belirli bir standardın içine girilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Geçtiğimiz günlerde yaptığımız açıklamalarda kamunun hizmet satın aldığı şirketler ile ilgili memurlarımıza enflasyon farkı her ay ödenmezken 2023-2025 de yayınlanmış olan genelgelerle bu enflasyon farkı her ay otomatik olarak şirketlere ödeniyor.”
Yemek ücretleri konusunu es geçmeyen Başkan sözlerine şöyle ekledi: “Ülkede en fazla geçim zorluğu çeken kesim ise genel itibarı ile sabit gelirli gruplardır; askeri ücretliler, emekliler, işçiler ve memurlar. Eşer mobil sistemi ile maaşları ödeyen enflasyon ortamında çalışanlarımız eksiye girmesin, değer kaybına uğramasın diyerek göz ardı eden yöneticiler maalesef şirketlerin paralarını her ay enflasyon oranında arttırarak ödeniyor.
Örneğin geçtiğimiz zaman diliminde Ege Üniversitesi Hastanesi yemek ücretini 160 TL olarak almış, aynı yemek hizmetini İzmir İl Sağlık Müdürlüğü olarak 107.5TL’ye alınmıştır. Burada da %50’ye yakın fark var. İkisi de kamu kurumu olduğundan dolayı masaya yatırılması gereken konulardan biri.
Bu hassasiyetlerinden ötürü İl Sağlık Müdürlüğü yetkililerine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu hassasiyetin yanında askeri ücret denklenmesi ile enflasyon farkının her ay ödenmesi birlikte değerlendirildiğinde, 107,5 TL’lik yemeğin üzerine koyduğumuzda 107.5 TL’ye Aralıkta alınan yemek Haziran ayında 125 TL olmuştur. Personel giderlerine de içine kattığımız zaman yaklaşık 200 TL civarına ulaşmıştır. Binlerce kişiye yemek veren şirket 200 TL’ye 3 4 çeşit doyurucu yemek veriyor.”
“Üniformadaki renk konusu bu şekilde mümkün değil.”
Uzun süredir gündemdeki yerini koruyan renk konusundan ise; “Vatandaşın işini kolaylaştıracak bazı meslek grubuna renkler belirlenebilir ve bu renklerle dışarıdan gelen vatandaş, hastaneye giren kişinin doktor, hemşire ya da teknisyen olduğunu daha rahat bir şekilde ayırt edebilir. Örneğin teknisyenlerin giyeceği bir renk olarak bej rengi belirlenmiş durumda.
Geçtiğim günlerde bir arkadaşımın aradı, eşi teknisyen. ‘’Ben eşimi o renk giydirmem’’ dedi. Ben de ‘’giydirme ‘’dedim. ‘’Biz arkandayız, gerekirse yargıya gideriz, sen rahat ol’’ dedim. ‘’Tamam’’ dedi. Yani şimdi böyle bir mantık olamaz. Bir şey yapılırken çok daha geniş kapsamlı düşünmek zorundayız.
12 tane renk var ve yaklaşık 700.000 personel var bildiğim kadarıyla. Bu da sonuçta bir maliyet, bir taraftan da dağıtım zorluğu söz konusu. Senede iki kere planlanıyordu.
1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla geçilecekti, 1 Haziran 2026 itibarıyla da herkesin zorunlu olarak geçmesi öngörülüyordu. Haziran’ı bitirdik, Temmuz’a girdik. Peki uygulamaya geçen var mı ? Yok. Bu olacak bir iş değil. Sağlık Bakanlığı olarak ayakları yere basan bir proje ortaya koymak lazım. Elbette bazı düzenlemeler gerekli olabilir.
Hekimlerimiz için bir renk, hemşirelerimiz için bir renk, teknisyenlerimiz için bir renk gibi 2-3 renk ile bu iş çözülebilir. Ayrıca personelin de benimseyeceği koyu tonlardaki renkler tercih edilerek bu sorun aşılabilir.
Bu çok zor bir şey değil. Ama bu şekilde mümkün değil. Yılda iki kez en ücra noktadaki sağlık evinde görev yapan bir ebeye ulaştırmak bu pratikte mümkün değildir. Tüm kurumlarda beden uyumu, kumaş kalitesi ve dağıtım gibi birçok farklı sorun ortaya çıkacaktır. Bu nedenle bu sistemin yürümeyeceği bugünden bellidir.
Sağlık Bakanı bu konuda yeni bir adım atmalıdır. Bunu yaparken de sadece çevresindeki birkaç kişiyle değil sivil toplum kuruluşları, meslek odaları ve yapıcı öneriler sunabilecek sendikalar ile birlikte değerlendirme yapılarak daha sağlıklı ve uygulanabilir bir sistem oluşturabilir.” diye bahsetti.
“Memurların alım gücünün daha ilk aydan %5 eridi”
Alım gücünün her geçen gün düştüğünden da bahseden Doğruyol yetkili sendikanın enflasyon artı ek bir zam konusunda gerekli pazarlığı yapamadığı dile getirerek;
“Zam yapılacak ayda enflasyon %1,03 olarak açıklandı. Zam yapıldıktan sonra ilk ayda ise enflasyon %5,30 oldu. Bu da memurların alım gücünün daha ilk aydan %5 eridiği anlamına geliyor. Temmuz ayında açıklanacak enflasyon oranı da maaş artışları açısından belirleyici olacak.
Örneğin enflasyon %15 seviyesinde gerçekleşirse, daha önce verilen zam oranının enflasyon karşısında bir anlamı kalmayacak. Çalışanların maaş artışı büyük ölçüde enflasyon farkını telafi etmeye yönelik olacak ve kazanç sağlamayacaktır. Dolayısıyla enflasyon oranları dikkate alındığında, açıklanan zamların çalışanların alım gücünü korumakta yetersiz kaldığı ifade edilmektedir” dedi.
Birlik Sağlık-Sen olarak hiçbir siyasi partinin kontrolünde olmadıklarını dile getiren Ahmet Doğruyol, sendikaların bağımsız olması gerektiğini söyledi. Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve bütünlüğü içerisinde tüm siyasi partilere eşit mesafede olduklarını ve sendika faaliyetlerini bu anlayışla yürüttüklerini ifade etti. Sendikaların siyasi partilerin kontrolünde olmasının doğru olmadığını belirtti.
“Örnek olarak 2021 yılı üzerinden konuşacak olursak, beklenen enflasyon %5.4 , imzalanan zam %3.3 , gerçekleşen enflasyon ise yaklaşık %35 civarında oldu. Yani hedefle gerçekleşen arasında ciddi bir fark var. Zaten bugüne kadar da verilen enflasyon hedeflerinin tutmadığını görüyoruz. Bundan sonra da tutacağını düşünmüyoruz.
Bu nedenle biz şunu söylüyoruz. Öngörülen enflasyona değil, gerçekleşen enflasyona göre her ay eşel mobil sistemiyle maaşların güncellenmesi gerekiyor. Çünkü bu ülkenin omurgasını çalışanlar oluşturuyor. Asgari ücretliler, memurlar ve işçiler bu yapının temelini oluşturuyorlar.” diye ekledi.




