Son Mühür- Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Hukuk Kurulu, 5 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği değişikliğine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Açıklamada, düzenlemenin dayanağını oluşturan 24 Temmuz 2025 tarihli 7554 sayılı kanun değişikliğine de atıf yapılarak, ÇED süreçlerinde önemli yapısal değişiklikler yapıldığı ifade edildi.

EGEÇEP’in açıklamasına göre, Çevre Kanunu’nun 10. maddesinde yapılan değişiklikle “ÇED gerekli değildir” ifadesi mevzuattan çıkarıldı. Bunun yerine, projeler için ÇED süreci tamamlanmadan teşvik, onay, izin ve ruhsat başvurularının yapılabilmesinin önü açıldı. Platform, bu değişiklik sonrası yönetmelikte yapılan düzenlemelerle birlikte ÇED uygulamasının işleyişinde yeni bir döneme girildiğini belirtti.

“Tanıtım dosyası üzerinden karar verilebilecek”

Açıklamada, özellikle EK-2 listesinde yer alan projelere ilişkin uygulamanın değiştiğine dikkat çekildi. Buna göre, bu projeler için artık kapsamlı bir ÇED raporu hazırlanmadan, yalnızca proje tanıtım dosyası üzerinden değerlendirme yapılarak “ÇED olumlu” kararı verilebilecek. EGEÇEP, bu durumda halkın katılımı toplantısı gibi süreçlerin her zaman işletilmeyebileceğini vurguladı. Yönetmelikte yapılan bir diğer değişiklik ise “muafiyet” kavramına ilişkin oldu. Yeni düzenlemeyle bazı projelerin, niteliği veya kazanılmış hakları gerekçe gösterilerek ÇED kapsamı dışında tutulabileceği ifade edilirken, “kanunen muafiyet” ifadesindeki “kanunen” ibaresinin kaldırıldığına dikkat çekildi. Bu değişiklikle muafiyetlerin yönetmelik düzeyinde de belirlenebileceği aktarıldı.

“İsim değişti, inşaat öncesi aşama devre dışı”

Denetim süreçlerine ilişkin düzenlemelere de değinilen açıklamada, ÇED denetiminde “inşaat öncesi” aşamanın kapsamdan çıkarıldığı belirtildi. Buna göre denetim faaliyetlerinin, ÇED kararı sonrasındaki süreçlerle sınırlı hale getirildiği ifade edildi. EGEÇEP, yönetmelikte yer alan “İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu” ifadesinin “Komisyon” olarak değiştirilmesine de dikkat çekerek, bu değişikliğin komisyonun işleyişine etkilerinin uygulamada görüleceğini kaydetti.

“Turizm bölgesi kararları Bakanlık’a bırakıldı”

Turizm yatırımları ve bazı özel alanlara ilişkin düzenlemeler de EGEÇEP’in açıklamalarında yer aldı. Buna göre, turizm bölgeleri, turizm tesisleri ve belirli kapasite artışı projelerinde ÇED sürecinin nasıl yürütüleceğinin Bakanlık tarafından belirlenebileceği ifade edildi. Ayrıca “kuraklık” hali de özel hükümler kapsamına eklendi. EK-1 ve EK-2 listelerinde yapılan değişikliklere de yer verilen açıklamada, bazı projeler için ÇED zorunluluğu eşiklerinin yeniden düzenlendiği aktarıldı. Karayolu ve demiryolu projelerinde uzunluk kriterleri değiştirilirken, madencilik, enerji ve sanayi tesislerinde kapasite sınırlarında güncellemeye gidildi. Güneş enerji santrallerinde ise ÇED kapsamına girme sınırlarının yükseltildiği belirtildi.

Düzenlemelere ilişkin EGEÇEP’ten değerlendirme

EGEÇEP, tüm bu düzenlemelerin ardından ÇED süreçlerinin kapsamı, işleyişi ve uygulama yöntemlerinde önemli değişiklikler meydana geldiğini ifade etti. Öte yandan 7554 sayılı kanuna ilişkin olarak 260 milletvekilinin başvurusuyla Anayasa Mahkemesi’nde inceleme sürecinin devam ettiği de hatırlatıldı.

Öte yandan EGEÇEP açıklamasını şu sözlerle bitirdi;

“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. maddesi yaşam hakkını mutlak ve vazgeçilemez temel insan haklarının başında saymaktadır. Çünkü yaşam hakkı, diğer temel hak ve özgürlüklere sahip olmanın ön koşulu olup, diğer hakların söz konusu olabilmesi, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının gereği gibi sağlanmasına bağlıdır. Çevre hakkı ile yaşam hakkı bu nedenle anlamlı bir bütün oluşturmaktadır. Çevre hakkının ise bilgiye erişim, karar alma süreçlerine katılım ve adalete erişim şeklinde 3 temel unsuru olduğu genel kabul görmektedir. Bunun düzenlendiği en önemli hukuk metni olan Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Çevresel Karar Verme Sürecine Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru Sözleşmesi (Aarhus Sözleşmesi) ile çevre hukukunun gelişiminde yeni bir dönem başlamıştır. Türkiye, bu sözleşmeye taraf olmamakla birlikte AİHM Türkiye’nin taraf olduğu kararlarında ve Anayasa Mahkemesi'nin bazı kararlarında Aarhus Sözleşmesi hükümlerine dayanılmaktadır. Örneğin; (Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Numarası; 2013/2552, Karar Tarihi; 25.12.2016) Diğer yandan Avrupa Konseyi Parlamentosu 27 Haziran 2003 tarihinde, çevre ve insan hakları konusundaki 1614 (2003) sayılı Tavsiyeyi kararında; "...İnsan Hakları Avrupa Anlaşmasının 2,3 ve 8. maddeleri ile anlaşmayı Kabul Protokolünün 1. maddesi ile garanti edildiği şekli ile aile ve özel hayata, sağlığa, hayata, şahsın fiziksel bütünlüğüne ve iyiliğine uygun bir korumayı sağlamak, aynı zamanda çevreyi koruma gereksinimi de özellikle hesaba katmak gerekmektedir. İnsanlara, sağlıklı, yaşanabilir ve haklara sahip bir çevrede yaşama hakkının tanınması, Devletlerin çevreyi milli yasalar ile, tercihen Anayasa düzeyinde koruma zorunluluğunu da kapsar. Aarhus Anlaşması tarafından tanınan, çevresel bilgilere, karar prosedürlerine ve çevre konulu mahkemelere halkın katılım hakkının ve bireysel hukuk haklarının garanti edilmesi...." ni kararlaştırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Konseyi üyesi olmakla, 1614 sayılı tavsiye kararı gereğince, sağlıklı çevrede yaşama hakkı ile ilgili değerlendirme yapılırken Aarhus Sözleşmesi hükümlerinin gözetilmesi gerekmektedir. Anayasanın 90. maddesinin son fıkrasının üçüncü cümlesiyle, evrensel ve bölgesel ölçekli uluslararası insan hakları hukukunun kaynaklarını oluşturan sözleşmelerden taraf olduklarımızı, denetim organlarının kararlarını da kapsayacak biçimde ulusal düzenlemelere üstün tutarak doğrudan, doğruya uygulama yükümlülüğü getirilmiştir. 7554 Sayılı Kanunun 1.maddesi ile Çevre Kanununda yapılan değişiklikten sonra yapılan bu yönetmelik değişikliğiyle ÇED kapsam dışı olan projeler artırılmış, ÇED süreçleri etkisiz hale getirilmiştir. Bu nedenle yönetmelik değişikliği, Anayasanın 17 ve 56. Maddesi ile Anayasanın 90. maddesi ile anayasa aykırılığı dahi ileri sürülemeyecek uluslararası çevre koruma sözleşmelerine aykırılık oluşturmaktadır.”

Muhabir: Emine Kulak