Annesi, babası... Büyükannesi, dedesi... Halası, teyzesi... Yengesi, eniştesi... Her evdeki torun, tombalağı... Kapıdan geçen esnafı... Mahallenin bakkalı... Eskiden bekçiler dolaşırdı sokaklarda... Düdükleri dudakta... Onların yerine şimdi...

“Hazır yemek getirenler çalıyor kapımızı...”

Ya torun, tombalak?
Hepsi...
Yaşatıyor kalplerde bu prenses şehri...
Üstelik...

“Tam 8 bin 500 yaşında...”

Havasıyla, suyuyla, hoşgörü ve demokrat kimliği ile...
Sadece bize değil, Türkiye'ye özel bir şehir...
Adı “İzmir”, taaa asırlar öncesinden...

...Ve, bu kentin “bayramı” aslında “Türkiye'nin bayramı”...

*

Bakın neden...
İşgale uğradığı “15 Mayıs 1919” ile kurtuluşunu ilan ettiği “9 Eylül 1922” arasında yaklaşık “üç buçuk yıl” düşman çizmesi altında inleyen Türkiye'nin kıskandıran kenti İzmir, “kurtuluşu” ile şu sırada “103 yaşında” koşan Cumhuriyet'in “kuruluş”unu ilan eden “Prenses” bir şehirdir...

Devrim Tarihimiz şöyle diyor:

Yıl; 1922...

Atatürk'ün önderliğinde Cumhuriyet'e koşarken...
Kanlı savaşlar veriyoruz...
Mutlu son için...
Düşman çizmesi altında inleyen en küçük ilçenin...
Hatta köyün kurtarılması gerekiyor...
Çocuk yaştaki Mehmetçikler, hatta kadınlar bile cephede...

*

1922'nin “3 Ocak'ı ile 27 Aralık'ı” arasında...
Tam 359 günde - buraya dikkat lütfen - Misaki Milli sınırları içinde...
Tam 254 yerleşim merkezi...

(Şehirler, kasabalar ve köyler) düşmandan temizlendi...

3 Ocak 1922'de İçel / Mersin'den başlayan “Kurtuluş Destanı”...
Ne ilginç rastlantıdır ki, 27 Aralık'ta İçel / Tarsus'un düşman işgalinden kurtulması ile noktalanır...

Whatsapp Image 2026 09 09 At 07.04.28

13 Şubat'ta Erzincan'dan tutun, 3 Mart'ta Erzurum Aşkale'ye...
2 Nisan'da Van'dan, 21 Haziran'da Sakarya'ya...
2 Eylül'de Eskişehir'den...
17 Ekim'de Çanakkale Gökçeada'ya kadar uzayıp giden takvim günleri...
Onurlu ama kanlı “kurtuluş zinciri”nin birer halkası olmuştu...

Bu tarihlerin tamamı “bir asırdan fazladır” coşkuyla kutlanıyor...

Ancaaaak, hiçbiri...
Ne o günlerde...
Ne de sonrasında...

“İzmir'in Kurtuluşu” kadar iz bırakan bir “destan”ı bağrında yaşatamıyor... Çoğu kez, bir kaç “hatırlatıcı” içerik taşıyan konuşma ve folklor gösterileri ile başlayıp sona eriyor...
Ama...

“İzmir'in kurtuluşu öyle mi?”

Destansı özelliğini kahramanlığa...
Yunan'ın denize dökülüşünü ise...
Cumhuriyet'in kuruluşuna bağlayacaksınız “9 Eylül”den söz ederken...
Bu nedenle...

“9 Eylül” sadece İzmir'in değil...
“Türkiye'nin Bayramı”dır; bunu unutmayalım...

*

Dünyada eşi-benzeri yok...

“Sadece 23 gün 23 gecede...”

Afyon'dan Çanakkale Gökçeada'ya kadar...
İnanılmaz büyüklükte bir coğrafya düşmandan temizleniyor...

Dahası...

9 Eylül'de düşman denize döküldükten sonra Atatürk şu sözleri boşuna mı söylüyor:

“İzmir; halkın elemlerini (kederlerini), feryatlarını, kararlılık ve imanını ifade etmek için parola olmuştur... Çok değerli olan İzmir, elbette düşmanın eline bırakılamazdı ve nitekim bırakılmadı...”

...Ve, bu nedenledir ki...

“İzmir Marşı”nı bu şehirde yedi yaşındaki çocuklar bile...
Sular, seller gibi “ezbere” söyler...
Bu nedenledir ki...
Bu şehirde her “9 Eylül” bir “Cumhuriyet Bayramı” gibi kutlanır...
Bu nedenledir ki...
O gün sadece İzmir değil, Türkiye kurtulmuştur...
...Ve, yine bu nedenledir ki...
9 Eylül için, sadece “İzmir'in kurtuluşu” demek yeterli değildir...
“Bu ülkenin kurtuluşu...” diyerek tarihin hakkını vermek gerekir...
Öyle değil mi?

Nokta...

Hamiş: “Keşke 9 Eylül ulusal bayram olsaydı...” diyenler olduğunu unutmayalım...

Sonsöz: "İzmir, mazinin binbir meselede olduğu gibi gafleti neticesi olarak o mezalime maruz kalmıştır... Artık o vakitler ve o dakikalar çoktan geçmiştir... Ve bu noktayı çok iyi ortaya koymak için ilaveye mecburum ki ve bütün cihan işitsin ki, efendiler, artık İzmir hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı çok mukaddes bir topraktır... / Gazi Mustafa Kemal Atatürk...”