Harika kadın 12 yaş büyüktü erkekten... “Bana mısın?” demediler... Aşklarını dolu dolu yaşadılar... Tam “sekiz yıl, üç gün” süren emsalsiz bir “hayat ortaklığı”nı... Azrail’in “The End” dediği güne kadar...
Hazin bir ayrılığın / bitişin sembolü gibi...
Bu aleme “Hediyemiz olsun!” diye sundular...
7 Nisan 2005, hikayedeki erkeğin sonsuza yürüşü ise...
20 yıldan fazla olmuş
Büyük aşkının bu dünyaya veda edişi ise…
Neredeyse 37 yıl oldu bile...
Zaman nasıl da kanatlanıp uçuyor sanki!
*
Masal gibi bir aşk yaşadılar...
Duyanlar inanmadı...
Tanık olanlar ise,
O hazin aşkın bitişine sadece,
Gözyaşları ile eşlik ettiler...
*
Genç kadın, İstanbullu aristokrat bir ailenin kızıydı...
İsviçre’de filoloji eğitimi görmüştü...
Özel bir lisede İngilizce öğretmeniydi...
O tarihe kadar,
Bırakın şarkı sözünü, iki satır şiir bile yazmamıştı...
Genç adam, çocukluğundan beri müziğe tutkundu ama...
Konservatuvar yerine kimya mühendisi olmayı tercih etmişti...
Kendisini “Notaların Efendisi” gibi hissediyordu...
Haksız da değildi aslında...
Daha o yaşta...
“1975 Eurovision Şarkı Yarışması”nın...
Sinyal müziği “Çoban Yıldızı”nı besteleyerek,
Şöhrete giden yolun kapısını aralamıştı bile...
Esmer güzeli naif İngilizce öğretmeni ile kimyacı bestekar...
İlk kez bir davette karşılaştılar...
Ve...
“İşte Öyle Bir Şey…” dedirten...
Bir sevda masalının kahramanları oluverdiler...
Sonra bi’daha hiç ayrılmadılar...
Çünkü, ruhların ve kalplerin valsi başlamıştı bile!..
Ve, o sırada takvimler...
1975 yılının serin bir sonbahar akşamını işaret ediyordu...
O günden sonra, içtikleri su bile ayrı gitmedi...
Aslında
Dünyaları apayrıydı ama...
Müzik onları hep bir çizgide birleştiriyordu!..
*
Artık, dünya onlara “dar” geliyordu...
Genç kadın şarkı sözü yazıyor,
Kimyacı sevgilisi onları sihirli notalar eşliğinde
Unutulmazlar arasına yerleştiriyordu...
*
Türk Pop Müziği’nin, hala ölümsüz eserleri arasında yer alan...
“İşte Öyle Bir Şey”... / “Sevdan Olmasa” / “Bir de Bana Sor” gibi…
Dillerden düşmeyen şarkılara birlikte imza attılar...
Büyük aşkın bestekarı,
“Hababam Sınıfı” filmine yaptığı müzikle...
“Altın Portakal” ödülünün sahibi oldu...
Türkiye’nin ünlü sesleri için yaptıkları şarkılar...
Sanki onların aşkını anlatıyordu:
“Bende bu cehennem gibi yürek olmasa... / Bende deli rüzgar gibi hasret olmasa... / Bir de cana can katan o sevdan olmasa... / Ah, bu hayat çekilmez…”
Erol Evgin’in seslendirdiği o şarkı
Bir kor ateş gibi düştü sevenlerin yüreğine...
43 yıl önce altın plak aldı; o tarihte milyon sattı...
Aralarındaki “derin yaş farkı”na karşın...
Türkiye, onları birbirine çok yakıştırdı...
Mümkün olduğunca gözlerden uzak yaşadılar aşklarını...
Ne var ki…
“Koca kadının gencecik çıtır sevgilisi var!” yakıştırması!
Bir “leke” gibi üstlerine yapışır kalır diye çok korktular...
Birlikte gittikleri
Polonya’daki Spot Müzik Festivali’nden sonra radikal bir karar verdiler:
“Aşkımızı, bundan böyle kimselerden gizlemeyeceğiz!”
O günlerde, film gibi bir olay geçer başlarından
Kimya mühendisi, yüksek lisans için İngiltere’ye uçar...
Yolculukta müthiş bir fırtınaya yakalanır; ölümden döner...
O heyecanla bir beste yapar ve sevgilisine yollar...
İngilizce öğretmeni, sevdiği adamı korkutan fırtınadan habersizdir...
Hissettiklerini
Binlerce kilometre öteden satırlara döker:
“İşte o an bir fırtına kopar... / Sanki o an yer yerinden oynar / Hoyrat bir rüzgar eserken / Sallanan gemi misali / Sallanır durur içimde dünya…”
*
...Ve, nitekim...
Artık, aşk aşktır ve aşk...
Dolu dolu yaşanmaya başlamıştır...
*
Sonra?
Sonra fena halde korktular...
Öyle ya...
“Ya bu aşkı Türkiye kabullenmezse?”

*
Nitekim, korkuları ağır bastı...
Aşklarını kalplerine gömdüler ve...
Saygın bir şekilde...
Bu sevda masalını bitirmeye karar verdiler!
Ne var ki
Dudaklardan dökülen “inkar sözcükleri”ne karşın...
Gözlerin yalan söyleyemediği...
Bir kez daha kanıtlanıyordu...
Sadece “iş arkadaşı” olmaya / kalmaya yemin ettiler...
*
Ve, kader ağlarını örmeye başladı...
İngilizce öğretmeni göğüs kanserine yakalandı...
Tedavi için İngiltere’ye gidip, gelmeye başladı...
O melun hastalığı yenmeye yemin etmişti...
Neşeli görünmeye çalışıyordu ama...
Uçsuz, bucaksız derin bir hüzün yaşadığı
“Koca Çınar” şarkısının sözlerinde kendini belli ediyordu:
“Sende delikanlılık, gençlik var koca çınar... / Sevda var, sen sevdanı çiğneyip geçer misin? / Öte yanda gurur var, ölesiye gurur var... / Seni unutanları... / Sen olsan sever misin?”
O İngilizce öğretmeni
Unutulmaz aşk şarkılarının söz yazarı Çiğdem Talu’ydu...
Taaaa, “43 yıl önce...”
Takvimler “28 Mayıs 1983”ü işaret ediyor...
O güzelim şarkıları öksüz bırakıp...
Bu dünyaya ve dahi “deli gibi aşık” olduğu...
Genç sevgilisine veda ederek...
“Bu alemden göçtü, gitti...”
O, milyonların ezberine giren şarkı sözlerine...
Besteleri ile can veren kimya mühendisi ise...
Sihirli notaların yaratıcısı ise “Melih Kibar”dı...
Büyük aşkını kaybettikten sonra...
Eskilerin dediği gibi, her şeyden elini /eteğini çekti...
Müziğe bile kahretti...
O’na da 2000’li yıllarda cilt kanseri teşhisi koydular...
Takvimler “7 Nisan 2005 Perşembe”yi işaret ederken...
Gencecik O da hayata veda etti...
*
Çiğdem Talu ile Melih Kibar’ın “imkansız” diye anılan büyük aşkı...
Sekiz yıl, üç gün sürdü...
O zaman diliminde...
250’dan fazla şarkıya birlikte imza attılar...
Bunca yıldan sonra bile...
Geriye
Dinlerken hepimizin kalplerini “pır pır” ettiren...
Emsalsiz aşk şarkılarını bıraktılar...
Çiğdem Talu ve Melih Kibar...
Eşi, benzerine az rastlanan ölümsüz bir aşkı...
Yarattıkları şarkılarda yaşadılar ve...
Öyle ilginçtir ki..
Ne hissettiklerini Türkiye’ye de yaşattılar!
Şimdi, “yazarı ve okuru” ile birlikte başınıza gelse...
Sevdiğinize yaşatabilir misiniz böyle bir sevda masalını?
Nokta...
Hamiş: “Birini sevdiğinde sadece kalbin atmaz, ruhun da yerçekimine meydan okur... Sevenler, birbirinin gökyüzüdür... Çünkü, dünyanın tüm ağırlığına rağmen hafifliyorsan, birinin kalbine konmuşsun demektir... Aşk, en güzel kanattır..."
Sonsöz: “Her şey seninle güzel; olmayacak düşlerin peşinde koşmak bile… / Anonim...”