“Hayat sevince güzel...” tekerlemesi pek anlamlıdır... Çünkü... Öylesine “uyumlu” üç kelimedir ki... Yaşamın... Küçük şeyleri “sahiplenme duygusu” ile anlam kazandığını anlatan... Belki de... Dünyanın “en iyimser” söz demetidir... Okumaya başladığınız “hayatın içinden” bu öykü... Eşi benzeri olmayan bir “yıldız”ın romandan farksız öyküsüdür!
Taşı-toprağı bereket İzmir'in...
Yıllar, yıllar önceki kalbi Basmane'de dünyaya “merhaba” dedi…
Sonra…
Ailesiyle birlikte Alsancak'a, “1488 Sokak”a taşındılar…
Babası Erzincanlı yol müteahhidi Mehmet Bey'di…
Annesi Fatma Hanım ise, Yugoslav göçmeni…
Evin ikinci çocuğuydu…
Sesi olağanüstüydü…
Kardeşi Belkıs Özener'in de öyle…
Ele avuca sığmaz bir kızdı…
Delikanlıydı…
Hayali unutulmaz bir şarkıcı olmaktı…
Muradına…
1952'de henüz 15 yaşında iken…
“Ege Ses Kraliçesi Yarışması”nı kazanarak muradına erdi…
*
O yıllarda TRT'de görev yapan…
Bestekar ve ses sanatçısı İsmet Yazar'a aşık oldu…
15 yaşında turneye çıkmaya başladı…
İsmet Yazar…
Bülbül sesli sarışın İzmirli kıza vurulmuştu…
Aralarında en az 15 yaş vardı…
Yaşı pek küçük olduğu için içkili gazinolarda çalışamıyordu…
Bu arada aşk bacayı sarmıştı…
Mahkeme kararı ile şarkıcı kızın yaşı büyütüldü…
Karı-koca turneye çıkmaya başladılar...
Bugünün efsane sesi…
O günlerin minik sarışın kızı…
Evliliğin ilk günlerini şöyle anlatıyordu:
“Necdet Yazar, ilk hocamdı; ilk kocam oldu… Benden 14 yaş büyüktü… Neredeyse babam yaşındaydı… Yaşımı büyütmek için annem, Necdet ve ben hakim karşısına çıktığımızda, hakim Necdet'le annemin evleneceğini zannetti ama annem (Kızım evlenecek) deyince hakim gülmeye başladı… Ben sokakta çocuklarla yakan top oynarken, Necdet, “Gönül yemek hazır...” diye seslenerek beni çağırıyordu…”
*
Boşanınca, anladı ki…
“Ekmek kapısı, aslında İstanbul'du…”
Belki…
Taşı-toprağı altın değildi ama…
Şöhret yoluna çıkanların tartışılmaz ilk durağıydı…
İyi de…
Bülbül sesli sarışın İzmirli kızın…
Yedi Tepeli Kent'e gidecek parası var mıydı?
Devreye İstanbullu sanatçı Şükran Özer Doruk girdi…
Uçak parası 70 liraydı(!)…
Güzel sarışının cebinde ise sadece 35 lira vardı…
Üstünü Şükran hanım ekledi…
Sonra “Ver elini İstanbul”…
Melahat Pars'ın alt katına yerleşti…
Gazinocularla, menajerlerle tanıştı…
Dünya artık…
İzmirli sarışın güzelin avuçlarındaydı…
*
İnanılacak gibi değil ama gerçek…
İzmirli o kız hiç (*)uvertür olmadı…
Zaten…
Hiçbir patron O'na o gözle bakmadı…
İzmir'den “demir leblebi” bir kız gelmişti…
O günlerde bile…
Solist altı olarak ünlendi; yıldız oldu…
En çok parayı Maksim'de kazanıyordu…
Rahmetli Fahrettin Aslan…
Zarfı uzattığında saygıdan içine bakamıyordu…
Eve gittiğinde ise…
Dünyalar O'nun oluyordu…
Fahrettin Aslan, O İzmirli kıza göre “Baba gibi baba”ydı…
*
Türk Sineması'nın müthiş canlandığı günlerdi…
O sırada...
Senarist ve yönetmen Hulki Saner, yeni filmi için…
Gösterişli bir kadın oyuncu arıyordu ve yıl, 1960'tı…
Göksel Arsoy ile başrolü paylaştı…
Filmin adı; “Taş Bebek”ti…
O güzel sesli İzmirli kızın…
Meğerse içinde bi'de sinema yıldızı perisi varmış…
Film, gişe rekorları kırdı…
O filmin adı…
Sarışın kızın sanat hayatı boyunca lakabı oldu…
Hala…
Bu güzel ülkede “Taş Bebek kim?” diye 100 kişiye sorun…
İstisnasız tamamı, O'nun gerçek adını söyler…
*
Her yerde assolist oldu; bi'tek “Maksim”de olamadı…
Dayanamadı…
Fahrettin Aslan'ı aradı…
Nazik bi'şekilde sordu:
“Hep yüzbaşı, yüzbaşı… Bir gün binbaşı yapmayacak mısın beni?”
Fahrettin Aslan dayanamıyor:
“Atla arabaya gel… Ama kulis kapısından girme ön kapıya gel…”
Sarışın kız, soluk soluğa gazinoya ulaştı…
Bi'de ne görsün?
Maksim'in kapısında assolist unvanının altında…
Kocaman kendi adı yazmıyor mu?
Arkasında ise Fahrettin Aslan…
Gülerek diyor ki:
“Ne binbaşısı kızım… General oldun; haberin yok!”
*
Kendi çapında izdivaç rekoru var…
Tam “altı kez” evlendi…
İlk kocası, Necdet Yazar'dı…
Daha sonra…
Bedii Çapa, Özden Çelik, Ercan Akın, Sinan Belsel ve…
Los Angeles'ta dünya evine girdiği Fahrettin Akçınar…
Diyeceksiniz ki…
Yeşil sahaların efsane ismi…
Futbolcu Metin Oktay'la adı anılmamış mıydı?
Doğru ama…
Hikayemizin güzel kahramanı diyor ki:
“Ben Metin Oktay'la sadece bir filmde rol aldım… Eğer evlenmiş olsaydım bunu gururla söylerdim… Eğer Metin Oktay'la evlenseydim bunu bütün Türkiye bilirdi… Metin Oktay, adı saklanacak bir adam değildi… Hep iftiharla söylerim… Zaten, stada gelince taraftarların, (Yenge… Yenge…) diye tezahüratları bana yeterdi…”
*
Şaşıracağınız bi'ayrıntı var ki…
“Bu kadarı olmaz!” diyeceksiniz; kesin…
Doğrudur…
“Taş Bebek” tam altı kez dünya evine girdi…
Altı adet nikah cüzdanına imza attı!..
Ancak…
Kocalarından bi'tanesiyle bile…
Aynı yastıkta “bir yıl” bile tamamlayamadı!..
Ve yine bi'tanesiyle bile...
Ne ilginçtir ki...
“Evlilik yıldönümünü kutlayamadı…”

*
Es geçmeyelim…
Hürriyet'in efsane patronu merhum Erol Simavi'den bir kızı var…
Adı; Yasemin Simavi…
Bebeği, biriciği, her şeyi…
*
Son 25 yıla imza atan üç ses sanatçısını çok beğeniyor…
Biri Tarkan…
Diğer ikisi, Sibel Can ve Ebru Gündeş…
Tabii, Sanat Güneşi Zeki Müren'i saygıyla anarak…
Gönül Yazar…
Bu güzel ülkenin assolist olarak 50 yılına imza attı…
En son 1995'te sahneye çıktı ve…
Gururla o ramp ışıklarını “yeni yıldızlara” bıraktı…
Devlet Sanatçısı unvanını yıllardır gururla taşıyor…
İzmir'de büyüdüğü 1483 Sokak…
Yıllardır...
O'nun adını taşıyor…
*
Bitiriyoruz…
Gönül Yazar, gerçek bir efsanedir…
İzmir'in bağrından kopmuş…
Yaşarken…
Türkiye'de efsane olmuş…
Bir elin parmağı kadar sanatçının önderidir…
Geçen ay (12 Ağustos)
Yaş gününün pastasını kesti, dostlarıyla…
“91 yaşına adım atışını...”
Kalpten gelen alkışlarla kutladı…
Ve…
Hala olağanüstü sese sahip…
Ve…
Gerçekten hala çok güzel, çok alımlı…
İlaveten...
Gözlerden uzak ve sakin bir hayat sürüyor...
Ara sıra hakkındaki sağlık iddialarını yalanlayan açıklamalar yapıyor...
Ve, “OdaTV” haberlerinde de yer aldığı gibi neşeli mesajlarıyla hayranlarıyla iletişim kuruyor....
...Ve, noktayı koyuyoruz:
(*)uvertür: “Seyirciyi ısıtan sanatçı...”
Nokta…
Hamiş: İzmirli Gönül Yazar, “Türk Sanat Müziği” geçmişine sahip olmasına karşın pop müzik sahnesinde de büyük başarı yakalayarak bu iki farklı türü birleştirebilen “ilk ve en önemli” öncülerden biridir...”
Sonsöz: “Sevenler en sonunda bir yerde buluşmazlar!.. Onlar en başından beri birbirlerinin içindedirler… / Hz. Mevlana…”