Türkiye’de nüfusun yüzde 93’ü il ve ilçelerde yaşıyor.
Bu oran, dünya ülkeleriyle karşılaştırıldığında olağanüstü yüksek.
Bu sadece kentleşme değil.
Bu; topraktan kopuşun, köylünün tasfiyesinin, tarımın göz göre göre bitirilmesinin göstergesi.
Köy boşaldı.
Toprak sahipsiz kaldı.
Üreten çekildi, ithalat yerleşti.
Topraktan, tarımdan kopan milyonlar kentlerin kıyılarına yığıldı.
Ne kente tutunabildiler ne de köye dönebildiler.
Ortaya çıkan tablo; ucuz iş gücü, güvencesiz yaşam ve derin yoksulluk oldu.
Bugün sürülerimizi Afgan çobanlara emanet ediyoruz. Çiftliklerde Türkmenler, Suriyeli aileler çalışıyor.
Bu insanların suçu değil elbette.
Ama şu soru ortada duruyor:
Kendi köylümüz nerede?
Bir zamanlar “kendi kendine yeten yedi ülkeden biriydik” diye övünen bu ülke,
bugün samanı, buğdayı, mısırı, eti, tohumu ithal eder hale geldi.
Sorun çok, ama asıl mesele açık.
Tarım pahalı hale getirildi.
Mazot pahalı.
Gübre pahalı.
İlaç pahalı.
Elektrik pahalı.
Üretici daha tarlaya girmeden kaybediyor.
Tarımsal mazotta ÖTV hâlâ duruyor.
Yenilenebilir enerji yıllardır anlatılıyor ama çiftçinin hayatına inmiyor.
Sonra da dönüp “neden ekilmiyor” diye soruyorlar.
ÇİFTÇİ YALNIZ
Teknoloji çağındayız ama çiftçi bu çağın dışında tutuluyor.
Eğitim yok.
Rehberlik yok.
Güven yok.
Gençler tarımdan kaçıyor.
Çünkü tarım, bu ülkede artık gelecek vadetmiyor.
Toprak parçalı, üretim dağınık.
Arazi toplulaştırması kağıt üzerinde.
Kırsal kalkınma projeleri tabeladan ibaret. Bu yapı içinde modern tarım mümkün değil.
Verim artışı hayal.
PLANSIZ ÜRETİM
Yanlış ürün seçimi, denetimsiz sanayi atıkları, plansız üretim… Toprak yoruluyor, çiftçi yoksullaşıyor.
Dedik ya, gübre pahalı, mazot pahalı.
Uzun uzun anlatmaya gerek yok:
Ekip biçmek artık maliyeti karşılamıyor.
Çiftçi ne ekerse eksin, dönem sonunda borç biçiyor.
Eskiden evladını evlendirmek isteyen,
“harman zamanını bekle” derdi.
Bugün tarla satsa yine düğün dernek kuramıyor.
Çünkü ne satılacak tarla kaldı,
ne de tarlayı satın alıp üretecek insan.
Durum bu kadar vahim.
Ar-Ge diyoruz ama destekler göstermelik.
Üreten değil, dosya dolduran kazanıyor.
SU KAYNAKLARI
Sulanabilen arazi yetersiz.
Mevcut su yanlış kullanılıyor.
Bu yüzden yağlı tohumda ithalata mahkûmuz.
Bu yüzden üretim artmıyor.
TOHUMU YOK ETTİK
Ve en kritik başlık burası.
Türkiye tohum ithal ediyor. Atalık tohumlar yok edildi.
Tohumu veren şirket, ilacı da veriyor, gübreyi de satıyor.
Yani hem zehri satıyor, hem zehrin ilacını.
Bu sadece bir tarım meselesi değil.
Bu, bağımsızlık meselesidir.
Son yıllarda yerel tohumu çoğaltmaya yönelik önemli bir çaba var. Sivil toplumun yanı sıra yerel yönetimler de bu konuda ciddi emek harcıyor. Özellikle yaz sebzelerinde yerli üretime dönüş umut verici.
Yerli tohumumuzu çoğaltabilir,
tohumdan tohum üretebilirsek;
hem sağlığımızı hem de bağımsızlığımızı koruyabiliriz.
Toprağını kaybeden bir ülke,
sofrasını kaybeder.
Sofrasını kaybeden bir ülke,
geleceğini kaybeder.
dilerseniz yarın da dilimiz döndüğünce çözüm önerilerini yazalım.