Okullar ara tatile girdi...
Milli Eğitim Bakanlığı ilk kez...
İlkokulların birinci ve ikinci sınıflara karne yerine...
“Gelişim raporu” verdi...
Gelin görün ki...
Raporda “Atatürk” yoktu...
Öğretmenler gereğini yaptı...
Her rapora...
Bir Atatürk fotoğrafı yapıştırdı...
Sayın Bakan’a göre ise...
Tepki art niyetliydi!
...Ve, bu “taze” gelişme...
Bugünleri anlatıyordu...
Hepsinden önemlisi...
O öğretmenlerimiz var ya...
O öğretmenlerimiz...
Bu güzel vatanın...
Kuş uçmaz, kervan geçmez topraklarında bile...
Hem gelecek nesli yarınlara hazırlıyor...
Hem de “minik bilgeler” üşümesin diye...
Sınıftaki sobaya odun atıyor...
Yüksünmüyor!..
Bilakis...
Yetiştirdiği bilgiye susamış minik öğrencileriyle gurur duyuyor...
*
Ya dün(!) neler olmuştu?
Yıllar, yıllar öncesine gidiyoruz...
Henüz Milli Mücadele Hareketi başlamamıştı…
Hatta...
Gazi Mustafa Kemal...
Henüz...
Türk Tarihi’nin dönüm noktası olarak bilinen...
Samsun’a bile çıkmamıştı... (19 Mayıs 1919)
*
...Ve, hepsinden önemlisi...
Anadolu'daki kongrelerin tarihleri bile belli değildi…
Bu güzel vatan için hayata geçirmeyi planladığı…
Devrimlerin hepsi belleğinde yazılıydı!
O günleri…
Gazi'nin yakın arkadaşı…
Gelecek günlerin ünlü devlet adamı…
Mazhar Müfit (Kansu) anlatırken…
Şöyle diyordu:
“Gazi, hatıra defterime ve günü gününe her olayı not edişime memnun olur, bazen de şaka yapmaktan kendisini alamazdı…”
*
İşte, öylesi günlerden biriydi…
Gazi Mustafa Kemal...
Mazhar Müfit'i görünce takılmadan edemedi:
“Hafızalarımız zayıfladığı zaman Mazhar Müfit'in defteri çok işimize yarayacak…”
Gözü, dostunun üstündeydi…
Her zamanki gibi hatıra defterini getirdiğini görünce…
Sigarasını birkaç nefes üst üste çektikten sonra şöyle dedi:
“Bu kez o defterin bir yaprağını kimseye göstermeyeceksin... Hep gizli kalacak… Bir ben, bir de sen bileceksin, şartım bu...”
Mazhar Müfit, “Buna emin olabilirsiniz Paşam” dedi…
Atatürk, unutulmasın (!) diye...
Önce o günün tarihini not düşürdü; sol üst köşeye:
“7-8 Temmuz 1919… Sabaha karşı…”
Ve, başladı yazdırmaya:
*
Zaferden sonra hükümet şekli “Cumhuriyet” olacaktır; bu bir…
İki; Padişah hanedanı hakkında zamanı gelince gereken yapılacaktır…
Üç; Tesettür (örtünme) kalkacaktır…
Dört; “fes kalkacak”, medeni milletler gibi şapka giyilecektir…
...Ve, tam bu sırada...
Mazhar Müfit'in elinden kalem düşer…
Birbirlerine bakarlar…
Gazi, “Neden durakladın?” diye sorar…
Mazhar Müfit, şaşkındır…
Atatürk'ün dostluğuna güvenerek ve de gülümseyerek şöyle der:
“Darılma ama Paşam, sizin de hayalperest taraflarınız var!..”
Atatürk'ün sesi, sertleşir:
“Bunu zaman gösterir… Sen yaz… Beş; Latin harfleri kabul edilecek…”
Mazhar Müfit, duyduklarına inanamaz…
Atatürk'ün kızmayacağını bildiği için…
“Paşam yeter, yeter…” der, ve…
Hayal ile uğraşmaktan bıkmış bir insan edası ile:
“Cumhuriyet’in ilanını başaralım da gerisi yeter!” diyerek…
Defterini kapar ve koltuğunun altına sıkıştırır…
Ardından da…
Duyduklarına inanmayan bir adam tavrıyla…
“Paşam sabah oldu... Siz oturmaya devam edeceksiniz, hoşça kalın…” diyerek yanından ayrılır…
*
Aradan yıllar geçer…
Çankaya'da bir akşam yemeğinde…
Atatürk…
Gözleriyle kadim dostunu işaret ederek misafirlerine şöyle seslenir:
“Bu Mazhar Müfit yok mu? Kendisine, Cumhuriyet ilan edilecek, tesettür kalkacak, Latin harfleri kabul edilecek dediğim ve bunları not etmesini söylediğim zaman, defterini koltuğunun altına almış ve bana hayal peşinde koştuğumu söylemişti…”
*
Atatürk, bununla kalmadı…
23 Ağustos 1925'te…
“Şapka Devrim”ini açıklamış...
Kastamonu'dan başkente dönüyordu…
Ankara'ya ulaştığında…
Otomobille eski meclis binası önünden geçiyordu...
Kapıda Mazhar Müfit'i görünce…
Yanına çağırdı ve nazı geçen dostuna şöyle seslendi:
“Azizim Mazhar Bey, kaçıncı maddedeyiz? Notlarına bakıyor musun?”
Birlikte gülümsediler...

Nokta…
Sonsöz: “Biz büyük bir inkılap (devrim) yaptık… Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük… / Gazi Mustafa Kemal Atatürk…”