slında...
MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye göre...
Gözümüzün önündeki “ahlaki yıkım” projesinin...
Belki de...
En açık dille anlatımını masanın üstüne koydu!
Bununla kalmadı...
“Türkiye, havada uçan bir günah jetine hapsedilemez!”
Diyerek...
Adeta...
Kimilerinin “akıllarını başlarına toplaması” gerektiğini hatırlattı...
İki örnek verdi...
*
Önce...
Vicdanlar ne zaman yaralanmaya başladı?
O’nu masaya koyalım...
Bahçeli’nin işaret ettiği (*)muzur...
Bir “Reşat Nuri Güntekin” eseridir, “Yaprak Dökümü”...
İlk kez 1930 yılında yayınlandı...
Dikkat!
Aradan geçen zaman “96 yıl”dır!
“Psikolojik kurgu”ya dayalı sosyal bir eser olarak...
Çok beğenildi...
Neden?
Çünkü...
Modernleşme sürecindeki Türk toplumunda...
Sosyal değişimle yitirilen değerlerin...
Ali Rıza Bey ailesinde sebep olduğu dağılma ve yıkım anlatılıyordu...
Aslında...
*
“Yaprak Dökümü”...
Reşat Nuri Güntekin'in ilk baskısı 1930 yılında yapılan toplumsal romanı...
Neredeyse...
Bir asır önce sadece “roman” olarak raflarda kalmamış!
Tiyatro’ya taşınmış...
Sinema filmi olmuş ve...
Defalarca TV’de yayınlanmış...
Üstelik...
Taaa, o günlerden bugünlere rekor üstüne rekor kırarak...
Bugünlere gelmiş...
Sosyal yaşamı zehirlemiş mi?
Bilakis...
Çok beğenilmiş, alkışlanmış...
Bilakis...
Şu mesajı vermiş:
“Ey halkım, bu romandaki gibi yoldan çıkanlar ve...
Yıkılan ailelerin gençleri hayatın birer parçası olabilir...
Dikkatli olun yanlış adreslerin kapısını çalmayın!”
Dikkat ettik mi?
Hayır!
Önerilere ve tavsiyelere uyduk mu?
Hayır!
O zaman hapı yuttuk demektir...
Sokak ortasında kadınlara sarkıntılık edenler...
Hak ettikleri cezayı(!) almaz ise...
Yeni yeni sarkıntılıkların karanlıktan aydınlığa çıkması...
İşten bile değil...

*
Sayın Devlet Bahçeli’nin çıkışı...
Magazinel bir örneği işaret etmiyor...
Bilakis...
Yaşamsal edinimlerimizin...
Nasıl da hızla “erozyon"a uğradığını hatırlatarak...
Başımızı ellerimizin arasına alıp...
Çıkış yolu bulmamızın zamanı geldiğine işaret ediyor...
Yılların siyasetçisi...
Aslında yol gösteriyor ve diyor ki:
“Atlas Çağlayan evladımız sokak ortasında katledildi...
Ahmet Minguzzi cinayeti adeta tekerrür etti...
Suça karışmış, suç işlemiş çocuklarla ilgili...
Ne gerekiyorsa yapmalıyız...
Cinnet, cinayet ve şiddet eşzamanlı mesafe alıyor...
Sanatçı ve medya mensupları uyuşturucuyla anılıyor...
Makyajlanmış hayatların ne kadar çürüdüğü görülüyor...
Bakıyorsunuz...
Bir özel jette her rezalet, her türlü iğrençlik sahne alıyor...
Ülkemiz Reşat Nuri Güntekin’in (Yaprak Dökümü) isimli eserinde yaşananları adeta aratmıyor...
Bir örnek daha...
Önüne gelen, Halit Ziya Uşaklıgil’in ölümsüz eseri (Aşk-ı Memnu) daki Bihter olmuş, yine önüne gelen aynı dizideki Behlül karakterine bürünmüş...
Türkiye, Bebek Otel’deki şaibeli olaylarla anılamaz...
Temizliğin simgesi olan bebek kelimesi...
Aşağılık ilişkilerle yan yana getirilemez...
Ve...
Türkiye, havada uçan bir günah jetine hapsedilemez...”
*
Bitiriyoruz...
Kuşkusuz bir ya da iki romandan...
Bir “memleket meselesi” çıkarmak...
Tabii ki, dikkate alınmalı...
Ne var ki...
Hepsinden önemlisi şudur aslında:
Bir roman... Bir tiyatro eseri... Bir hikaye... Bir film...
Nasıl olur da bizi “yoldan” çıkarabilir?
Aklımız, mantığımız nerede?
Bu hallere nasıl düştük?
(*)muzur: “Haylaz, yaramaz ya da her şeyi bozan”...
Nokta...
Hamiş: “Yoldaşların en iyisi güzel ahlaktır, arkadaşların en iyisi akıldır, edep ve terbiye en iyi mirastır ve kendini beğenmekten daha büyük gerilik ve cahillik olamaz... (Hz. Ali)
Sonsöz: “Bütün cihanı araştırdım, güzel ahlaktan daha üstün bir liyakat bulamadım... / Hz. Mevlana...”