Hem AK Parti’nin kuruluşunda...
Hem başbakanlık döneminde...
Hem de Cumhurbaşkanı koltuğunda...
Bıkmadı, usanmadı...
Hatta, “atasözü” yerine koyup...
Hep aynı “hassas” dileği her yerde seslendirdi; hiç atlamadı:
Ne yoruldu, ne vazgeçti:

“En az üç çocuk diyorum... Neslimizi çoğaltmamız lazım... Bu neslin artması, çoğalması lazım...”

Neden “çocuk” mevzu şu sırada bu kadar önemli?
Geleceğiz yeniden “çocuk ve nesil” konusuna...

*

Hassas bi’şekilde bakın, arayın...
Gazi Mustafa Kemal Atatürk hariç...

Ne İsmet İnönü... Ne Celal Bayar... Ne Cemal Gürsel... Ne Cevdet Sunay... Ne Fahri Korütürk... Ne Kenan Evren... Ne Turgut Özal... Ne Süleyman Demirel... Ne Ahmet Necdet Sezer... Ne de Abdullah Gül...

“Neslimizi çoğaltmamız gerekir!” dememiş...

O’nun yerine...
Devlet’in olağan işleriyle ilgilenmiş!
Ne var ki...
Ulu Önder Atatürk’ün genç Türkiye’ye öyle bir seslenişi var ki...
Tek kelime ile müthiş...
Aynen şöyle:

“Vatanın bütün ümidi ve geleceği size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır... Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her şeyden evvel Türkiye'nin istiklaline, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir..."

*

Bi’farkla...
Abdullah Gül’ün...
Söz konusu “çocuk” olunca...
Türk Milleti’ne şöyle bir seslenişi var ki; hayli etkili:

“Aslında sadece ülkelerimizi değil, dünyayı çocuklar için daha güzel yapmamız gerekiyor... Dünyada savaşların olmadığı, çocukların ağlamadığı, üzülmediği, hepsinin annesi ile babası ile mutluluk içinde yaşadığı ülkeler ve dünya oluşturmak istiyoruz..."

Güzel söylüyor Gül ama “rakam” vermiyor...
Rakam veren tek Cumhurbaşkanı ise...
Sayın Recep Tayyip Erdoğan...
Neden?
Çünkü, yarınları “bugünden” düşünmek çok önemli!

*

Gözden kaçmış olabilir mi?
Sanmıyorum ama...
Bi’kez daha önemli bir ayrıntıyı masaya koyalım...
Cumhurbaşkanı Erdoğan...
İki gün önce...
Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’ndeki sergide...
Bir kez daha...
Sürekli dile getirdiği önemli bir “ayrıntı”yı seslendirdi:

“En az üç çocuk diyorum... Neslimizi çoğaltmamız lazım... Bu neslin artması lazım...”

Neden böyle dedi?
Kendi sesinden cevap şöyle:

“Her şeyden önce dedeyim... Dokuz tane de elhamdülillah torunum var... Biliyorsunuz, devamlı söylediğim bir söz var; (En az üç çocuk) diyorum... Neslimizi çoğaltmamız lazım... Bu tabii bizim arzumuz değil, Rabbimizin emri... Geçtiğimiz yılı (Aile Yılı) olarak ilan ettik... Ve Aile Yılı olarak bu adımı atmamızın da esbab-ı mucibesi, özellikle bir halkı Müslüman olan topluluk olarak hiç tereddütsüz bu nesli ülkemizde çoğaltalım istiyoruz...”

*

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cevapladığı o zor sorunun gölgesinde...
Şunu da sordu konuklar:

“Genç nüfusun tehlikeye gireceğini ne zaman ve nasıl gördünüz?”

Anlamlı soruya...
Cumhurbaşkanı Erdoğan şu karşılığı verdi:

“Gördük ama hala netice almış değiliz... Mesela en yakınlarımızla sohbet ederken bile bakıyorsunuz onlar da maalesef nüfusun artışına karşı çıkıyorlar... Bu da bizi tabii ciddi manada üzüyor... Şu an itibarıyla elhamdülillah bizim ailede gelişme iyi... Bundan dolayı da mutluyum.” Rabbim bütün kardeşlerime de aynı muhabbeti evlatlarından ve torunlarından almayı nasip etsin... Onlar bizi gerçekten dingin kılıyor...”

Whatsapp Image 2026 01 13 At 07.39.31

*

Son yılların en hassas demeçlerinden biriydi...
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “yarınları” hatırlatan yorumu...
Hem geçmişi hem de bugünü unutmamak gerekir...
Kim istemez...
Işıl ışıl bakan yarınların güvencesi birbirinden tatlı çocukları?
O yeni doğanların geleceğini düşlemek...
Harika bir eğitim almaları için dualar eşliğinde “inşallah” diyebilmek...
20’li yaşlarda vatana – millete faydalı olacağı mesleklerin rozetini...
Yakalarına takmak ne güzeldir kimbilir?
Gelgelelim...

“Zor hayat” ve “Her şey para” baskısıyla nereye kadar?
Hangi anne?
Hangi baba?
Kızının, oğlunun “dört dörtlük” üniversite eğitimi almasını...
Şahane bir mesleğin pırlanta yıldızı olmasını istemez?
Ama...
Gel gör ki...
Gözü kör olsun şu “hayat pahalılığı”nın?
İster bir çocuk...
İster beş çocuk...
Çok fark eder mi?
Onların yarınlarını “garanti edemedikten” sonra...
Bakın, 2018’den itibaren...
Doğurganlık hızı 2'li rakamların altında kaldı...
Doğurganlık hızı, 2019'da 1,89'a...
Sonra sırasıyla 2020'de 1,77'ye... 2021'de 1,71'e... 2022'de 1,63'e...
2023'te 1,51'e ve son olarak 2024'te 1,48'e düştü...
Bu durum...
Nüfusun yenilenme düzeyi olan “2,1”in altında kaldığını gösterdi...

Nokta...

Hamiş: Dünyada nüfus artış hızlarındaki azalma eğilimleri, ister istemez Türkiye’de de görülüyor... Doğum sayılarının ve oranlarının her geçen yıl azalması, nüfusun canlı kalabilmesindeki olumsuz etkenler olarak varlığını sürdürüyor... Bunun da arkasında evlenme yaşının ilerlemesi ve çocuk sahibi olma yönünde bilinçli ya da bilinçsiz eğilim ve isteklerin azalması gibi faktörler yer alıyor...

Sonsöz: Doğurganlık oranı tam tersini yani nüfusu artırmayı savunanlar döneminde düşmeye başladı... Çünkü hayat pahalılığı, geçim sıkıntıları, gelir dağılımı bozukluğu, orta sınıfın yok olması bu dönemde çıktı ortaya... / Mahfi Eğilmez - Türk iktisat uzmanı, bürokrat, yönetici ve yazar... (16 Mayıs 2025)...