Son Mühür / Atakan Başpehlivan Son Mühür / Atakan Başpehlivan – İzmir Ticaret Odası (İZTO) Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, Mart ayı meclis toplantısında yaptığı konuşmada, küresel ve bölgesel gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Özgener, özellikle Orta Doğu’da artan gerilimlerin ticaret, enerji ve piyasa dengeleri üzerindeki yansımaları ile Alsancak Limanı’nın devredilmesi konuları üzerine tespitlerde ve iş dünyasının bu süreçte karşı karşıya kalabileceği risklere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Mahmut Özgener: Limanın geleceği İzmir'in geleceğidir
Alsancak Limanı’nın, geçtiğimiz haftalarda Albayrak Grubu’na devredilmesiyle ilgili konuşan İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, “Bildiğiniz gibi limanımız, devir işlemiyle kamuoyunun gündeminde. Bu noktada Alsancak Limanı’nın geleceğini, kentimizin geleceği olarak görmekte fayda olduğu kanaatindeyim. Teknik olarak, yeni nesil büyük konteyner gemilerinin, su derinliği yetersizliği nedeniyle Alsancak Limanı’nı kullanamadığını görüyoruz. Yakın geçmişte 800 bin TEU elleçleme gerçekleştiren Alsancak Limanı, bugün maalesef 200 binlere kadar geriledi. Bu veriler ışığında, derinlik sorununu çözecek navigasyon kanalı açılmadığı sürece, Alsancak Limanı’nın sahip olduğu potansiyeli tam anlamıyla yansıtmasının mümkün olmadığını düşünüyoruz. Ancak, bu durum Alsancak Limanı’nın eski işlevini yitirdiğini kabul etmemiz gerektiği anlamına da gelmiyor. Konuyu derinlemesine incelediğimizde; limanlara karayolu ile ulaşım maliyetlerinin, neredeyse yüklendikleri gemilerin deniz navlunları ile yarışır seviyelere geldiğini görüyoruz.
Bu nedenle limanların, yükün çıktığı ya da ulaştığı noktalara olan mesafesi önem arz ediyor. Bu noktada; Alsancak Limanı’nın doğal bir liman olarak dünyada hava koşullarından en az etkilenen limanlar arasında olduğunu vurgulamak istiyorum. Bu kapsamda, limanın yük bölümünün işletmesinin Türkiye Varlık Fonu tarafından Albayrak Grubu bünyesindeki Alport Alsancak Liman İşletmeciliği firmasına devredilmesinin önemli bir adım olduğu kanaatindeyiz. Bu adımın somut sonuçlarını görebilmek için, güçlü bir işletme modeli ile teknolojik destek yatırımlarının da uygulamaya alınması sayesinde liman gemi tahliye ve yükleme operasyon süreçlerinin ve indirme-bindirme elleçleme süreçlerinin iyileştirilmesini, konteyner boşaltma ve yükleme sürelerinin kısaltılmasını bekliyoruz.
Bununla birlikte, İzmir Limanı’ndaki yolcu iskelelerinin bulunduğu alanın da, kentin “liman kenti” kimliğini daha güçlü yansıtacak şekilde turizm ve ticaret merkezi olarak yeniden değerlendirilmesi şehrimiz ekonomisi için önemli bir fırsat sunuyor. Alsancak Limanımız; sadece yolcuların kullandığı kapalı bir terminal değil, restoranları, mağazaları, kültür-sanat alanları ve yürüyüş rotalarıyla herkesin kullanabildiği bir cazibe merkezine dönüşebilir. Liman bölgesini kent yaşamının parçası haline getirecek dönüşüme ilişkin sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için ise yerel esnafın korunması, küçük işletmelerin sisteme dahil edilmesi, çevresel hassasiyetlerin gözetilmesi ve ulaşım altyapısının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Tüm bu sürecin en iyi şekilde ilerlemesi için üzerimize düşen ne varsa yapmaya hazır olduğumuzu bu vesileyle bir kez daha vurgulamak istiyorum.”
“Küresel ekonomi yeni bir döneme giriyor”
Ayrıca, Orta Doğu’da ABD ve İran arasındaki devam eden gerilim hakkında da konuşan Özgener, konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı: “Ortadoğu’da başlayan savaşla birlikte küresel ekonomi yeni bir döneme artık göz ardı edilemez bir şekilde girmiş durumda. Küresel güvenlik mimarisindeki çözülme, ekonomik alanda da koordinasyon kaybını beraberinde getiriyor. Müttefik ülkelerin ortak hareket etmek yerine enerji ve ticaret güvenliği için bireysel anlaşmalara yönelmesi, küresel piyasaların daha parçalı ve öngörülemez hale gelmesine yol açıyor. Bu sürecin, özellikle enerji fiyatları ve ticaret akımları üzerinden küresel enflasyonu ve maliyetleri kalıcı olarak yukarı çeken yeni bir risk alanı yarattığını değerlendiriyoruz. Bununla birlikte; jeopolitik gerilimlerin arttığı, küresel kurumların etkinliğinin zayıfladığı ve büyük güç rekabetinin sertleştiği bir dönemden geçiyoruz. Ortadoğu’da savaş başlamadan önce yapılan analizler, bu tabloyu “belirsiz ama dayanıklı bir küresel denge” olarak tanımlıyordu.
Küresel ekonomi önemli risklerle karşı karşıya olsa da talep dinamikleri, güçlü işgücü piyasaları ve teknolojik dönüşüm sayesinde sistem henüz kırılgan bir kriz aşamasına girmiş değildi. Ancak son gelişmeler, jeopolitik risklerin artması nedeniyle bu tabloyu tersine çevirdi. Bu çerçevede küresel ekonomi ve Türkiye ekonomisi açısından öne çıkan stratejik başlıkları sizlerle paylaşmak istiyorum. Birincisi, jeopolitik risklerin küresel ekonominin ana belirleyicilerinden biri haline geldiğini görüyoruz. Petrol fiyatlarındaki sert yükseliş, yatırım iştahını ve büyümeyi yavaşlatırken enflasyonu yukarı çekiyor. Bu ikili etki, işsizlikte artış ve fiyat baskılarının sürmesi yoluyla ekonomik maliyetleri büyütüyor. Bu tablo, dünya genelinde hükümetler üzerindeki baskıyı artırarak siyasi belirsizliği derinleştirme riski de taşıyor. Bölgesel çatışmalar; enerji fiyatları, ticaret yolları ve finansal piyasalar üzerindeki etkileri nedeniyle artık küresel ekonominin dışsal bir riski değil, doğrudan belirleyici unsurlarından biri haline gelmiş durumda.
Bu nedenle küresel ekonominin seyri artık yalnızca büyüme ve faiz dinamikleri ile değil, jeopolitik gelişmelerin seyri ile birlikte şekilleniyor. İkinci ana belirleyici konu, enerji fiyatlarının yeniden küresel makro ekonominin merkezine yerleşmesi. Enerji piyasaları, savaşın etkisiyle küresel enflasyonun şu anda en önemli belirleyicisi oldu. Petrol fiyatlarındaki artışlar yalnızca enerji maliyetlerini değil; üretim maliyetlerini, enflasyon beklentilerini ve merkez bankalarının para politikası kararlarını da doğrudan etkiliyor. Üçüncü başlık olarak; jeopolitik şokların küresel faiz döngüsünü etkilediğini değerlendiriyoruz. Enerji fiyatlarında yaşanabilecek yükselişler enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluştururken, merkez bankalarının faiz indirimlerini de geciktirebileceğini görüyoruz. Oluşan bu durum, finansal koşulların daha uzun süre sıkı kalmasına yol açarak yatırım ve kredi büyümesini sınırlayabilir. Nitekim FED’in faizleri daha uzun süre yüksek tutma olasılığının Euro/Dolar paritesi üzerindeki dolar lehine olan etkisini de kısa sürede gözlemlemiş olduk. Dördüncü ana etmen olarak; küresel düzenin çok kutuplu ve güvenlik odaklı bir yapıya doğru evrildiğini değerlendiriyoruz. Çin’in ve Asya’nın yükselişi ile birlikte bölgesel ve küresel ölçekte etkisini artıran orta güç olarak nitelendirilebilecek ülkelerin daha görünür hale gelmesi, uluslararası sistemde güç dağılımının giderek çeşitlenebileceğine işaret ediyor.”





