İstanbul'u tehdit eden ve tek bir ana koldan ilerleyen Kuzey Anadolu Fayı'nın aksine, İzmir'in tektonik yapısı çok daha farklı ve tehlikelidir. Şehir, Ege Bölgesi'nin genel gerilme rejimine bağlı olarak oluşmuş, birbirlerinden bağımsız, farklı uzunluklarda ve farklı zamanlarda kırılabilecek çok sayıda aktif fay hattının tam üzerine inşa edilmiştir. Bu durum, şehrin sismik stresinin tek bir noktadan değil, dört bir yandan gelebileceği anlamına gelmekte ve İzmir'de deprem senaryoları hazırlamayı bilim insanları için oldukça zorlu bir bulmacaya dönüştürmektedir.

Tuzla, Seferihisar ve İzmir Kırığı Etrafındaki Yapılaşma
Kentin sismik röntgeni çekildiğinde, yerleşim alanlarının altından geçen en az 13 farklı aktif diri fay zonu tespit edilmiştir. Bunların en bilinenleri ve potansiyel yıkıcı etkiye sahip olanları; doğrudan şehir merkezini (Karşıyaka, Bornova, Konak) etkileyen İzmir Fayı, güneye doğru inen Tuzla Fayı, Seferihisar Fayı ve batıdaki Gülbahçe Fayı'dır. Bu kırıklar, 6.5 ile 7.0 büyüklüğü arasında deprem üretebilme kapasitesine sahip sismik kaynaklardır. 2020 yılında Sisam (Samos) açıklarında meydana gelen ve merkez üssü İzmir'e kilometrelerce uzakta olmasına rağmen şehirde yıkıma ve can kayıplarına yol açan deprem, yerel faylar kırılmadan bile kentin ne denli büyük bir tehlike altında olduğunu acı bir şekilde ispatlamıştır.
Körfez Çevresinde Zemin Büyütmesi ve Sıvılaşma
İzmir'i deprem karşısında en kırılgan kılan faktör, sadece fayların varlığı değil, kentin yerleşim tarihidir. Özellikle Körfez çevresinde yer alan Karşıyaka, Bayraklı, Alsancak ve İnciraltı gibi yoğun nüfuslu bölgeler, eskiden deniz veya bataklık olan alanların alüvyonlarla dolması sonucu oluşmuş son derece yumuşak zeminlere sahiptir. Kayalık zeminlerdeki (örneğin Buca veya Balçova'nın yüksek kesimleri) binalar sarsıntıyı standart düzeyde hissederken, Bayraklı gibi eski dere yataklarına veya dolgu zeminlere kurulu mahallelerde deprem dalgaları zemin tarafından büyütülmekte, binalar adeta bir jölenin üzerindeymiş gibi sallanmaktadır. Uzmanlar, İzmir faylarının uyanma periyotlarının dolduğuna dikkat çekerek, bu alüvyon zeminlerdeki yapı stokunun acilen yenilenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.




