İzmir’de yarım asra yakın süredir tanıdığım, aynı siyasal mücadele içinde yol yürüdüğüm ve tanımaktan onur duyduğum insanlar var.

Onlarca, yüzlerce…

Gençlik kollarında başladıkları siyasi yaşamlarını sayısız parti göreviyle taçlandırdılar. Ancak ne milletvekili ne belediye başkanı ne de belediye meclis üyesi olabildiler.

Ömürleri üye, delege, ilçe ve il yöneticisi olarak geçti.

Kadınıyla erkeğiyle duvarlara yazı yazdılar, afiş astılar.

12 Eylül’ün karanlık koşullarında, polis ve asker enselerindeyken partiyi yeniden ayağa kaldırmak için gizli toplantılara katıldılar. Mahalle mahalle örgütlendiler. Ev ev dolaşıp oy istediler. Sandıkların başında sabahladılar. Oy çuvallarını teslim ettikten sonra yorgun argın evlerine döndüler.

Seçim dönemlerinde aday adaylığı başvurusu yapabilmek için aile bütçelerinden kıstılar, paralarını partiye yatırdılar. Atamalar yapıldığında yüzlerine bile bakılmadı.

Üzüldüler…

Kırıldılar…

Haksızlığa uğradılar…

Yaşamlarını adadıkları partide bir belediye meclis üyeliğine dahi layık görülmeden bu dünyadan göçüp gittiler.

Ama CHP’ye küsmediler.

Partilerinden istifa etmeyi akıllarına bile getirmediler.

Çünkü onlar için CHP, yalnızca milletvekili ya da belediye başkanı olunacak bir basamak değildi. Cumhuriyet’in, devrimlerin ve Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti olan baba ocağıydı.

Bazılarının ise siyasette gerçekten hiç boşu yoktur!

Ekrem İmamoğlu’nun siyasal yaşamında kayıp yıl yok!

2008 yılında CHP’ye üye oluyor.

Aradan daha bir yıl bile geçmeden, 2009 yerel seçimlerinde Beylikdüzü Belediye Başkanlığına aday adayı oluyor. Aday gösterilmeyince de siyasetin kenarına çekilmiyor.

Deniz Baykal’ın genel başkanlığı döneminde, 16 Eylül 2009’da CHP Merkez Yürütme Kurulu kararıyla Beylikdüzü İlçe Başkanlığına atanıyor. Üç ay sonra gerçekleştirilen kongrede bu kez delegelerin oyuyla ilçe başkanı seçiliyor.

Yani parti üyeliği, belediye başkan aday adaylığı ve ilçe başkanlığı…

Hepsi yaklaşık bir yıl içinde gerçekleşiyor.

Partinin kapısında yıllarca bekleyenlerin, gençlik ve kadın kollarında ömür tüketenlerin önüne daha ilk yılda geçiyor.

2014 yılına gelindiğinde CHP tarafından Beylikdüzü Belediye Başkanlığına aday gösteriliyor ve seçiliyor. Beş yılın sonunda dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapılıyor.

İstanbul seçiminde yalnızca Ekrem İmamoğlu çalışmadı.

Başta dönemin CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve yönetimi olmak üzere bütün parti örgütü gecesini gündüzüne kattı. İlçe başkanları, kadın ve gençlik kolları, sandık görevlileri ve gönüllüler İstanbul’un her sokağında mücadele etti.

31 Mart 2019 seçimi az bir farkla kazanıldı.

Seçim hukuksuz biçimde iptal edilince bu kez yalnız İstanbul değil, bütün Türkiye ayağa kalktı. Sosyal demokratlar, milletvekilleri, belediye başkanları, il ve ilçe örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve hemşehri dernekleri İstanbul’a aktı.

Biz de milletvekilleri olarak günlerce kapı kapı dolaştık. Esnafı ziyaret ettik, evlere girdik, yurttaşlardan oy istedik.

23 Haziran’da seçim, bu büyük dayanışmanın gücüyle açık farkla kazanıldı.

Bu başarıyı tek bir kişinin hanesine yazmak, o mücadeleye omuz veren yüz binlerce insanın emeğini yok saymaktır.

Ekrem İmamoğlu, CHP’nin örgütlü gücüyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. CHP’nin milletvekilleri, belediye başkanları, örgütleri ve gönüllüleri onun için seferber oldu. Parti, bütün gücünü ve imkânlarını arkasına koydu.

Peki sonra ne oldu?

Önce İstanbul zaferinin görünmeyen kahramanlarından Canan Kaftancıoğlu’na vefasızlık yapıldı.

Ardından kendisini İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına taşıyan Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na…

Sonunda da kendisini var eden, önüne bütün siyasi basamakları seren Cumhuriyet Halk Partisi’ne…

Siyasette başarı önemlidir.

Ancak başarı kadar önemli olan bir başka değer daha vardır:

Vefa…

İnsan, çıktığı merdivenin basamaklarını tekmeleyerek yükseldiğini sanabilir. Fakat unutmamalıdır ki o merdiven çekildiğinde altında duracağı sağlam bir zemin de kalmayabilir.

Binlerce CHP’li, ömrü boyunca hiçbir makama gelemediği halde partisine asla sırtını dönmedi.

Bazıları ise CHP sayesinde bütün makamlara geldiği halde dönüp CHP’ye sırtını döndü.

Beni asıl yaralayan, Ekrem İmamoğlu’nun şu cümlesi oldu:

“17 yıl önce üye olduğum CHP’den istifa ediyorum.”

Dile kolay, 17 yıl…

Bu 17 yıla Beylikdüzü İlçe Başkanlığını, Beylikdüzü Belediye Başkanlığını ve iki kez İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçilmeyi sığdırdı.

CHP ona 17 yılda, kırk ya da elli yılını partiye veren binlerce insanın yaşamı boyunca göremediği makamları sundu.

Kırk, elli yıl partisine emek veren; tek bir makam beklemeden çalışan ve belediye meclis üyesi dahi seçilemeden aramızdan ayrılan büyüklerimizi düşünüyorum.

Onların emeğini…

Onların sadakatini…

Onların karşılıksız mücadelesini…

“17 yıl önce üye olduğum CHP’den istifa ediyorum” demek, yalnızca bir partiden ayrılmak değildir. İnsanı o makamlara taşıyan örgütün alın terini, dayanışmasını ve emeğini de geride bırakmaktır.

Bu söz, yaşamını CHP’ye adamış ve hiçbir makam görmemiş büyüklerimizin kemiklerini sızlatacak kadar ağır bir vefasızlıktır.

Evet…

Ekrem İmamoğlu’nun siyasal yaşamında hiç boşu yok.

İlçe başkanlığı hanesi dolu…

Belediye başkanlığı hanesi dolu…

Büyükşehir belediye başkanlığı hanesi dolu…

Ama anlaşılan o ki siyaset defterindeki vefa hanesi hala bomboş!