Son Mühür/ Beste Temel- Son Mühür TV ekranlarında yayınlanan ve Tunç Erciyas’ın hazırlayıp sunduğu “Sıcak Bakış” programına konuk olan Klinik Psikolog ve Aile Danışmanı Şenel Karaman, günümüz Türkiye’sindeki toplumsal dinamiklerden aile içi iletişimsizliğe, dijitalleşmenin bireyler üzerindeki etkilerinden duygusal gelişime kadar hayatın merkezinde yer alan kritik konularda kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye gündeminin ağırlıklı olarak siyaset etrafında şekillendiğini belirten Karaman, bu durumun insanı, bireyi, aileyi ve öğrencileri ikincil plana iterek gölgede bıraktığını vurguladı. Modern dünyada aynı çatı altında yaşayan bireylerin kopuş sürecine girdiğine dikkat çekerek, günümüzde ‘’aynı aile, farklı ekranlar’’ gerçekliğiyle karşı karşıya olunduğunu ifade etti. Çocuğun başka, annenin başka, babanın ise bambaşka bir ekranda zaman geçirdiğini ve bu ekranların algoritmalarla herkesin zevkine uygun içerikler sunarak aile üyelerini birbirinden kopardığını dile getirdi. Karaman, dijital dünyanın gerçek bir ailenin sunduğu aidiyet ve güven duygusunu asla veremeyeceğinin altını çizdi.

İnsan yavrusu öğrenmezse yürüyemez, peki duyguları nasıl öğreniyor?

İnsan yavrusu öğrenmezse yürüyemez, peki duyguları nasıl öğreniyor?

İnsan gelişiminde ailenin üstlendiği hayati role değinen Şenel Karaman, ‘’İnsan yavrusuna eğer öğretmiyorsanız yürüyemiyor." ifadesiyle bu becerinin aileden öğrenildiğini paylaştı. Ailenin yürümeyi ve konuşmayı öğrettiği gibi, evdeki psikolojik sıkıntılar, gerginlikler, ekonomik problemler ve ‘’depremler seller yangınlar’’ nedeniyle bazı şeyleri yanlış ya da eksik de öğretebildiğini aktardı.

Yıllar süren gözlemleri neticesinde insanların öz duygularını tanımadığını fark ettiğini belirten Karaman, ‘’olumsuz duygu’’ kavramının yanlış kullanıldığına dikkat çekti. ‘’Olumsuz duygu diye bir şey yok. Bütün duygular pozitiftir gereklidir’’ diyerek duyguların hayatta kalmamızı sağlayan koruyucu mekanizmalar (üzüntü, öfke, korku, kaygı) ve hayata değer katan unsurlar (merak, ilgi, sevgi, mutluluk, gurur) şeklinde ikiye ayrıldığını açıkladı. Jaak Panksepp'in araştırmalarına atıfta bulunarak duyguların beyinde biyolojik karşılıkları olduğunu vurgulayan Karaman, ‘’Eskiden psikolojiktir diye biliyorduk ama biyolojik olduğunu öğrendim’’ dedi.

İsim benzerliği telefonlarını kilitledi! CHP’li Pala’dan Menderes yorumu: Tepeden atama adaylarla olmuyor
İsim benzerliği telefonlarını kilitledi! CHP’li Pala’dan Menderes yorumu: Tepeden atama adaylarla olmuyor
İçeriği Görüntüle

Güvenli alan oluşturmak ve empati becerisi

Ailenin birincil görevinin çocuğu hayata hazırlamak olduğunu hatırlatan Karaman, çocukların duyguları kelimelerle ifade edemedikleri için bedenlerinde yaşayıp davranışlarıyla dışa vurduklarını belirtti. Çocuk bir şeyden korktuğunda ebeveynin ona hissettiği şeyin korku olduğunu söylemesi ve ‘’Ben yanındayım güvendesin’’ mesajını vermesi gerektiğini vurguladı. Ebeveynin çocuğun davranışının arkasındaki duyguyu okuyabilmesi için empati becerisine ihtiyaç duyduğunu belirten Karaman, ‘’Bizim en önemli becerimiz empati becerimiz’’ sözleriyle konunun önemine dikkat çekti.

Oyun başladığında herkes kendisi olur

Ekran bağımlılığına karşı aileyi bir arada tutacak en güçlü bağın oyunlar olduğunu söyleyen Karaman, ‘’Oyunun amacı ne oyunun amacı kendin olmak. Oyunda insanlar kendileri oluyor’’ dedi. Bir masanın etrafına baba, öğretmen veya psikolog olarak oturan bireylerin oyun başladığı an unvanlarını bırakıp kendileri olmaya başladıklarını belirtti. ‘’Oyun oynandığında gariptir bir hikaye oluşuyo ve insanlar hikayeleri unutmuyorlar ve hikayeler bizi birbirimize bağlıyor’’ diyerek, hayata yeni bir uğraş katmanın aileye ‘’yeni bir ömür’’ kazandırdığını ekledi.

Luna’nın Parkı’ndan 32 kişilik ekip çalışmasına

Duyguları temel alan kutu oyunlarının geliştirilme sürecini anlatan Karaman, ‘’Bekli bundan 10 yıl önce Luna’nın Parkı diye bir oyun yapmıştık ve o oyun çalışmamıştı yani oyun birçok açıdan iyiydi ama keyfi yoktu yani eğlencesi yoktu" dedi. Lunaparklardaki tüm oyuncakların aslında korku ve kaygı üzerine kurulu olduğunu fark ettikten sonra oyunu sil baştan yeniden kurguladıklarını söyledi. ‘’Bu oyunu Luna’nın Parkını 32 kişiyle birlikte yapmışız’’ diyerek uzmanlar, stajyerler, çizerler ve yazarlardan oluşan bir ekiple senkronize çalışarak hem eğlenceli hem de korku ve kaygının öğrenildiği bir yapı oluşturduklarını ve bu sürecin belgeselini de çektiklerini ifade etti.

Geliştirdikleri diğer oyunlardan Öfke Kasırgası’nın öfke duygusunu tanımak, Sihirli Orman’ın ise bireylerin güçlü yanlarını keşfetmek üzerine kurgulandığını açıkladı. Karaman, yetişkin diliyle iletişim kurulamayan küçük çocuklarla öfke ve kaygı gibi duyguların ancak oyun vasıtasıyla konuşulabileceğini vurguladı.

Piyasadaki biblo tipi oyuncaklar becerileri geliştirmiyor

Tüketim çılgınlığının çocukları duyarsızlaştırdığına değinen Karaman, ‘’Oyuncak hava civadır. Amaç oyuncak değil oyun oynuyor olmak lazım’’ dedi. Piyasadaki oyuncakların çoğunun niteliksiz olduğunu savunarak, ‘’Küçük çocuğa biblo almış oluyorsun yani. Bu çocuk ne yacak yani’’ eleştirisinde bulundu. Geçmişteki sokak oyunlarının (çelik çomak, bilye, sapan) ince ve kaba motor becerileri ile problem çözme yetisini geliştirdiğini, mevcut hazır oyuncakların ise bu gelişimi sağlayamadığını belirtti.

Dijital dünyaya karşı aile içi direniş

Dijital mecra ve platformların sorumluluk gözetmeden bireylerin zamanına talip olduğunu belirten Karaman, teknolojinin tamamen çıkarılamayacağını ancak sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Sosyal medya algoritmalarının veya televizyon dizilerinin bir anne babanın evladına vereceği değerin önüne geçemeyeceğini ifade ederek, ‘’Benim annemin babamın sözü ben 5 yaşında 7 yaşında olayım öğretmenlerimin babamın annemin sözünün önüne yapay zeka ya da sosyal medya algoritması geçerse ne olucak’’ sorusunu yöneltti. Ailelerin kendi telefonlarını kapatıp ortak bir hikaye yaratmak için adım atması gerektiğini, eve bir kutu oyunu girdiğinde çocukların merakla oyuna sarıldığını ve oyunun aile içi gerginlikleri erittiğini ekledi.

Uzaylıya yapay zekayı değil, aileyi ve aşkı anlatırız

İnsan olmanın özüne dikkat çeken Karaman, ‘’uzaydan birisi gelse dese biz inşaları anlamak istiyoruz bize insanı tanıtır mısın dediğinde yapay zekayı mı anlatacağız’’ sorusuyla konuyu özetledi. Dünyaya bir uzaylı gelse ona yapay zekayı veya sosyal medya hikayelerini değil; aileyi, aşkı, çocukluğu, düğünleri ve dostlukları anlatacağımızı dile getirdi. Günün geriye kalan serbest vakitlerine sosyal medyanın talip olduğunu, bu sürenin aileye ayrılması gerektiğini vurguladı.

Kendi babasını küçük yaşta kaybettiği için çocuk yetiştirme üzerine dünyadaki tüm yayınları okuduğunu, ardından kendi aile büyüklerinin tecrübeleriyle bu teorik bilgileri birleştirerek kitaplaştırdığını paylaştı. Her Çocuk Kendisine Güvenebilir kitabının yaklaşık 50 bin okura ulaştığını belirten Karaman, hayattaki temel amacının popülerlik değil, yaptığı işe saygı duymak ve süreçten keyif almak olduğunu söyleyerek, ‘’oyunun olmadığı bir hayat kendin olmadığın bir hayattır’’ cümlesiyle sözlerini tamamladı.

Muhabir: Beste Temel