Hiç düşündünüz mü elinizdeki telefon ekranına günde kaç saat baktığınızı? Birçoğumuzun sosyal medyalarında belki de binlerce takipçisi var ama oturup da dertleşeceği, bir yudum kahvenin sıcaklığını paylaşacağı ne yazık kimse kalmadı.
Bazen başımıza bir şey geliyor, hemen yine telefona sarılıyoruz. Derdimizi, tasamızı, merak ettiğimizi yapay zekaya soruyor; akılları da tabii oradan alıyoruz. Evet, dijitalleşmek ve teknolojik çağa ayak uydurmak çok önemli ama hasret değil miyiz sıcak bir gülümsemeye, iki çift kelama…
***
Gün içinde ufak bir mola verdiğimizde bazen eşimize, çocuklarımıza ‘Nasılsın?’ demek yerine yine o ekrana kilitleniyoruz. Fotoğraflar kaydırılıyor, videolar ileri sürülüyor, hikayeler tek tek açılıyor… Peki, bizim hikayemiz?
Sen, aslında o sosyal medyada paylaştığın kişi misin? Hep gülümsüyor musun mesela hayata? Ya da hep kahveni birbiriyle uyumlu fincan ve tabağıyla mı içersin? Kahvaltı masanda hep gülen yüzlü, maydanoz saçlı omletler mi olur? Mesela o fotoğrafını çekip paylaştığın kitabın son cümlesini biliyor musun?
Peki ya sen, o fotoğrafına kalp attığın arkadaşının son zamanlarda ne yaşadığın haberin var mı? “Görüşelim canım” diyerek kurulan her cümlenin daha bitmeden sonsuzluğa uğurlandığını ikimiz de kabul edelim. Ekran yaralarımızı sarmayacak, yalnız hissettiğimizde kucaklamayacak… Bir gün kafanı kaldırıp gerçekten baktığında eşinin göz kenarlarındaki kırışıklıkların sebebinin ne olduğunu bilememek korkutmuyor mu seni? Annenin saçlarındaki beyazların sayısının ne kadar arttığını bir anda fark etmek… Evlatlarınla daha ne kadar saklambaç oynayabileceksin ki!
***
Tutturmuşuz mavi ışığın ardında bir hayat döndürüp duruyoruz hikayeleri…
Unutma, ekranın arkasına saklanarak kurulan ilişkiler, hayatın ilk gerçek rüzgarında dağılmaya mahkum kalıyor. Oysa hayat, inan bana ekranın çözünürlüğü kadar net değil; kırılgan, kusurlu ama bir o kadar da gerçek. Beğeni butonlarına sığdırmaya çalıştığımız o koskoca sevinçler, gerçek bir göz temasının yarattığı samimiyetin asla yerini tutmuyor. Bugün, bu akşam… Bir seçenek sun kendine ve bırak o telefonu elinden… Biraz gökyüzünü izle, biraz yıldızları… Aileni kucakla mesela, sevgiyle sohbet et sofrada. İnan iyi gelecek, çok iyi gelecek… Hayat, mavi ışığın ardında değil, tam karşınızdaki gözlerin tam da içinde…