Son Mühür/ Emine Kulak- CHP İzmir İl Başkanlığı’nda yaşanan "mutlak butlan" tartışmaları ve genel merkez tarafından yapılan atama krizinin ardından örgüt içindeki hareketlilik sürüyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ekibinde yer alan Çağatay Güç ve beraberindeki isimlerin, atama yönetimine karşı Pasaport İskelesi karşısındaki binada açtığı alternatif, seçilmiş İl Başkanlığı önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.
CHP Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, İzmir temasları kapsamında genel merkezin atadığı mevcut il binası yerine, Çağatay Güç ve ekibi tarafından faaliyete geçirilen alternatif seçilmiş il başkanlığı binasını ziyaret etti. Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, parti içi tartışmaların gölgesinde açılan bu binada, milli savunma konularına dair aylık olağan basın açıklamasını gerçekleştirdi.
“Tüm millî güvenlik meselelerini takip etmeye devam edeceğiz”
Milli güvenliği hakkında değerlendirmelerini belirten Bağcıoğlu, “Vefat yıldönümünde; FETÖ’nün sırtlan pusularından biri olan Balyoz Kumpasında hayatını kaybeden Amiral Cem Aziz Çakmak ve onu şahsında diğer tüm kayıplarımızı rahmetle anıyorum. Milli orduya kumpas kuranları, bu kumpaslara göz yumanları, askeri personelin hakkını hukukunu korumayanları lanetliyorum. Unutmadık unutmayacağız. Milli güvenliğimiz konusunda değerlendirme, eleştiri ve öneriler yapmaya aralıksız devam ediyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da; Askerî sağlık sisteminin çökertilmesini, Askerî eğitim sistemindeki gerilemeyi, Personel temin, atama, terfi ve emeklilik süreçlerindeki liyakatsiz ve hukuksuz uygulamaları, Son 14 yılda muharip uçak tedarik edilememesini, hava savunma zafiyetini, öncelik alamayan acil harekât ihtiyaçlarını ve savunma sanayisindeki yapısal zafiyetleri, Mavi Vatan'daki hak ve menfaatlerimizin yeterince korunamamasını, Askerî alanların rant uğruna elden çıkarılmasını, 1 Emekli askerlerin gasp edilen özlük ve sosyal haklarını, Muvazzaf personelin derinleşen ekonomik sorunlarını, Şehit aileleri ve gazilerimizin çözüm bekleyen sorunlarını, OYAK'ta yaşanan yönetim zaaflarını, Türk Hava Kurumu'nun kayyum uygulamalarıyla etkisizleştirilmesini, Afet yönetiminde yaşanan gecikmeleri ve koordinasyon eksikliklerini, Atatürk'e bağlılıklarını ifade ettikleri için ihraç edilen teğmenleri, İhmal sonucu şehit olan Mehmetçiklerimizin hesabının sorulmamasını, Kötü muameleye maruz kalan askerî personelin susturulmasını ve hak arama yollarının kapatılmasını, Ve bunlarla sınırlı olmayan tüm millî güvenlik meselelerini gündemde tutmaya, takip etmeye ve çözüm üretmeye kararlılıkla devam edeceğiz” dedi.
“Bazı kesim ve kişiler Türk bayrağı ve milli birliğimiz temalı faaliyetlerden rahatsız”
Milli Bayrağımız hakkında konuşan Bağcıoğlu, “Türk bayrağı rüzgarla değil, ettikleri yemin gereği onu korurken şehit olan her Mehmetçiğin son nefesi ile dalgalanır. En büyük milli değerimizdir. Bazı kesimlerin veya kişilerin Türk bayrağı ve milli birliğimiz temalı faaliyetlerden rahatsız olmaları esas olarak son derece rahatsız edicidir” diye konuştu.
“NATO’nun Ankara Zirvesi öncesinde yaşananlar oldukça düşündürücü”
Ankara’da gerçekleşecek NATO zirvesi hakkında değerlendirme yapan Bağcıoğlu, “NATO Zirvesi yaklaşırken, ulusal ve uluslararası basın ile çeşitli düşünce kuruluşlarında Türkiye'nin NATO içerisinde gelecekte üstleneceği role ilişkin, millî hak ve menfaatlerimizle ve NATO'nun yerleşik usul ve uygulamalarıyla bağdaşmadığını değerlendirdiğimiz çeşitli iddia ve öngörüler yer almaktadır. Bu değerlendirmeler bilgi kirliliğine neden olmakta, kamuoyunda farklı yorumlara ve endişelere yol açmaktadır. Öte yandan, bugün daha önce 40’tan fazla kez gerçekleştirilen NATO Zirvesi'ne ev sahipliği yapıyor olmak elbette önemlidir. Ancak bununla övünmekten önce şu soruları sormamız gerekir: Keşke millî savunma sanayiimizin kritik projelerine ve yerli üretim kapasitesine ihtiyaç duyduğu kaynaklar zamanında tahsis edilebilseydi. Keşke zirvenin hava savunması tamamen yerli ve millî hava savunma sistemleriyle sağlanabilseydi. Asıl övünmemiz gereken başarı bu olurdu. Kuruluş Antlaşmasının önsözünde “demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü” ilkelerine bağlılığını ilan eden NATO’nun Ankara Zirvesi öncesinde yaşananlar oldukça düşündürücü. Anlaşılan o ki, Türkiye’de yaşanan herkesin bildiği gerçekleri yurt dışında anlatanları, her fırsatta “ülkeyi şikâyet etmekle” suçlayanlar, bu kez Türk gazetecilerini NATO’ya şikâyet etti. Sanki yoksulluk o evlerde yaşayan insanların suçuymuş gibi, Ankaralıların evlerinin önüne paravanlar çekildi. 3 Akademisyenler ve STK üyeleri ağır suçlamalarla tutuklandı. Bu zirvede alınacak kararların, Türkiye’nin millî hak ve menfaatlerini etkileyebilecek görev, sorumluluk ve yük paylaşımı düzenlemeleri bakımından da dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye, ittifak yükümlülüklerini yerine getirirken; egemenlik haklarından, Montrö’nün sağladığı stratejik kazanımlardan, Karadeniz’deki istikrarı koruyan dengeden, Kıbrıs Türkünün güvenliğini sağlayan, haklarını muhafaza eden, Ege ve Doğu Akdeniz’deki milli menfaatlerimizi koruyan ve Ortadoğu’da macera aramayan duruşundan hiçbir şekilde taviz vermemelidir” şeklinde konuştu.
“Uyarıya rağmen, önleyici ve caydırıcı fiili tedbirlerin yeterli olmadI”
Karadeniz’in güvenliği hakkında konuşan Bağcıoğlu, “ Karadeniz’de ticaret gemilerine insansız araçlarla saldırılar devam etti. Gelişmeler; Karadeniz’in en etkili donanmasına sahip olan Türkiye’nin güvenilirliği, caydırıcılığı ve ulusal menfaatlerini doğrudan etkilemektedir. Müteakip dönemde de Türk bayraklı veya Türkiye bağlantılı gemilerin hedef alınmayacağına dair herhangi bir güvence yoktur. Saldırılardan sorumlu devlet veya devletler nezdinde gerekli diplomatik girişimlerin en üst düzeyde ve gecikmeksizin başlatılması, kamuoyunun açık, düzenli ve şeffaf şekilde bilgilendirilmesi gerekmektedir. Daha önce yapılan çok sayıda uyarıya rağmen, önleyici ve caydırıcı fiili tedbirlerin yeterli olmadığı görülmektedir. Eğitimli personeli, harekât tecrübesi ve gelişmiş kabiliyetleriyle Türk Bahriyesi, uygun planlama ve siyasi irade ile gerekli güvenlik tedbirlerini almaya muktedirdir” dedi.
Türkiye’ye düşen İHA’lar
Yakın zamanda Türkiye’ye düşen İHA’lar hakkında değerlendirme yapan Bağcıoğlu, “Karadeniz kıyısındaki illerimize düşen kontrol dışı İHA'lar; Yaşanan Yeni nesil tehdidin boyutunu bir kez daha göstermiştir. Artık birkaç kilometre menzilli ticari dronlarla yüzlerce kilometre menzilli gelişmiş sistemler aynı güvenlik ekosisteminin parçasıdır. Bu nedenle; kamu kurumları, özel sektör, vatandaşlarımız, İHA tehdidine karşı bilinçlendirilmeli; erken ihbar sistemi ve kuvvet koruma tedbirleri sürekli güncellenmelidir” İfadelerine yer verdi.
Doğu Akdeniz ve Kıbrıs değerlendirmesi
Yavru vatan Kıbrıs hakkında konuşan Bağcıoğlu, “Kıbrıs konusundaki yaklaşımımız tutarlı, kararlı ve uzun yıllardır değişmeyen temel ilkelere dayanmaktadır. Ada’da kalıcı bir uzlaşıya ulaşılabilmesi; Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabul edildiği çözüm anlayışının esas alınmasına bağlıdır. Bu gerçek dikkate alınmaksızın ortaya konulacak hiçbir plan ya da müzakere zemini, Kıbrıs Türk halkının meşru iradesini yansıtamayacağı gibi, Doğu Akdeniz’de kalıcı barış ve istikrara da katkı sağlayamaz. Kıbrıs Türklerinin kazanılmış haklarını görmezden gelen, Ada’daki hassas siyasi ve güvenlik dengesini zedeleyecek her türlü girişim kabul edilebilir değildir. 5 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin huzuru ve güvenliği, Türkiye’nin millî güvenliğinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi.
“Kuşatma girişimlerine karşı da güçlü bir stratejik cevap oluşturacak”
Akdeniz Kalkanı Harekâtı hakkında açıklamada bulunan Bağcıoğlu, “Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de siyasi ve ekonomik olarak kuşatmayı hedefleyen girişimlere karşı en güçlü cevap; güçlü bir deniz kuvveti, etkin diplomasi ve doğru zamanda alınacak stratejik inisiyatiflerdir. Bu çerçevede Karadeniz Uyumu Harekâtı ve Akdeniz Kalkanı Harekâtı, Türkiye'nin deniz güvenliği mimarisinin iki temel unsurudur. Karadeniz Uyumu Harekâtı, 2004 yılından bu yana Türkiye'nin liderliğinde bölgesel deniz güvenliğine önemli katkılar sağlamaktadır. 6 Akdeniz Kalkanı Harekâtı ise 2006 yılından beri Doğu Akdeniz'de millî olarak sürdürülmekte, NATO'nun Deniz Muhafızı Harekâtı ile koordinasyon içerisinde bölgesel ve küresel güvenliğe katkı sunmaktadır. Özellikle Doğu Akdeniz'de diplomatik açılımlardaki gecikmeler Türkiye'ye önemli stratejik fırsatlar kaybettirmiştir. Bu kapsamda, 13 yıl aradan sonra Mısır ile gerçekleştirilen deniz tatbikatı, karargâh görüşmeleri, Askerî Çerçeve Anlaşması ve hava tatbikatları son derece önemli ancak gecikmiş adımlardır. Mısır ile ilişkilerin uzun yıllar iç politika ve seçim hesaplarına kurban edilmesinin Türkiye'ye ne kaybettirdiği açık şekilde değerlendirilmelidir. Eğer bu ilişkiler kesintiye uğramamış olsaydı, Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusunda Türkiye'nin millî menfaatlerine çok daha uygun sonuçlar elde edilebilirdi. Bugün ise mevcut konjonktür önemli fırsatlar sunmaktadır. Karadeniz Uyumu Harekâtı örneğinde olduğu gibi, Akdeniz Kalkanı Harekatı’na da uluslararası bir kimlik kazandırılması mümkündür. Öncelikle Suriye ve Mısır'ın, ardından Libya ve Lübnan'ın bu yapıya dâhil edilmesiyle Türkiye öncülüğünde Akdeniz'de kalıcı, kapsayıcı ve bölgesel sahiplenmeye dayalı yeni bir deniz güvenliği mimarisi oluşturulabilir. Bu yaklaşım yalnızca Akdeniz'de barış ve istikrara katkı sağlamayacak; aynı zamanda Türkiye'yi siyasi olarak kuşatma girişimlerine karşı da güçlü bir stratejik cevap oluşturacaktır” dedi.
“Hürmüz Boğazı’nda anlaşmazlık devam etmekte”
Açıklamalarında Hürmüz Boğazı’nın önemine dikkat çeken Bağcıoğlu, “Şam’da dün meydana gelen ve can kayıplarına yol açan saldırı, Suriye’de güvenlik ve istikrarın tam olarak sağlanabilmesi için ülke genelinde SDG/YPG gibi silahlı yapıların devlet çatısı altında entegrasyonunun ve güvenlik sektörünün yeniden yapılandırılmasının süratle tamamlanmasının önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu sürecin başarıyla sonuçlandırılması, benzer saldırıların önlenmesi, kamu düzeninin güçlendirilmesi ve ülkenin siyasi normalleşme sürecinin kalıcı hale getirilmesi açısından kritik öneme sahiptir. İran ile ABD arasında doğrudan çatışma riski, ateşkes ve diplomatik temasların sürmesiyle kısa vadede azalmış görünmektedir. Bununla birlikte, nükleer program, yaptırımlar, Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ve vekâlet unsurları üzerinden yürütülen rekabet başta olmak üzere temel anlaşmazlıklar devam etmektedir. Mevcut tablo, diplomatik müzakereler ile kontrollü caydırıcılık politikalarının eş zamanlı sürdürüldüğü, ancak yanlış hesaplama veya vekil aktörler kaynaklı gelişmeler nedeniyle kırılganlığını koruyan bir güvenlik ortamına işaret etmektedir” diye konuştu.




