Bana göre yalnızca İzmir’in değil, Türkiye’nin de en güzel, en yaşanabilir ilçelerinden biridir Kemalpaşa. Havası, suyu, bereketli toprağı, kirazı, şeftalisi, cevizi, üzümü ve yetiştirdiği sayısız meyvesiyle adeta bir doğa cennetidir. Bu topraklar sadece ürün vermez; yaşam verir. Suyu, ormanı, kuşu, ağacı ve insanıyla birlikte bir bütündür. Ne yazık ki bu güzelliği göremeyenler var.

Onların gözünü para hırsı bürümüş. Doğayı, tarihi, insan sağlığını, gelecek kuşakları değil; yalnızca çıkaracakları madeni ve elde edecekleri kazancı düşünüyorlar.

Şimdi hedef yine Kemalpaşa…

Yine Yukarı Kızılca…

Üç yıl önce köylülerin büyük mücadelesiyle durdurulan maden projesi yeniden gündeme getirildi. İstanbul merkezli bir şirket, birinci derece doğal ve arkeolojik sit alanı içerisinde kalan bölgede yeniden çalışma başlattı.

İnsan ister istemez soruyor:

Birinci derece sit alanı olan, korunması gereken bir bölgede madencilik faaliyetine nasıl izin verilebilir?

Korunması gereken alanlar gerçekten korunmayacaksa, sit ilanlarının ne anlamı kalıyor?

Yukarı Kızılca halkı haklı olarak ayağa kalktı.

Çünkü mesele yalnızca birkaç ağacın kesilmesi değil.

Daha yol açılırken 300’ün üzerinde çam ağacı kesildiği belirtiliyor.

Oysa asıl tehlike henüz başlamadı.

Bölgenin içme suyu kaynakları maden sahasının hemen üzerinde bulunuyor. Çinko madeni için yapılacak çalışmaların su kaynaklarını kirletmesinden endişe ediliyor. Kirlenen su yalnızca bugünü değil, çocuklarımızın yarınını da zehirler.

Su kirlenirse toprağın bereketi de gider.

Kirazın tadı değişir.

Şeftali dalında yetim kalır.

Üzüm bağı kurur.

Doğa turizmi biter.

Mahmut Dağı’nın eşsiz yürüyüş rotaları sessizliğe gömülür.

Kaybedilen yalnızca birkaç hektarlık alan olmaz; bir yaşam kültürü yok edilir.

Üstelik Yukarı Kızılca yalnızca doğal güzelliğiyle değil, tarihi mirasıyla da korunması gereken bir bölgedir. Birinci derece doğal ve arkeolojik sit alanında yapılacak her müdahale, yalnızca bugüne değil, geçmişimize de zarar verir.

Bugün Kemalpaşa’nın sesi olmak zorundayız.

Çünkü doğa kendini savunamaz.

Ağaç konuşamaz.

Su mahkemeye gidemez.

Dağ itiraz dilekçesi yazamaz.

Bunları ancak insanlar yapabilir.

Yukarı Kızılca halkı tam da bunu yapıyor.

Toprağına, suyuna ve geleceğine sahip çıkıyor.

19 Temmuz’da köy meydanında yapılacak buluşma, yalnızca bir köyün değil, doğaya sahip çıkan herkesin sesi olmalıdır.

Unutmayalım…

Maden çıkarılan yerlerde bazen servet kazanılır.

Ama kaybedilen doğa, kesilen orman ve kirletilen su bir daha geri gelmez.

Kazanç hesapla ölçülür.

Doğanın değeri ise hiçbir parayla ölçülemez.

Kemalpaşa’nın cennet gibi doğasına sahip çıkmak, yalnızca orada yaşayanların değil, hepimizin ortak sorumluluğudur.