“Konuşuyoruz…” dedi telaşla. “Günlük şeylerden, sıradan meselelerden… Günün nasıl geçtiğini soruyoruz birbirimize. Aynı evdeyiz, aynı masaya oturuyoruz. Ama eskisi gibi değil… Eskisi gibi bakamıyoruz.”

Cümlelerini kurarken bir şeylerden kaçıyordu sanki.
En çok da kendi hislerinden.

“Bazen” dedi, sesi biraz daha alçaldı,
“Evde yalnız kalmak istiyorum. Sessizlik olsun istiyorum. Kimse olmasın… Sadece kendimle kalayım.”

Sonra hemen ekledi, neredeyse özür diler gibi:
“Yanlış anlama…”

Aslında mesele tam da buydu.
Yanlış anlaşılmaktan korkan kadınlar, en doğru duygularını bile yarım cümlelerle anlatır.

Oysa bir kadının “yalnız kalmak istiyorum” demesi, çoğu zaman yalnızlığa değil, yorgunluğa işarettir.
Sürekli anlatmaya çalışmaktan, anlaşılmamaktan, görülmemekten yorulmuş bir kalbin sessiz isteğidir bu.

Kadınlar kolay kolay susmaz.
Önce anlatır, sonra tekrar anlatır, bir daha anlatır…
Anlaşılmak için cümlelerini değiştirir, tonunu yumuşatır, bazen sertleştirir.
Ama hep bir şekilde ulaşmaya çalışır karşısındakine.

İşte o “şikayet” dediğimiz şey var ya…
Aslında içinde hâlâ umut taşıyan bir sesleniştir.

“Beni duy” demektir.
“Beni gör” demektir.
“Biz hâlâ düzelebiliriz” demektir.

Ama bir gün gelir…

Kadın susar.

Ne tartışmak ister, ne açıklamak…
Ne kırıldığını anlatır, ne de beklentisini.
Sorulara kısa cevaplar verir, konuşmalar yüzeyde kalır.
Artık kavga bile etmez.

Çünkü kavga etmek bile bir bağdır aslında.
İnsanı yoran değil, bağın koptuğunu hissettiren şeydir.

Ve bir kadın, tartışmayı bile bırakmışsa…
İşte o zaman en büyük mesafe başlamıştır.

Artık o evde iki kişi vardır ama tek bir yalnızlık yaşanır.
Aynı odada bulunup birbirine uzak olmanın o tarifsiz hali…

Bedeni oradadır belki.
Ama ruhu çoktan gitmiştir.

En acısı da şudur:
Gidiş, bir anda olmaz.

Yavaş yavaş olur.
Görülmeyen küçük kırılmalarla, fark edilmeyen eksilmelerle…
Bir gün değil, her gün biraz daha uzaklaşarak.

Ve çoğu zaman erkekler o sessizliği “huzur” sanır.
Oysa o, bir vedanın en sessiz halidir.

Kadınlar susuyorsa, mesele çözülmüş değildir.
Sadece anlatılmaya değmeyecek kadar yalnız hissediliyordur artık.

Bu yüzden bir ilişkide en tehlikeli an, seslerin yükseldiği değil…
Seslerin tamamen kesildiği andır.

Çünkü bazı gidişler kapı çarparak olmaz.
Bazıları sadece sessizce olur.

Ve geriye, konuşulmuş ama anlaşılmamış onca cümle kalır.