Siyasette bazen tek bir cümle, sayfalarca tutanak kadar şey anlatır.
Bazen de bir oylama, kürsüde dökülen bütün süslü lafları bir anda boşa düşürür.
Milliyetçi Hareket Partisi’nde yaşanan Aydın İl Başkanı Haluk Alıcık krizi, tam olarak böyle bir tabloyu önümüze koydu.
MHP Aydın İl Başkanı Haluk Alıcık görevden alındı. Açıklamayı yapan isim, Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’dı.
Gerekçe olarak da başta Halk TV olmak üzere CHP’ye yakın medya organlarında yer alan “maksatlı yayınlar” gösterildi.

Ama herkes biliyor ki mesele yalnızca medya değil.

ŞÜKRETMİYOR DEMİŞTİ

Haluk Alıcık, emekli maaşları tartışılırken ne demişti?
“Bu millet haline şükretmiyor… Şükürsüzlük bu memleketin sonu olur.”

Oysa bu ülkede milyonlarca emekli; Maaşıyla pazardan yarım kilo et alamıyor, İlacını mı alsın, kirasını mı ödesin diye hesap yapıyor, Torununa harçlık veremediği için başını öne eğiyor.
Ama siyaset kürsüsünden onlara “şükür” tavsiye ediliyor.

Yetmedi…
Ardından kumar masasına ilişkin iddialar gündeme geldi. Tartışmalar büyüdü.
Ve parti yönetimi, kamuoyundaki tepkiyi daha fazla taşıyamayıp il başkanını görevden aldı.

ÇELİŞKİ VAR

Bir tarafta MHP, Meclis’te emekli maaşlarının artırılmasına ilişkin düzenlemelerde ret oyu kullanıyor.
Diğer tarafta parti lideri, Meclis kürsüsünde emeklinin yaşadığı yoksulluğu, geçim sıkıntısını, maaşların düşüklüğünü uzun uzun anlatıyor.

Soruyorum:
Meclis’te “hayır”, kürsüde emekli edebiyatı… Oylamada kemer sıkma, konuşmada sosyal hassasiyet…
Bu nasıl bir siyaset anlayışıdır?

SÖZ BAŞKA, OY BAŞKA

Haluk Alıcık’ın dili yanlıştı.
Ama asıl sorun, o dili mümkün kılan siyasal iklimdir.
Bugün bir il başkanı görevden alındı.
Yarın başka bir yönetici, başka bir yerde benzer sözleri söyleyecek.
Çünkü sistem değişmiyor:
Emekliye yüklenmek kolay,
Emekli için bütçe ayırmak zor.

Siyasetçinin samimiyeti kürsüde değil, oy verdiği yerde ölçülür. Emeklinin halini anlıyorsan elini kaldırırsın. Anlamıyorsan, mikrofon başında ne söylediğinin bir kıymeti kalmaz.

SON SÖZ
Bu tabloyu gören emekli tek bir soru soruyor:
“Ben kime inanayım?”
Kürsüdeki sözlere mi?
Yoksa Meclis’teki oylamalara mı?
İşte tam da bu yüzden yaşananlar insanın aklına o meşhur sözü getiriyor:
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!