Son Mühür / Gökmen Küçüktaşdemir Son Mühür TV'deki Tunç Erciyas'ın sunduğu Sıcak Bakış programına katılan Birlik Yerel-Sen Genel Başkanı Reşat Bozat ve Genel Başkan Yardımıcısı Emrullah Altınkaynak sendikaların son durumunu ve memurların sorunlarını dile getirdi.

Birlik Yerel-Sen'in nasıl kurulduğu, faaliyetlerinin yanı sıra memurların günümüzdeki sorunları İzmir belediyesindeki eylemler, TİS sorunu ve bankamatik memurları meselesi derinlemesine tartışıldı.

Birlik Yerel-Sen Genel Başkanı Reşat Bozat'ın Sıcak Bakış'taki sözleri şu şekilde:

''Şimdi 2017 yılında biliyorsunuz, 15 Temmuz 2016’da bir süreç yaşandı. Türkiye’de memur sendikacılığı gerçekten kötü durumdaydı, o dönem bir kez daha teyit edilmiş oldu. Çünkü cemaat sendikaları, ideolojik sendikalar, siyasi parti sendikaları ülkeyi ve memurları ele geçirmiş durumdaydı. BASK Konfederasyonu’yla o dönem tanıştığımızda, bağımsız sendikacılığın gerçekten hangi yollarda yürüdüğünü ve memurun haklarını savunma gereksinimi gösteren bir konfederasyon olduğunu bize gösterdi. Bunun ardından gelen süreçte, 2022 yılında Emrullah Başkanım olsun, Karaman’da Uğur Başkanım olsun, Samsun’da Mehmet Şişman ve Ufuk Başkanımla beraber bir ön fikir olarak bu sendikayı kurmuş olduk. Bu sendikaya ihtiyaç vardı çünkü yerel yönetim iş kolunda sözde büyük sendikalarımız var; ancak bir tarafta siyasetin gölgesinde kalmış sendikalar, diğer tarafta ideolojik saplantılarla hareket eden sendikalar maalesef memurları, özellikle yerel yönetimlerde, ele geçirmiş durumdaydı.

AK Parti’ye mensup bir belediyeye gittiğimizde “AK Parti’nin sendikası” diye adlandırılan bir sendika öne çıkıyor, aynı belediye başka bir partiye geçince bu sefer o partinin sendikası öne çıkıyor. Bu aşamada yedi farklı siyasi partiye mensup belediye ve iki tane kayyum belediyesi olmak üzere, dokuz farklı siyasi yapıyla yönetilen belediyelerde örgütlenebilen tek sendika olduğumuzu iddia ediyoruz. Türkiye’de 28 ilde kimseye sırtını dayamadan bağımsız yürüyebilen ve memurların sorunlarına odaklanabilen tek sendika olduğumuzu da söyleyebiliriz. Çünkü bizden sonra kurulanlar da, bizden önce var olanlar da yine kendilerine bir yapı, bir parti ya da bir gölge arayışı içindeler. Bu yüzden sendikamızın Türkiye’deki varoluş sebebi, memur odaklı ve memur haklarına odaklı tek sendika olmasıdır diyebiliriz. Çünkü biz şuna inanıyoruz: Tek kırmızı çizgimiz devlete, millete ve bayrağa sahip çıkmaktır. Devlet memurlarının haklarını sadece dile getirebilmek temel amacımızdır. Bunun dışında kimseyi ayırma, mezhep, din, ırk ya da hangi partiye mensup olduğu gibi konular bizim için hiçbir anlam ifade etmez. Bizim tek amacımız memur odaklı olmak ve devletimizin genel sorunlarına odaklanmaktır.''

8. Dönem TİS’ten sendika memnun mu?

''8. Dönem Toplu İş Sözleşmesi başından itibaren fiyasko bir sözleşmeydi, zaten hakem heyetine yönlendirilmesi de bunun göstergesiydi. Biz Türkiye genelinde bir iş bırakma eylemi yapmıştık, diğer üç konfederasyonla birlikte; BASK’ın zaten buradaki önemi büyüktü. Diğer sendikalar da aslında durumu anlamış oldu; hiçbiri yan yana gelemezken, BASK Konfederasyonu olarak biz zıt sendikaları da aynı masada buluşturabilen bir konfederasyonuz. Ahmet Doğruyol başkanımızla birlikte biz İzmir’de bir eylem yapmıştık, hatta kulakları çınlasın Ahmet Doğruyol ile.

Ahmet Doğruyol başkanımla birlikte Birlik Sağlık Sen, Anadolu Eğitim Sen ve PTT-Sen bileşenleri olarak bir eylem yapmıştık. Eylemde görselde de salatalık vardı; dedik ki bu hıyardan cacık olur ama toplu iş sözleşmesi masasından bir cacık olmaz. Olmadığını da bütün Türkiye gördü. Çünkü Memur-Sen, Kamu-Sen gibi sendikalar artık partinin gölgesinden çıkamayan ve kendisine ne emir verilirse onu uygulayan sendikalar olarak anılmaya başlanmıştır. Toplu sözleşmenin hakem heyetine yönlendirilmesiyle birlikte biz tüm sendikalar olarak, siyasi partilere “hakem heyetine üye belirlemeyin” diye ısrarla çağrıda bulunduk. Çünkü bu iş artık Meclis’e gelsin, toplum görsün istedik. Bugün göreve yeni başlayan bir memurun 61.000 lirayla İstanbul ya da İzmir gibi metropol bir şehirde kira, yol ve yemek giderleriyle nasıl geçinebileceğini tüm Türkiye’nin görmesi gerekiyor. Bu şehirlerde en düşük kira 30.000 liradır. 61.000 TL alan bir öğretmenin ya da bir sağlık çalışanının derdi geçim mi olacak, işi mi olacak?''

3600 Ek Gösterge ve 5510 Sayılı Kanun

Tahsilat deyince, benim asıl mesleğim de tahsildarlık kadro unvanıdır. Taksitlerle vezne işlemlerini yürütürler, 5’inci derece kadrodadırlar, tabii ki memurdurlar; devletin parasını toplarlar. Topladıkları para zimmetlerinde kalır, eksik olursa ceplerinden tamamlarlar. 7/24 çalışma sistemleri vardır; terminallerde, veznelerde, yollarda, mezbahalarda, bayramlarda çalışırlar, mezarlıklar da 7/24 çalışır. Bizim bu arkadaşlarımız bu hizmeti verirken emekli olunca 1961 Anayasası’ndan kalan memur kadrosuna tabi, o dönemin ortaöğretim yani ortaokul mezunuymuş gibi bir sistemle değerlendirilmeye devam ediliyor. Bugün üniversite mezunu olsanız, lisansüstü eğitim yapsanız dahi aynı kadroda kaldığınız sürece yeşil pasaport hakkınız olmayacak, hiçbir şekilde birinci dereceden emekli olamayacaksınız. Bu da emeklilikte günümüz şartlarında yaklaşık 4-5 bin TL’lik bir kayba yol açıyor. Belediyelerde bu kadronun ne kadar değerli olduğunu diğer kurumlarda görüyoruz; örneğin vergi dairelerinde çalışan tahsildarlar ya da veznedarların kasa tazminatları, mali sorumluluk zamları vardır. Gelir İdaresi’nde çalışanlar da benzer haklara sahiptir ve özel hizmet tazminat puanları yüksektir. Ancak en yoğun çalışan belediyelerde, tahsilat birimlerinde, su birimlerinde ve veznelerde görev yapan arkadaşlarımız bu hakların hiçbirinden yararlanamıyor ve bu durum yasal zemine oturtulmuş değil.

''Sadece arazi tazminatı veriliyor, o da verilirse''

Diğer tarafta kamu mühendislerimiz var. Yıllardır Ankara’da eylem yaparlar, programları vardır. Biz BASK olarak, izin alamadıkları durumlarda platform olarak mühendislerimize sahip çıktık ve yanlarında olduk. Kamu mühendisleri özellikle yerel yönetimlerde araziden gelen kişiler değildir, kendilerine ait ayrı bir hak alanı yoktur; özel hizmet tazminat puanları diğer kurumlara göre düşüktür. Emeklilikte hak ettikleri derece ve kademeye ulaşsalar bile bunun karşılığını alamazlar, 3600 ek göstergeden faydalanamazlar. Oysa mühendisler olmasa hiçbir birim sağlıklı şekilde yürüyemez. Sadece arazi tazminatı veriliyor, o da verilirse. Belediyelerde böyle bir durum söz konusudur.

İtfaiyeciler ve 5510 sayılı kanun ve emeklilik sorunu

''Bir diğer önemli konumuz itfaiyecilerdir. Yaklaşık bir aydır 13 ili gezdim, birçok itfaiye biriminin gerçekten çok kötü durumda olduğunu gördüm. Son dönemde Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde bazı uygulamalar dikkat çekti. Sağlık raporu nedeniyle yangına çıkamayacak durumda olan itfaiyecilerin, üst kadrodan alınarak düz memur statüsüne çekildiği görülüyor. Bu durum hukuken de ahlaken de vicdanen de kabul edilemez. Oysa bu personel itfaiye bünyesinde geri hizmetlerde değerlendirilebilirken tamamen vasıfsız memur statüsüne indirgenmesi düşündürücüdür. Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bu yanlıştan dönülmesini tavsiye ediyoruz. İtfaiyecilerin en büyük sorunlarından biri de teçhizat eksikliğidir. Türkiye’de orman yangınlarında da gördük, itfaiyeciler olmazsa büyük felaketler yaşanır. Ülkemiz deprem ve afet bölgesidir, buna rağmen birçok birimde personel eksikliği nedeniyle işler aksıyor. Belediye başkanlarına da sesleniyorum: 8-10-20 katlı binalara ruhsat veriyorsunuz ama itfaiye ekipmanına baktığınızda merdivenler 3-4-5 katla sınırlı kalıyor. Daha önce yaşanan yangınlarda bunun sonuçlarını gördük. Örneğin Adıyaman Kahta’da 8 katlı bir binada çıkan yangında merdivenler ancak 3’üncü kata kadar ulaşabiliyordu. Bu şartlarda verilen ruhsatlar ciddi risk taşımaktadır.''

''Bu durumun sorumluluğu kimde? Yetkili sendikalar nerede?''

''5510 sayılı kanuna geldiğimizde; 1 Ekim 2008 sonrası devlet memurları bu kanuna tabi edildi. Önceden aylık bağlama oranı yüzde 50 iken, bu tarihten sonra göreve başlayanlarda yüzde 25’e düşürüldü. Bugün 2008 sonrası göreve başlayan memurlar emekli olmaya başladıklarında yaklaşık 22.700 TL civarında maaş alıyorlar. En düşük emekli maaşı 20 bin TL iken, asgari ücretten emekli olan kişi 28 bin TL alabiliyor, ancak devlet memuru 22.700 TL ile emekli oluyor. Bu durumun sorumluluğu kimde? Yetkili sendikalar nerede? Bu konular daha önce dile getirildiğinde önemsenmedi. “Daha emekliliğe çok var” denildi ama bugün bu sorun herkesin karşısına çıktı. Memurlar artık 65 yaşını beklemek zorunda kalıyor. Bu nedenle hükümetin eski sisteme dönmesi ve memurların aylık bağlama oranlarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurguluyoruz.''

''Bu artık bir talep değil, zorunluluktur''

''İtfaiyeciler özellikle yangınlarda ormanlara giderler, aslında resmi olarak ormana müdahale yetkileri yoktur; görevlendirme ile giderler. Şöyle bir durum var: İtfaiyede ve zabıtada “yardımcı hizmetler” adı altında işçi kadrosunda destek hizmetleri vardır. Bunların sözleşmelerine baktığınızda iş riski primi bulunur. Ancak devlet memurlarında böyle bir uygulama yoktur. Oysa risk primi her iki çalışan grubuna da verilmelidir ve bunun toplu sözleşmelere eklenmesi gerekir. Ayrıca itfaiyenin özel bir meslek sınıfı olması gerektiğini de belirtmek gerekir.

İtfaiyeciler bunu çok iyi bilirler; son toplu sözleşmede “yıpranma payı” diye bir düzenleme getirildi. Ancak bunun trajikomik tarafı şurada ortaya çıkıyor: İlgili müdürlük, yangına çıkılan saat kadar yıpranmanın emekliliğe yansıtılacağını söylüyor. Yani bir itfaiyeci 24 saat çalışsa ama o gün hiç yangına gitmese, görev yapmış olmasına rağmen hiçbir şekilde yıpranma payı alamıyor. Sadece yangına gittiğinde ya da bir kurtarma operasyonuna katıldığında, o görevde bulunduğu saat kadar yıpranma süresi ekleniyor. Yıl sonunda toplanıyor ve bunun da beşte biri kadar yıpranma payı veriliyor. Bu kadar çelişkili bir sistem oluşturuldu. Oysa baştan sona meslek kanunu yapılmış olsa, bu konuların hiçbiri bugün tartışılıyor olmayacaktı; bu artık bir talep değil, zorunluluktur.''

Yerel yönetimlerdeki sorunlar

''Yerel yönetim iş kolumuz, tüm iş kolları arasında en önemli yere sahiptir. Çünkü toplu iş sözleşmesi iki yıllık değil, her yıl yapılan tek kurum belediyeler ve il özel idareleridir. Burada da kazanabileceğimiz bazı haklar ekstra verilebilir mi konusu önemlidir. Çünkü bizim fazla mesai dışında ya da başka bir ad altında döner sermaye gibi bir gelirimiz yoktur. Sadece toplu sözleşmeden kaynaklı sosyal denge tazminatı adı altında bir ücret alabiliyoruz.

Bunu da 2010 öncesi ve sonrası olarak ayırmak gerekir. Referandumdan çıkan yeni 4688 sayılı kanun öncesinde toplu sözleşme yapan belediyeler ve il özel idareleri, herhangi bir yasal sınıra bağlı kalmaksızın, bütçelerinin imkânı doğrultusunda istedikleri miktarda sözleşme yapabiliyordu. 2010 sonrası 4688 sayılı kanuna tabi sözleşme yapan belediye ve il özel idareleri ise sözleşmeden doğan hakların üzerine çıkmamaya çalışıyor. Ancak çoğu durumda sözleşme metinlerinde “verilebilir, yapılabilir, edilebilir” gibi ucu açık ifadeler yer aldığında, belediye başkanları ya da genel sekreterler bunu keyfi şekilde yorumlayabiliyor.''

''Gerçekçi bir pazarlık süreci yürütülmeli''

Bugün birçok belediyede sosyal denge tazminatı yoktur. Geçtiğimiz hafta Samsun Canik Belediyesi’ndeydim; yedi yıl önce sosyal denge tazminatı verilirken, yedi yıldır bu ödeme yapılmıyor. Belediye başkanının keyfi uygulamalarıyla bu durum değişebiliyor. Örneğin, yetki almak üzereyken bir gün önce toplantı yapılıp memurlara “şu sendikada toplanırsanız size yüzde 30 verebilirim” denilebiliyor. Geçmişte Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde de benzer bir sistem uygulanmıştı; en çok üyeye sahip sendikaya daha yüksek oranlar verilmesi gibi uygulamalar ortaya çıkmıştı. Bu durum bazı belediyelerde hâlâ devam ediyor, özellikle Kahramanmaraş ve Malatya’da bu tür uygulamaların sürdüğü ifade ediliyor.

Bu nedenle sözleşme yapılırken ifadelerin net ve bağlayıcı olması gerekir. Her belediyenin bütçesi ve bulunduğu bölge farklı olduğu için sözleşmelerin de buna göre düzenlenmesi gerektiğini vurguluyoruz. Örneğin küçük bir belde belediyesinde yüzde 120 oranında bir ödeme belirlenirken, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde de aynı oran verildiğinde yaşam koşulları arasındaki fark nasıl dengelenecek? Bu nedenle büyükşehirler, iller ve ilçeler için ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Toplu sözleşmelerde sabit üst sınırlar yerine, sendika ile belediye başkanı arasında gerçekçi bir pazarlık süreci yürütülmesi gerektiğini ifade ediyoruz.''

“Cemil Tugay hatrı sayılır bir sözleşme yaptı”

''Sosyal denge tazminatı konusunda Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Cemil Tugay gerçekten hatrı sayılır bir sözleşme yaptı ve bunu hiçbir sorun çıkarmadan gerçekleştirdi, buradan kendisine teşekkür ediyoruz. Sözleşmenin içeriğinde iş barışını bozabilecek iki maddemiz vardı, ancak memurlarımıza ve itfaiye emekçilerimize adeta ana sütü gibi helal olan 8.000 TL ek tazminat adı altında ilave bir ödeme yapıldı.

Lakin bazı birimlerde çalışan memur arkadaşlarımız bu konuda üzüldü. Çünkü Türkiye’de tek belediye hastanesi olarak elimizde kalan Eşrefpaşa Hastanesi ve huzurevlerinde çalışan doktorlar, hemşireler ve diğer sağlık çalışanları bu ödemeden faydalandırılmadı. Aynı şekilde arıtma tesislerinde çalışan memurlar, fen işlerinde 7/24 görev yapan personel ve özellikle otogarlarda kesintisiz çalışan memur arkadaşlarımız da bu haktan yararlanamadı.

Eşrefpaşa Hastanesi özelinde baktığımızda, “sağlık bir bütündür” ifadesi sıkça dile getirilir. Ancak belediyeye ait tek hastane olması nedeniyle bu bütünlüğü bozan bir yapı ortaya çıkmıştır. Sağlık Bakanlığı her yönetmelik değişikliğinde üniversite, devlet ve şehir hastanelerini esas alırken, Eşrefpaşa Hastanesi bu kapsamın dışında kalmaktadır. Bu nedenle uygulamalarda sanki özel bir hastaneymiş gibi değerlendirilmekte, oysa gerçekte İl Sağlık Müdürlüğü denetiminde faaliyet gösteren bir kamu hastanesidir.

Ancak çalışanların haklarına gelindiğinde, personel eksikliği ve diğer nedenlerle, devlet ya da şehir hastanelerinde görev yapan sağlık personeline verilen döner sermaye ve ek ödemeler, Eşrefpaşa Hastanesi ve huzurevlerinde çalışan sağlık personeline sağlanmamaktadır.''

Belediye finanse edebilir mi?

''Bu umudumuz bu sözleşmede vardı ve biz bunu ısrarla dile getirdik, dilekçeler verdik; Sayın Cemil Tugay’a doğrudan dilekçe de ilettim. Özellikle hastane bizim gözbebeğimiz; yeni hastane binasının yaz aylarında hizmete açılacağına dair bilgi almıştık. Hem vatandaşa hem de tüm yükü taşıyan sağlık çalışanlarımıza pandemi döneminde gerçekten olağanüstü bir emek verildi. O arkadaşlarımıza da 8.000 TL verilmesi hem motivasyon açısından önemli olacak hem de iş barışının korunmasına katkı sağlayacaktı. Buradan Sayın Başkan’a tekrar seslenmek istiyorum; özellikle riskli birimlerde görev yapan çalışanlarımıza da bu ödemenin yapılması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak isteriz.''

Buca belediyesindeki eylemler

''Buca Belediyesi var, Sayın Görkem Başkan. Aslında en büyük sorunumuz ne biliyor musunuz? Belediye başkanları bizimle doğrudan görüşmüyor, temasa geçmiyorlar. Oysa konuşularak çözülemeyecek hiçbir sorun olmadığını düşünüyoruz. Sendikalar kaos yaratmak için değil, memur ile belediye arasında köprü kurmak için vardır.

Biz şu an Sayın Görkem Başkan’dan ve diğer belediye başkanlarından randevu talep etmemize rağmen olumlu yanıt alamıyoruz. Yardımcıları, aradaki aracılar, müdürler ya da özel kalemler üzerinden görüşmeye çalışıyoruz. Yani dolaylı yollarla iletişim kuruyoruz; ne konuşuluyorsa bize yine dolaylı şekilde geri dönüş yapılıyor. Bu durum birinci ağızdan çözüm üretilememesine neden oluyor ve sorunlar büyüyor.

Buca Belediyesi’nde gerçekten ciddi bir tablo söz konusu. Yaklaşık 2.500 işçiden bahsediliyor ve belediyenin bütçe durumu da ortada.''

“Memurlar bankamatikçi olamaz”

'2Son dönemde “bankamatikçi” adı altında çalışan kişiler olduğuna dair iddialar var. Şunu net bir şekilde ifade edeyim: Bunlar memur değildir, memur olamaz. Ancak kulaklarımıza gelen bazı bilgiler var; eski daire başkanları, eski müdürler ya da genel sekreter yardımcıları gibi bazı kişilerin işe gelmediğine dair daha önce sosyal medyada da çeşitli iddialar yer aldı. Özellikle son dönemde “bankamatikçi memur” adı altında anılan kişilerin memur olmadığı, işçi statüsünde oldukları bilinmektedir.

Belediyelerin zor duruma gelmesine neden olan bu sistemde, ilçe yönetimlerinden gelen akraba ve yandaş kayırmacılığıyla işe alınan bazı kişilerin işe gitmediği ve buna rağmen kimsenin müdahale edemediği ifade ediliyor. Çünkü bu kişilerin doğrudan üst yönetimle bağlantılı olduğu biliniyor. Bu durum kamuyu da zarara uğratıyor. Belediyelerin bütçelerini zorlayan bu fazla işçi alımlarının sorumlusu da yine belediye yönetimleridir.

Ayrıca sosyal denge tazminatlarının kısıtlanmasına neden olan anlayışın da aynı olduğunu düşünüyoruz. Oysa bu ödemeler belediye bütçesi içinde çok küçük bir yer tutmaktadır. Buca özelinde konuşursak; yaklaşık 290 memurun aldığı toplam sosyal denge tazminatının maliyeti 10 milyon TL’yi bulmamaktadır. Buna karşılık yaklaşık 100 işçinin maliyeti 10 milyon TL civarındadır. Bu da belediyede en az 500 fazla işçi bulunduğunu ortaya koymaktadır.''

“Dürüstlük yok şu an”

''Geçen sene Buca Belediyesi’nde bu sözü almıştık. Orada yaklaşık bir hafta süren bir eylemimiz olmuştu. Dediğim gibi aracı kişilerle iletişime geçilmiş ve bir takvim planı oluşturulmuştu. Geriye dönük yedi adet toplu iş sözleşmesinden kaynaklı sosyal denge tazminatı alacaklarımız bulunuyor. Bu ödemelerin maaşlarla birlikte her ayın 15’inde yatırılacağı, geçmişe dönük alacakların ise ay sonunda ödeneceği sözü verilmişti.

Hatta belediye başkanımız Görkem Bey, bayram öncesi bayramlaşma töreninde bir kredi beklentilerinin olduğunu, bu kredi onaylanırsa tüm borçların ödeneceğini ve kimsenin alacağının kalmayacağını ifade etmişti. Kredi çekildi, iki günlük çöp toplamama eylemi yapan işçilerin tüm alacakları ödendi. Ancak söz konusu memurların alacakları, özellikle 2024-2025 yıllarına ait mühendislerimizin ve araziye çıkan teknik personelin arazi tazminatlarına gelince “para yok” denilmeye başlandı. Biz artık şeffaflık ve dürüstlük görmek istiyoruz; şu an bu konuda bir eksiklik olduğunu düşünüyoruz.''

Birlik Yerel-Sen Genel Başkanı Yardımcısı Emrullah Altınkaynak ise şu konulara değindi:

''Zabıta öncelikle şunu söylüyor: Bununla alakalı yerel yönetimlerde evet “kolu kuvveti var” deniliyor ama kendimizi koruyacak ne bir teçhizatımız var ne de bir gücümüz. Yasal zeminde zaten hukuken arkamızda bir dayanak göremiyoruz. Belediyeler bu konuda, “sizin aracınızla dahi gelsek bunu kamu zararı sayarız, avukatımıza göndeririz” derken, bir zabıta memuru yaralandığında sahip çıkamıyor. Meslek sınıfı olmamız gerekirken sürekli mağdur ediliyoruz. Biz zabıta ve itfaiye olarak bu sorunu devamlı dile getiriyoruz. Meslek sınıfı olmak zabıtanın bir hakkıdır; çünkü belediyenin sahadaki gözüdür.

Mesai adı altında bir ücretle çalıştırılıyoruz ve bu rakam gerçekten trajikomik. Şöyle söyleyeyim; biz haftada 48 saate kadar çalıştırılabilir ibaresiyle görev yapan insanlarız. 7/24 çağrılırız, geliriz, görevimizin başında oluruz. Ancak aldığımız ücret içler acısıdır. Haftada 48 saat çalışan, yani normal bir memurdan 8 saat fazla çalışıp ayda 32 saat fazla mesai yapan bir zabıta memurunun aldığı ücret yaklaşık 4.000 TL civarındadır. Bu kabul edilebilir bir durum değildir, derhal düzenlenmesi gerekmektedir.''

''Zabıta memurları haklarını er ya da geç alacaktır''

''Zabıta teşkilatları için federasyon kurulacağı ve bazı düzenlemeler yapılacağı söylendi, ancak bu konuda güven sorunu var. Yönetmeliklerde yapılan bazı değişiklikler beklentilerin çok dışında sonuçlar doğurdu. Örneğin mülakat süreci; memurlarda mülakatın kaldırılması konuşulurken, zabıtaya yeniden mülakat getirilmesi liyakat ilkesini zedeliyor. Bununla da kalmayıp, zabıta müdürlüğü şartları değiştirildi. Eskiden zabıta müdürü olmak için belirli şartlar aranır, belli bir süreçten geçilirdi. Şimdi ise yapılan değişikliklerle bu kriterler ortadan kalktı ve neredeyse herkesin bu göreve gelebileceği bir yapı oluştu.

Sonuç olarak zabıtalar sahada yalnız bırakılıyor. Mesai, hukuk ve liyakat konularında ciddi sorunlar yaşanıyor. Sınavların açılmaması ve liyakatli kişilerin hak ettikleri görevlere getirilememesi bu sorunları daha da büyütüyor. Biz sendika olarak her zaman arkadaşlarımızın yanında olacağız. Ben de bir zabıta memuru olarak, bu sendika içerisinde bulunduğum sürece bu sorunları dile getirmeye devam edeceğim. Zabıta memurları haklarını er ya da geç alacaktır.''

Danıştaydaki zimmet konusu

''Bugünün bence en önemli gündem maddelerinden biri, Karşıyaka ve Bayraklı gibi belediyelerde yaşanan bu krizlerdir. Sayın Başkan’a bununla ilgili rapor sunulur, bütçe ortaya konur, rakamlar net şekilde ifade edilir. Kamu zararı oluşup oluşmayacağı değerlendirilir. Eğer bir risk varsa da bunun nasıl yönetileceği belirlenir. Hatta “ben kefilim, bir sorun çıkarsa beş yıl içinde benden tahsil edersiniz” denilecek kadar net ifadeler kullanılabilir. Bu süreçte ortaya çıkabilecek faiz yükünün de düşük olacağı ifade ediliyor ve buna razı olunduğu belirtiliyor.

Biz metropol bir şehirde yaşıyoruz; burası küçük bir ilçe ya da kasaba değil. Bugün 65-70 bin TL maaş alan bir memur, 25-30 bin TL kira ödeyerek geçinmek zorunda kalıyor. Bu şartlarda insanlar zaten zor durumda. Bir de sosyal denge tazminatı adı altında aldıkları ücretin verilmemesi ya da zimmet gibi uygulamalarla karşı karşıya kalmaları, memurları daha da zor duruma düşürür. Oysa geçmişte benzer durumlarda çıkan borçlar için af düzenlemeleri yapılmış, bu yükler hafifletilmiştir. Bu süreçte tüm sendikalar ve konfederasyonlar ortak hareket etmiş, hükümet de çözüm için adım atmıştır.''

'Belediye başkanları göreve geldikten sonra sözleşmeler yapılmaya devam etti. Ancak Karşıyaka Belediyesi’nde hâlâ geçmiş dönemden, hatta Cemil Tugay döneminden kalan alacaklar ödenmemiş durumda. Bayraklı Belediyesi’nde ise iki yıl önce yapılan sözleşme için “yarısını veririm” gibi yaklaşımlar sergileniyor. Bu kabul edilebilir değildir. Buradan belediye başkanlarına sesleniyorum: Korkulacak bir durum yok. Sosyal denge tazminatı olmadan bugün Karşıyaka’da da Bayraklı’da da memurun yüzünü güldüremezsiniz.

İki yıl önce İzmir Büyükşehir Belediyesi önünde günler süren eylemler yapıldı ve Sayın Cemil Tugay sözleşmesini yaparak süreci tamamladı. Buradan Karşıyaka ve Bayraklı belediye başkanlarına tekrar sesleniyorum: Sayın Cemil Tugay bu süreci başarıyla yürüttü, siz neden çekiniyorsunuz? Bu sözleşmeler derhal yapılmalıdır. Memur arkadaşlarımızın belediye binaları önünde değil, masalarında görevlerinin başında olması gerekir. Bu insanlar hizmet üretmek için vardır, ancak yaşanan bu sorunlar nedeniyle işlerinden uzak kalmaktadırlar.''

Sosyal denge tazminatını ödeyen belediyeler

''Biz burada Kemalpaşa Belediyesi’ni ve Kemalpaşa Belediye Başkanlığı’nı hem takdir ediyoruz hem de oradaki memur arkadaşlarımızın yüzünü güldürdüğü için kendisine teşekkür ediyoruz, olmasını istediğimiz de budur. Kemalpaşa bunu yapabiliyorsa Karşıyaka nasıl yapamıyor, Bayraklı nasıl yapamıyor, bu nasıl yapılamıyor? Kemalpaşa bunu vererek memurunu zor durumda bırakmıyor, ben bunu açıkça söylüyorum.

Arkadaşlarıma da söylüyorum; Karşıyaka Belediyesi’nde hâlâ 2024’ten alacak varsa, Bayraklı Belediyesi’nde hâlâ masaya oturmayı reddedip “ben bunu verdim, size bunu layık gördüm” diyen bir anlayış varsa, bunu asla kabul etmiyoruz ve tasvip etmiyoruz. Bizim istediğimiz çok net: Masaya oturalım, insanlar birbirini dinlesin, sendikalar ne söylüyor kulak verilsin ve orta yol bulunsun.

Buca Belediye Başkanı’nın da ifade ettiği gibi, kazanılmış haklar vardır ve sözleşmeler imzalanmıştır. Ancak sözleşmenin gereği yerine getirilmiyor. Önce imzalanan sözleşmenin şartları uygulanmalıdır.

Bugün Narlıdere’de, Konak’ta; yarın Gaziemir’de ne yaşanacağını artık öngöremiyoruz. Bu nedenle bu konuyla ilgili ortak bir çözüm bulunması gerekiyor. Bunun siyasi partiler düzeyinde mi, genel meclis kararıyla mı yoksa belediye yönetimleri tarafından mı çözüleceği netleştirilmeli ve buna uygun bir yol haritası belirlenmelidir.''

Buca'da karısını öldüren şüpheli Karabağlar'da yakalandı!
Buca'da karısını öldüren şüpheli Karabağlar'da yakalandı!
İçeriği Görüntüle

“İşçi koordinatörü memurun amiri olamaz”

''Dikkat çekmek istediğim çok önemli bir husus var. Başkanım, buna özellikle değinmek istiyorum. “İşçi koordinatörü” diye bir kavram ortaya çıkarıldı. Şu an belediyelerde kulağımıza gelen en büyük sıkıntılardan biri bu. Bir koordinatör, memurun amiri olamaz; hele ki işçi statüsünde olan birinin memuru yönetmesi kabul edilemez. Bu konunun üzerinde özellikle durmak istedim. İşçi arkadaşlarımız görevlerini yapacak, memur arkadaşlarımız da görevlerini yapacak. Hizmet hiyerarşisi hiçbir şekilde bozulmamalıdır. Herkes kendi görev ve sorumluluk alanı içinde çalışmalıdır. Belediye yönetimlerinde işçi koordinatörü gibi bir uygulamayı kabul etmiyoruz, tasvip etmiyoruz ve onaylamıyoruz.''

Muhabir: Gökmen Küçüktaşdemir