Aramızda öyle özel kimlikler vardır ki...
Onlar için hep...
Şu anlamlı ifadeyi dile getiririz:

“Unutmayalım; unutturmayalım...”

Nitekim...
Okumaya başladığınız satırlar...
(*)“Anka Kuşu”ndan farksız...
Devasa bir sanatçımızın...
Romanlara konu olacak benzersiz hayatının naçizane özetidir...

*

Yeşilçam dedin mi?
“Dört Yapraklı Yonca”nın…
(Türkan Şoray... Hülya Koçyiğit... Filiz Akın... Fatma Girik...)
Efsane dört yıldızı gelir akıllara...

*

İşte onlardan birinin hikayesidir bu satırlar...
Öylesine ilginçtir ki...

Bir “Aralık” ayında doğdu...
Bir “Ocak” ayında hayata veda etti...

Bu dünyaya “mendil salladığı”nda 79 yaşındaydı...

...Ve boncuk mavisi gözleriyle...

Duruşuyla...
Tartışılmaz oyunculuk yeteneğiyle...
Ve dahi...
Sözüyle, sohbetiyle...
Çok özel bir “yıldız” olduğunu...
7’den 70’e herkese kanıtladı...

*

İstanbul'da açtı gözlerini dünyaya…
Babası dalgıç, annesi ev hanımıydı…
Sultanahmet'in en güzel kızlarından biriydi…
Ailenin geçimini sağlamak için…
Ortaokul’da eğitimi bıraktı…
O sırada 12 yaşında ya var ya yoktu…
Akşam babasının karşısına geçti…
Hiç eveleyip, gevelemeden şöyle dedi:

“Baba ben artist olmak istiyorum…”

Babasının cevabını, hayatı boyunca hiç unutmadı:

“Ne b.k olursan ol ama adam gibi ol…”

Annesiyle birlikte figüranlık yapmaya başladı…
Komşularından bazıları…

“Ana-kız filmcilere gidiyor, kızını şıllık yapacak!”

Demeye başladılar…
Oysa…
O maviş kızın tek derdi eve ekmek götürmekti…
İlk filmde barda oturan kızı oynadı…

Eline 2.5 lira tutuşturdular(!)…

Birkaç yıl sonra figüranlık bitti; artistlik başladı…
Artık film başına 1000 lira alıyordu…
O parayı annesine verdi…

Sadece iki şey istedi anacağından…
Gözlerinin renginde bir bluz ve bir kilo muz…

O güne kadar o meyveyi hiç tatmamıştı…
İlk kez 14 yaşında midesine muz girdi!

*

Kamera O'nu pek sevdi; O da Yeşilçam'ı…
Üstlendiği her rolün hakkını verdi…
Çok güzel bir kızdı ama…
Sert ve mağrur bakışları vardı…
Haksızlıkların hep karşısında oldu…
Sözünü esirgemeyen bir yapısı vardı…
Ne olduysa, “Belalı Torun” filminde oldu…
Bir erkeği canlandırdığı için saçlarını kısacık kestirmişti…
Gerçek hayatında olduğu gibi…
Dobra dobraydı…
Sözünün eriydi ve haksızlığa tahammül edemiyordu…
O günden itibaren…
O'nu Yeşilçam'da anarken hep “Erkek Fato” dediler…

*

78'ine bastığında...
Ufak tefek şikayetleri olsa da…
Daima “dipçik” gibiydi…
Bırakın, büyük anne tiplemelerini filan…
Aslanlar gibi “Hanım Ağa” rollerinin bile üstesinden geliyordu…
Kaldı ki...
Beş sezon bile oynatsalar; gık'ı çıkmazdı…
12 yaşında…
Kamera karışısına geçmenin…
Dayanılmaz cazibesiydi bu ayrıntı...

*

Taaa, o figüran olduğu günlerde…
Bir futbolcu girdi hayatına…
İzmirli Altay'ın efsane kalecisi Varol Ürkmez ile…
Gencecik yaşta fırtınalı bir aşk yaşadı…

*

Ama, kaderinde…
Bir başka eski futbolcu, yapımcı ve yönetmen vardı…
O'nun adı da Memduh Ün'dü ve…
Araya…
Müzisyen Durul Gence ile yaşadığı kısa süreli nişan dışında…
Kimseler girmedi; giremedi…

Film gibi bir aşk yaşadı Memduh Ün ile…

Taaa, 11 yıl önce (16 Ekim 2015), hayat arkadaşı vefat edinceye kadar…
Tam 59 yıl…
Ellerini birbirinden ayırmadılar...

*

Aslında...
Yeşilçam'da 1960'lı yıllarda tutunmak o kadar kolay değildi…
Yönetmen, “Ağla…” diyecek…
Şıpır şıpır ağlayacaksın…
“Şehvetli öpüş…” diyecek; gözünü kapatıp dediğini yapacaksın…
İşte, “Erkek Fatma” o günleri…
Şu sözlerle bugünlere taşıyor:

“O zamanlar beyaz perdede olmak, sevdiğin biri elinden tutmuş gibi bir his verirdi…”

*

200'den fazla film çevirdi…
Köy temalı filmlerin de vazgeçilmez oyuncusu oldu…
“Kanlı Nigar” ve “Yılanların Öcü” filmlerindeki rollerde…
Tek kelime ile efsaneleşti…
Hep “korkusuz kadın” tipini oynadı…
Milyonlarca hayranı oldu…
Dede… Baba… Oğul…
Tam üç nesil O'nu alkışladı…

*

Birbirine yakın üç ameliyat geçirdi…
İki ayağına protez takıldı…
Beyin ameliyatı bile oldu…
Tamamen iyileşemedi ama hasar da kalmadı…

*

37 yıl önce...
Yeşilçam'de bir setten diğerine koşarken…
“Siyaset yapacağım…” demeye başladı…
Üstelik...
Gözünü İstanbul Şişli Belediye Başkanlığı'na dikti…
Kısa adı “SHP” olan...
Sosyal Demokrat Halkçı Parti rozetiyle yerel seçimde aday oldu…
Kazandı…
Şişli Belediye Başkanlığı koltuğuna oturdu…
Görev süresi doldu; siyaseti bıraktı…
1994 yılında Şişli'nin Reisliği'ne veda ederken şöyle diyordu:

“Bu görev kadınlara yakışıyor…”

Belki inanmayacaksınız ama...
Belediye Başkanı olarak imzaladığı her belgenin…
Tek tek fotokopilerini saklamasıyla tarihe geçti!

*

Dürüst, samimi, fedakar, aşka ve gurura inanan kadın rollerinde…
Eline kimse su dökemedi…
Yeşilçam “açık / saçık filmler”e yöneldiğinde...
Yıllarca şarkıcılık yaptı; sahnede devleşti…
Hep şunu söylerdi:

“Sinemada şöhret, sahnede para kazandım…”

70'li yıllarda reklam filmlerinde bile oynadı…
İlerleyen yaşına rağmen TV dizilerinde bile büyük ilgi görüyordu…

*

25 yıl önce…
İstanbul Uluslararası Film Festivali'nde onur ödülüne layık görüldü…
Her gün, aksatmadan…
Diğer üç yapraklı yonca (Türkan Şoray… Filiz Akın… Hülya Koçyiğit) ile sık sık bir araya gelirdi...

Whatsapp Image 2026 01 25 At 08.12.46

*

Bu hikayenin kahramanı…
Sinemaya ömrünü adayan Fatma Girik'tir…
72 yıl (1954) önce “İstiklal Uğrunda” filmiyle başladığı sinema kariyerine…
14 yıl önce TV dizisi “Babalar ve Evlatlar” ile…
Nokta koydu...
O tarihlerde...
Hala…
“Kamera” derken gözleri ışıldıyordu…
Bıraksanız…
80’e merdiven dayadığı günlerde bile…
Bodrum'dan kanatlanıp, film setlerine uçacaktı…

*

Bitiriyoruz...
24 Ocak 2022'de hayatını kaybeden Fatma Girik...
Sevenlerine 79 yaşında veda ederken...
Ardında sadece sinema tarihine değil...
Hukuki bir çekişmeye de kapı araladı...
Ünlü oyuncu, vasiyetinde iddiaya göre...
Erkek kardeşi Günay Girik'i mirasından men ederek...
Tüm varlığını yeğeni Fatma Ahu Turanlı'ya bırakmıştı...
Gerekçesi ise netti: “İlgisizlik”... (3 Ağustos 2025)

Hayat ne kadar ilginç di’mi?

Nokta...

(*)“Anka Kuşu”: Zümrüdüanka veya sadece Anka olarak anılan, kökeni Pers mitolojisi ve edebiyatına dayanan, efsanevi bir kuş...

Hamiş: Şişli Belediye Başkanı Fatma Girik anlatıyor: “Parasızdı o zaman belediye... Ben evimi ipotek ettirip çalışanların maaşını ödediğimi bilirim...”

Sonsöz: “Dediler ki, gözden ırak olan gönülden de ırak olur… Dedim ki, gönüle giren gözden ırak olsa ne olur? / Hz. Mevlana…”