Son Mühür / Atakan Başpehlivan Ege Zeytin Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Emre Uygun, 2024-2025 yılında Ege Bölgesi’nde gerçekleşen zeytin ihracatı ve üretimi konusunda önemli değerlendirmelerde ve tespitlerde bulunarak, 2026 yılıyla ilgili beklentilerinin ve öngörülerini açıkladı.

Emre Uygun: Piyasa kuralları net olduğunda, ihracatçı işini yapıyor

Emre Uygun: Piyasa kuralları net olduğunda, ihracatçı işini yapıyor

Piyasa kuralları net olduğunda ihracatın işini yaptığını belirten Uygun, sofralık zeytinde rekor kırdıklarını vurgulayarak, “2024-25 hasat yılında, Türk zeytincisi, Tarım Bakanlığı verilerine göre, 750bin ton Sofralık Zeytin ve 475 bin tonluk zeytinyağı üretti. Dünya üretiminde İspanya’nın ardından ikinci sırada oldu.

Ama dünya zeytinyağı ticaretinden aldığımız pay sadece yüzde 3–4. 2024/2025 sezonu bize şunu net biçimde gösterdi: Türkiye zeytinyağında üretimde dünya ikincisi olabilir; ama istikrarlı ve öngörülebilir bir ihracat politikası olmadan bu gücün hiçbir anlamı yoktur. 2025 yılında, Zeytinyağı ihracatımız, dünya fiyatlarındaki düşüşle birlikte değer bazında yaklaşık yüzde 65 gerileyerek 189 milyon dolar seviyesine indi. Bu gerilemenin nedeni üretim eksikliği değildir.

Bu gerilemenin nedeni; belirsizliktir, öngörülemezliktir ve sık değişen uygulamalardır. Buna karşılık sofralık zeytinde rekor kırdık. 258 milyon dolarlık ihracatla tarihimizin en yüksek seviyesine ulaştık. Bu tablo bize çok net bir mesaj veriyor: Piyasa kuralları net olduğunda, ihracatçı işini yapıyor. Önümüzdeki 2025/26 sezonuna ilişkin göstergeler de belirsizliğin hâlâ sürdüğünü ortaya koyuyor.” diye konuştu.

“Türk zeytin ve zeytinyağının görünürlüğünü artırmaya devam ettik"

Öte yandan 2026'da Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği olarak destek projesi hayata geçireceklerinin müjdesini veren Emre Uygun, “UZZK’nın Ekim 2025’te paylaştığı rekolte tahminine göre 2025/26 sezonunda toplam zeytin üretiminin 2 milyon 450 bin ton, bunun 740 bin tonunun sofralık, kalan kısmın ise yaklaşık 310 bin ton zeytinyağı üretimine karşılık geleceği öngörülüyor.

Ancak sahadan gelen değerlendirmeler; don ve kuraklık etkisi başta olmak üzere bölgesel riskler nedeniyle bu tahminlerin aşağı yönlü revize edilebileceğini, hatta bazı üreticilerin düşüşü %50’lere varan oranlarda beklediğini gösteriyor. Yani daha sezonun başlarında olmamıza rağmen rakamların tartışıldığı bir zemindeyiz; böylesi bir tabloda ihracat politikamızın sık değişmesi, sektörü gereksiz yere daha kırılgan hâle getiriyor.

Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği olarak biz bu dönemde sahadan çekilmedik. İki sene önce başlatılan ticaret heyetleri programlarına 2025 yılında ABD Los Angeles ve Kanada, Toronto’yu ilave ettik. Prestijli fuarlarda ve devam eden Turkish Tastes Turquality programıyla Türk zeytin ve zeytinyağının görünürlüğünü artırmaya devam ettik. 2026 yılına girerken, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği olarak OLIVEtoLIVE UR-GE Projesi’ni başlatıyoruz. Bu proje, sadece bir ihracat destek programı değil; sektörümüzün dönüşüm projesidir." dedi.

"Üretici geçici çözümler değil, kalıcı politikalar istiyor”

Son olarak, zeytin üretiminde ve ihracatında kurumsallaşan, markalaşan bir yapı hedeflediklerinin altını çizen Ege Zeytin Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Emre Uygun, konuyla ilgili yaptığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

"Kurumsallaşan, markalaşan, uzun vadeli düşünen ve dünya pazarlarında kalıcı olabilen ihracatçı yapısını hedefliyoruz. Ayrıca, 2026 yılı içerisinde 1 adet ticaret heyeti daha organize etmeyi planlıyoruz. Ama açık söyleyelim: Projelerle gidilebilecek yol sınırlıdır. Asıl farkı kamu politikaları yaratır. Biz tanıtım yaparız. Biz pazar buluruz. Biz marka yaratmak isteriz. Ama bunun için istikrar gerekir. Türkiye zeytin ve zeytinyağında artık karar vermelidir:

Ya sadece büyük bir üretici olarak kalacağız, ya da dünya raflarında kalıcı bir marka ülkesi olacağız. Sözlerimi şu cümlelerle bitirmek istiyorum: Bu sektör ayrıcalık istemiyor; tutarlılık istiyor. Yasak değil, süreklilik istiyor. Dökme ihracatı konuşurken, ambalajlı ihracatı gerçekten teşvik eden mekanizmalar görmek istiyor. Üreticinin, ihracatçının ve markalaşmanın aynı anda ayakta kalabildiği bir yapı istiyor. Geçici çözümler değil, kalıcı politikalar istiyor.”

Muhabir: ATAKAN BAŞPEHLİVAN