Son Mühür/ Emine Kulak- CHP’nin 39. Olağan Kurultayı partinin örgütsel yapısı, liderlik dinamikleri ve kadro stratejisi açısından kritik bir dönemeç olarak öne çıktı.

Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeliklerinin belirlenmesiyle sonuçlanan kurultayda, Özgür Özel’in anahtar listesinin firesiz kabul edildi.

Siyaset bilimci Dr. Zekiye Seda Sönmez, kurultayda yaşanan kadro değişimleri, oy dağılımları ve liste dışında kalan isimler üzerinden parti içi güç dengeleri, etik tartışmalar ve bölgesel temsil sorunları gibi konuları değerlendirdi.

“DELEGELER HİZİPLERİN ETKİSİNİ MİNİMİZE ETMİŞTİR”

CHP’de Özgür Özel’in anahtar listesinin firesiz kabul edilmesini, siyaset bilimi literatüründe liderlik konsolidasyonu ve örgütsel kontrolün pekişmesi olarak değerlendirildiğini söyleyen Sönmez, delegelerin listeyi tartışmasız onaylamasının hiziplerin etkisini minimize ettiğini belirterek, “Özgür Özel’in anahtar listesinin firesiz kabul edilmesi, siyaset bilimi literatüründe liderlik konsolidasyonu ve örgütsel kontrolün pekişmesi olarak okunabilir. 31 yeni ismin PM’ye girmesi ise kadroda hem süreklilik hem yenilenme stratejisini gösteriyor. CHP İzmir Milletvekili Deniz Yücel ve Murat Bakan’ın görece düşük oyları, güç kaybı iddialarını destekler nitelikte olsa da bu durum daha çok parti içi dengelerin yeniden dağılımına işaret ediyor. Yeni isimlerin fazlalığı ideolojik bir kırılmadan ziyade stratejik çeşitlenme olarak değerlendirilebilir. Şenol Aslanoğlu’nun yedek üyeliği ise parti içi meşruiyet ve etik tartışmalarını gündeme taşıyor. Bu sonucu, öncelikle klasik bir liderlik konsolidasyonu örneği olarak okumak gerekir. Anahtar listenin firesiz kabul edilmesi, klasik konsolidasyonun en net göstergesidir. Delegeler, liderin çizdiği çerçeveyi sorgusuz kabul ederek hiziplerin etkisini minimize etmiştir. Bunu CHP 1970’lerde Ecevit döneminde de yaşamıştır. ‘Karaoğlan’ figürüyle tabanda büyük meşruiyet sağladı. İnönü sonrası parti içi hizipleri kontrol altına aldı. Keza 2010-2023 yılları arasında Kemal Kılıçdaroğlu döneminde de yaşanmıştır. Aslında her dönem yaşanan bir durum olarak analiz etmek çok da yanlış olmaz” dedi.

TUNÇ KANUNU ÖRNEĞİ

Konuşmasına devam eden Sönmez, “Mevcut üyelerin korunmasına da siyaset bilimi literatüründe Robert Michels’in ortaya koyduğu oligarşinin tunç kanununa göre okumak tam da bu tür durumları açıklamak için örnek gösterilebilir. Michels’e göre, ne kadar demokratik iddialarla kurulursa kurulsun, büyük ve karmaşık her örgüt zamanla yönetici bir elitin kontrolüne girme eğilimi taşır. Parti içi karar alma süreçleri merkezileşir, liderlik kurumsallaşır ve delegeler daha çok onaylayıcı bir role bürünür” diye konuştu.

‘FİRESİZ LİSTE’ VE LİDERLİK KONSOLİDASYONU

Özgür Özel’in liderliğinin nasıl bir yön çizdiğine dair değerlendirmelerde bulunan Sönmez, “Özel’in anahtar listesinin firesiz geçmesi, delegeler nezdinde güçlü bir meşruiyet üretildiğini gösteriyor olabilir, fakat aynı zamanda bu, parti içi rekabetin ve alternatif odakların zayıflatıldığını, yönetimin daha merkezileştiğini de düşündürür. Bu açıdan baktığımızda bu sonuç, demokratik bir coşkudan ziyade örgütsel disiplinin ve lider etrafında kenetlenmenin işaretidir. Ama şu şekilde de bakmak gerekir ki bir partide liderin tekrar seçilmesi, iç çatışmaları azaltır ve kurultayda tek seslilik sağlar. Bu, parti içi hiziplerin zayıflaması ve karar alma süreçlerinin daha düzenli işlemesi anlamına gelir. Bu sonuç, Özel’in parti içi liderliğini konsolide ettiğini ve kurultayda tek seslilik sağladığını gösteriyor. Giovanni Sartori’nin parti sistemlerinde liderlik sürekliliği kavramı burada devreye giriyor. Liderin tekrar seçilmesi, örgütsel istikrarın ve seçmenlere güven verme stratejisinin bir parçasıdır” şeklinde konuştu.

“KADRO DEĞİŞİMİ SÜREKLİLİK VE YENİLENME STRATEJİSİNİ YANSITIYOR”

CHP’nin yeni Parti Meclisi yapısında dikkat çeken en önemli başlıklardan biri, kurultayda 31 yeni ismin PM’ye girmesiyle ortaya çıkan kapsamlı kadro değişimi oldu. Sönmez kadro değişimi hakkında,“31 yeni ismin PM’ye girmesi ise kadroda hem süreklilik hem yenilenme stratejisini gösteriyor. Bu, Panebianco’nun parti kurumsallaşması teorisine uygun biçimde hem süreklilik hem yenilenme stratejisini yansıtıyor. Yeni isimler arasında Selin Sayek Böke, Engin Özkoç, Mahmut Tanal gibi deneyimli figürlerle birlikte genç ve farklı profillerin yer alması, CHP’nin kadro çeşitliliğini artırma çabasını gösteriyor. Parti, sadece geçmişteki kimliğini korumakla kalmamış aynı zamanda yeni koşullara uyum sağlayarak kendini yenilemiştir. Bu yenilenme, yeni söylemler, yeni kadrolar veya yeni politik açılımlar şeklinde devam edeceğinin bir göstergesidir. Panebianco’ya göre kurumsallaşmış bir parti, değişen toplumsal taleplere cevap verebilmek için sürekli bir yenilenme kapasitesine sahip olmalıdır. Bu açıdan da bu yenilenmenin sonuçlarının da olumlu olacağını düşünenlerdenim. Özel’in listesinde çok sayıda yeni isim bulunması, ideolojik bir kırılmadan ziyade stratejik çeşitlenme anlamına geliyor” dedi.

“GÜÇ KAYBI DEĞİL, PARTİ İÇİ YENİDEN KONUMLANMA”

CHP’nin 39. Kurultayı sonrasında ortaya çıkan sonuçlar, özellikle bazı milletvekillerinin aldığı oylar üzerinden parti içi güç dengelerine ilişkin yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Delegelerin tercihleri, yalnızca liderlik pozisyonunu değil, aynı zamanda hangi aktörlerin öne çıkacağına dair yeni bir tablo ortaya koydu. Bu çerçevede siyaset bilimciler, İzmir milletvekilleri Deniz Yücel ve Murat Bakan’ın beklenenden düşük oylarının parti içi konumlanma açısından nasıl okunması gerektiğini değerlendirmeye başladı.

Sönmez, “Deniz Yücel ve Murat Bakan’ın oyları beklenenden düşük kaldı. Bu durumu salt bir güç kaybı olarak okumak bence eksik olur. Bu daha çok parti içi dengelerin yeniden dağılımına işaret ediyor. Kurultaylar sadece lider seçmez, aynı zamanda hangi aktörlerin ön plana çıkacağını, hangilerinin ikinci plana itileceğini de belirler. Burada bir güç kaymasından ziyade, bir yeniden konumlanma görüyoruz. Merkeze daha yakın duran aktörler güç kazanırken, bazıları görece zayıflıyor. Bu, örgütsel dönüşümün doğal bir sonucudur. Ancak önemli olan bu değişim tabandan mı geliyor yoksa merkez tarafından mı tasarlanıyor? Bana göre burada daha çok merkezden yönetilen bir yeniden yapılanma var. Yücel ve Bakan’ın oylarının düşük çıkması, onların zayıfladığı anlamına gelmez. Aksine, bu tablo Özel’in liste stratejisinin bir yansımasıdır. Yani mesele kişisel güç değildir. Bu, siyaset bilimci Angelo Panebianco’nun örgüt içi rekabet kavramıyla açıklanabilir, güçlü görülen aktörler, liderin liste stratejisiyle görece geri plana itilebilir. Güç kaybı iddiaları, kişisel zayıflıktan çok liste mühendisliğinin sonucu olarak okunmalı. Bence bu kurultay, bir ideolojik sıçramadan ziyade örgütsel bir yeniden yapılandırmadır. Liderlik yapılandırılmış, muhalefet kontrol altına alınmış, yeni yüzlerle vitrin tazelenmiştir. Bu, klasik anlamda bir konsolidasyon kurultayıdır” dedi.

“ASLANOĞLU’NUN YEDEK ÜYELİĞİ ETİK VE GÜVEN TARTIŞMALARINI TETİKLEDİ”

CHP’nin 39. Kurultayı sonrasında dikkat çeken başlıklardan biri de, hakkında kooperatif davası bulunan ve ev hapsinde olan eski İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu’nun Parti Meclisi’ne aday olup yalnızca yedek üyeliğe seçilmesi oldu.

Konu hakkında Sönmez, “Hakkında kooperatif davası bulunan ve ev hapsinde olan Şenol Aslanoğlu’nun PM’ye aday olup yedek üyeliğe kalması, parti içinde etik ve meşruiyet tartışmalarını gündeme taşıyor. Bir yandan “suçsuzluk karinesi” gereği yargı süreci tamamlanmadan kesin hüküm verilmemesi gerektiği savunuluyor. Öte yandan, ev hapsinde olan bir ismin parti yönetiminde görev almasının kamuoyunda güven zedeleyebileceği düşünülüyor. Şenol Aslanoğlu örneği, Türkiye siyasetinde sıkça görülen bir ikilemi yeniden gündeme taşıyor. Yargı süreci devam eden siyasetçilerin parti içi görevleri. Bu durum, hem parti içi etik standartların hem de kamuoyunun güven algısının sınandığı bir örnek olarak öne çıkıyor” diye konuştu.

“LİSTE DIŞINDA KALAN GÖREV ALMIŞ İSİMLER İLİŞKİLERDE KOPUŞU ARTTIRABİLİR”

Kurultayı partinin örgütsel yapısı ve liderlik dinamikleri açısından önemli bir dönemeç olarak değerlendiren Sönmez, “Bu kurultay, bir ideolojik sıçramadan ziyade örgütsel bir yeniden yapılanmadır. Liderlik yapılandırılmış, muhalefet kontrol altına alınmış, yeni yüzlerle vitrin tazelenmiştir. Bu, klasik anlamda bir konsolidasyon kurultayıdır. Asıl soru bu konsolidasyon toplumsal bir karşılık bulabilecek mi? Çünkü liderlik kontrolü bir şeydir, halkla kurulan bağ başka bir şeydir. Eğer bu yeni yapı, sahaya ve seçmenin gündelik hayatına dokunamazsa, bütün bu düzenlemeler kağıt üzerinde kalabilir. CHP’nin 39. Kurultayı, siyaset bilimi açısından liderlik konsolidasyonu, kadro yenilenmesi ve stratejik çeşitlenme örneği olarak değerlendirilebilir. Özel’in firesiz liste başarısı, Michels’in oligarşi tezini doğrularken; yeni isimlerin fazlalığı Panebianco’nun kurumsallaşma modeline uygun bir yenilenme hamlesi olarak okunuyor. Bu bağlamda, Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın isimlere MYK ve PM’de yer verilmemesi, parti içi süreklilik ve farklı hiziplerin temsil edilmesi açısından eksiklik olarak değerlendirilebilir. Sartori’nin parti sistemlerinde denge kavramı, liderin yalnızca kendi ekibini değil, önceki dönemin aktörlerini de kapsaması gerektiğini vurgular. Aynı zamanda bölgesel temsil ilişkisine de bakmak gerekiyor. Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde önceki dönem görev almış tecrübeli isimlerin liste dışında kalması, DEM Parti ile ilişkilerde kopuş riskini artırabilir. Bu durum, Lipset ve Rokkan’ın cleavage theory (toplumsal fay hatları) çerçevesinde okunabilir: etnik ve bölgesel temsiliyetin zayıflaması, parti sisteminde yeni kırılmalar yaratabilir. Tecrübeli aktörlerin dışarıda bırakılması, sürecin yönetiminde kurumsal hafızanın eksilmesine yol açabilir. Panebianco’nun kurumsallaşma teorisine göre, örgüt içi deneyim aktarımı kesildiğinde parti stratejik esneklik kaybeder” dedi.

“ÖZGÜR ÖZEL LİDERLİĞİNİ PEKİŞTİRDİ”

Genel bir değerlendirmede bulunan Sönmez, “CHP’nin 39. Kurultayı, Özgür Özel’in liderliğini pekiştirdiği bir dönemeçtir. Ancak Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerin ve Doğu-Güneydoğu tecrübesine sahip kadroların dışarıda bırakılması, parti içi kapsayıcılık ve bölgesel strateji açısından riskli bir tercih olarak okunabilir. Bu, hem parti içi dengeleri hem de DEM Parti ile ilişkileri yönetmede zorluklar doğurabilir” dedi.

Muhabir: Emine Kulak