Srebrenitsa Soykırımı öncesinde Bosna Savaşı, Yugoslavya'nın dağılma sürecinin en kanlı ve şiddetli çatışması olarak gelişmiş; etnik temizlik, kuşatmalar ve uluslararası müdahale çabalarıyla şekillenmişti.
Bosna-Hersek, 6 Mart 1992 tarihinde yapılan referandumun ardından bağımsızlığını ilan ederken bu duruma şiddetle karşı çıkan Bosnalı Sırplar, kendi özerk bölgelerini ilan ederek savaşı başlatmıştı. Savaşın başında Sırp güçleri, Yugoslavya Halk Ordusu'nun desteğiyle Bosna topraklarının yaklaşık %70'ini ele geçirmiş ve başkent Saraybosna dahil birçok kenti kuşatma altına almıştı.
İşgal edilen bölgelerde Boşnak ve Hırvat nüfusa yönelik sistematik "etnik temizlik" eylemlerine girişilmiş; şehirler yıkılmış, yüz binlerce insan yerinden edilmişti. Sırp milliyetçileri, Drina Nehri boyundaki bölgeleri "diğer etnik gruplardan arındırarak" sadece Sırpların yaşayacağı bir "Büyük Sırbistan" kurmayı amaçlamıştı.
Srebrenitsa 1992'nin başında işgal edilmiş ancak Mayıs 1992'de Naser Oriç komutasındaki yerel Boşnak güçlerince geri alınmıştı. Ancak kasaba, Sırp kontrolündeki topraklarla çevrili bir ada olarak kuşatma altında kalmıştı. 16 Nisan 1993'te BM Güvenlik Konseyi, Srebrenitsa'yı ilk "Güvenli Bölge" ilan etmiş, ardından bu sayı Saraybosna, Tuzla, Bihaç, Žepa ve Gorajde ile altıya çıkarılmıştı.
Yapılan anlaşmalarla Srebrenitsa'daki Boşnak güçleri ellerindeki ağır silahları BM Barış Gücü'ne teslim etmişti. Ancak kuşatmayı sürdüren Sırp güçleri silahsızlandırılmamıştı
1993 ve 1994 yıllarında Sırpların yardım konvoylarını engellemesi nedeniyle Srebrenitsa'da feci bir insani kriz yaşanmıştı. Nüfusu mültecilerle 60 bine dayanan kasabada açlıktan ölümler başlamış; su, elektrik ve ilaç tükenmişti.
1994'te imzalanan Washington Anlaşması ile Boşnak ve Hırvatlar arasındaki savaş sona ermiş, bu iki gücün ittifakı Sırp birliklerini bazı cephelerde geri püskürtmeye başlamıştı. Sırp liderliği, Dayton Barış görüşmeleri öncesinde masada üstünlük sağlamak ve Doğu Bosna'daki Boşnak varlığını tamamen yok etmek için Temmuz 1995'te "Krivaya 95" kodlu harekâtı başlatmıştı.
Harekât öncesinde Srebrenitsa'nın efsanevi komutanı Naser Oriç, başka bir görev için Tuzla'ya çekilmişti. Sırp saldırısı başladığında tamamen savunmasız kalan Boşnaklar, teslim ettikleri silahların iadesini istemiş ancak BM bu talebi reddetmişti. Bu süreç, 11 Temmuz 1995'te Ratko Mladiç komutasındaki Sırp ordusunun kasabaya girerek Avrupa tarihinin en büyük trajedilerinden biri olan soykırımı gerçekleştirmesiyle sonuçlanmıştı.
Bosna Savaşı'nda günlük hayat sadece fiziksel yoklukla değil, her an bir keskin nişancı mermisiyle hedef olma ihtimalinin yarattığı derin bir psikolojik travma ile geçmişti. Yakın zamanda Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde yaşayan zengin insanların para ödeyerek masum insanları keskin nişancı silahlarıyla hedef aldıkları iddiaları da (Sarajevo Safari) gündeme gelmişti.
1992-1995 yılları arasındaki Bosna Savaşı ve özellikle Srebrenitsa Soykırımı sonrasında Sırp güçleri, işledikleri suçları gizlemek için cenazeleri ana mezarlardan çıkararak uzak ve derin bölgelere taşımış; hatta uydu taramalarını yanıltmak için mezarların içine metal parçaları bırakmışlardı. Ancak bu profesyonelce planlanmış gizleme çabaları, bölgedeki ekosistemde meydana gelen ve "mavi kelebek etkisi" olarak adlandırılan doğal bir anomaliyle deşifre edilmişti.
Toprağın altına gizlenen binlerce naaşın çürümesi, topraktaki mineral ve azot miktarını aşırı derecede artırarak jeofiziksel bir anomaliye neden olmuştu. Bu mineralce zenginleşmiş toprak üzerinde, bölgeye özgü olan ve "ölüm çiçeği" olarak da bilinen bitkiler normalden çok daha gür ve canlı bir şekilde yetişmeye başlamıştı. Sadece bu bitkilerin polen ve kokularıyla beslenen mavi kelebekler, bu çiçeklerin yoğunlaştığı bölgelerde alışılmadık sürüler halinde kümelenmişlerdi.
Bu doğal ipuçlarını takip eden uzmanlar, yerin metrelerce altında gizlenmiş toplu mezarları gün yüzüne çıkarmayı başarmışlardı. Araştırmalar, Bosna'da bulunan yaklaşık 500 toplu mezardan 300'den fazlasının mavi kelebeklerin yardımıyla ve bu ekolojik fenomenin takip edilmesi sonucunda tespit edildiğini belirtmektedir.
Bazı araştırmacılar keşiflerin daha çok yerel bilgi ve sistematik çalışmaya dayandığını vurgulasa da mavi kelebekler Bosna halkı için hem derin bir acının sembolü hem de kayıpların bulunmasını sağlayan bir umut ışığı haline gelmiştir. Bugün bu kelebekler, soykırımı unutturmamak adına inşa edilen anıtlarda ve sanat eserlerinde adaletin ve toplumsal hafızanın simgesi olarak yer almaktadır.
Ne yazık ki tarih, ders alınmayan tekerrürlerden ibaret kalmaya devam etmekte ve Srebrenitsa'da kör, sağır, dilsiz kalan dünya, bugün de farklı coğrafyalarda yaşanan soykırımlara aynı utanç verici sessizlikle ortak olmaktadır. Mavi kelebekler; dün Bosna'da, bugün ise dünyanın başka mazlum coğrafyalarında yaşanan soykırımlar sonucu hayattan koparılan ama asla yok edilemeyecek olan masum ruhların simgesi olmaya devam edecek…