Bazı haberler yalnızca gündeme düşmez; insanın yüreğine oturur.
Bir ismin tutuklandığını okursunuz. Başkaları için o isim bir haber başlığıdır. Sizin içinse aynı mücadelede omuz verdiğiniz, emeğe bakışını bildiğiniz, kamu sorumluluğunu nasıl taşıdığına tanıklık ettiğiniz bir arkadaşınızdır. Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Abdülhamit Pehlivan’ın tutuklandığını öğrendiğimde hissettiğim tam da buydu. Ardından kardeşi avukat Mehmet Pehlivan’ın açıklamasındaki o cümleyi okudum: “Kimsemiz kalmadı.” Bir ailenin yaşadığı sarsıntıyı üç kelimeyle anlatan bu sesin karşısında susmak, benim vicdanıma sığmaz.
Silivri’de tutuklu bulunan Mehmet Pehlivan, ağabeyinin kanser hastası anne ve babalarının bakımıyla ilgilendiğini, kendi iki çocuğunun yanında kardeşinin kızının ihtiyaçlarına da koştuğunu anlatıyor. Bu anlatım, tutuklamanın bir evin içinde nasıl yankılandığını gösteriyor. Haber başlıklarının gerisinde tedavisini bekleyen insanlar, babasını arayan çocuklar, kapıya çevrilen gözler var. Bir kararın insani sonuçlarını hatırlatmak, adalete engel olmak değildir. Adaletten söz eden herkesin, o kararın dokunduğu hayatları da görmesini istemektir.
Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Abdülhamit Pehlivan, önceki dönem Tüm Yerel Sen İstanbul Şube Başkanlığımızı yapmış kıymetli mücadele arkadaşımızdır.Benim tanıdığım Abdülhamit; namuslu, dürüst, liyakatli, kamuya ait tek kuruşun bile hesabını önemseyen bir kamu emekçisidir. Bu sözleri bir makamın gölgesine sığınarak söylemiyorum. Birlikte mücadele ettiğimiz insan hakkında kendi tanıklığımı ortaya koyuyorum. Bugün zor bir süreçten geçiyor diye dün bildiklerimi unutacak, arkadaşlığımı sessizliğe gömecek değilim. İnsanın karakteri, dostunun rahat günlerinde söyledikleriyle değil, zor günlerinde gösterdiği duruşla da anlaşılır.
Sapla samanı karıştırmayın!
Kamu hizmetini hayatının sorumluluğu sayan insanlarla kamu kaynaklarını kişisel çıkarının aracı görenleri aynı hükmün içine doldurmayın. Bir soruşturmanın varlığını, bir insanın bütün geçmişini silen damgaya dönüştürmeyin. İddialar elbettep araştırılsın; somut deliller ortaya konulsun, savunmalar dinlensin. Fakat kamuoyundan, henüz hüküm kurulmadan bir insanı suçlu kabul etmesi beklenmesin. Bizim itirazımız hesap sorulmasına değil; hesap sormakla peşinen mahkûm etmek arasındaki çizginin kaybolmasınadır. Adalet, o çizgiyi koruyabildiği ölçüde güven verir.
Biz Tüm Yerel Sen’i 2013 yılında bir çift mavi gözün ışığında; emek, vatan ve Cumhuriyet şiarıyla kurduk. O ışık, Mustafa Kemal Atatürk’ün bağımsızlık iradesidir. O yol, kamu hizmetini yurttaşa karşı sorumluluk olarak görmenin yoludur. Bizim için sendikacılık yalnızca ücret pazarlığı değildir. Alın terinin hakkını savunurken halkın hakkını da savunmaktır. Belediyenin bütçesinde işçinin emeğini, emeklinin vergisini, çocuğun geleceğini görmektir. Kamunun bir kuruşuna sahip çıkmak, bu anlayışın vazgeçilmez gereğidir.
Bu nedenle Bizim kadrolarımızdan hain çıkmaz derken, taşıdığımız değerlere olan inancımı ve mücadele arkadaşlarıma duyduğum güveni ifade ediyorum. Bizim örgüt ahlakımız; vatana bağlılık, emeğe saygı, Cumhuriyet’e sadakat ve kamu malını koruma sorumluluğudur. Hiç kimseye hukukun üzerinde bir yer istemiyoruz. Hiçbir unvanın, hiçbir aidiyetin sorgulanamazlık sağlamasını savunmuyoruz. İstediğimiz, bu değerlerle yaşamış insanların onurunun da korunmasıdır. Bir insanı savunmak için hukuktan vazgeçmek gerekmez; tam tersine, hukuka daha sıkı sarılmak gerekir.
Silivri’de tutuklu bulunan Avukat Mehmet Pehlivan’ın açıklamasında beni en çok sarsan, ağabeyinin devletle kurduğu güven ilişkisine dair anlattıkları oldu. Ömrünün önemli bölümünü kamu hizmetinde geçirmiş bir insanın, yaptığı işin dayanağını kanunda ve yönetmelikte araması kıymetlidir. Bu anlatımın bütün boyutları elbette dosyadaki bilgi ve belgelerle değerlendirilmelidir. Ancak toplumun da sorması gereken bir soru vardır: Görevini doğru yaptığına inanan bir kamu çalışanının kendisini güvende hissedebilmesi için nasıl bir adalet düzenine ihtiyacımız var? Cevap, herkes için aynı güvencelerde saklıdır.
Çünkü bugün bir başkasının kapısında gördüğümüz kaygı, yarın bütün kamu çalışanlarının içine yerleşebilir. İnsanlar görev yaparken yalnızca mevzuata uygunluğu değil, başlarına gelebilecekleri düşünmeye başlarsa kamu hizmeti de yara alır. İnisiyatifin yerini korku, sorumluluğun yerini suskunluk alır. İşte bu yüzden adalet talebi, yalnızca bir arkadaşımız için yükselttiğimiz dayanışma sesi değildir. Devletin yurttaşla, kamu görevlisinin hukukla kurduğu bağın sağlam kalması için de yükselttiğimiz bir sestir. Güven duygusu, toplumun ortak ihtiyacıdır.
Burada sözümüzün ağırlığı kadar sorumluluğumuzun da farkındayız. Dosyanın tamamını görmeden her ayrıntı hakkında kesin hüküm kuramayız. Fakat bu durum, tanıdığımız insanın kişiliğine ilişkin tanıklığımızı geri çekmemizi gerektirmez. İddia ile ispat arasındaki mesafeyi korumak, savunmayı gerçekten duymak ve insan onurunu gözetmek herkesin yararınadır. Bugün öfkeyle alkışlanan bir peşin hüküm, yarın başka bir kapıda derin bir yaraya dönüşebilir. Bu ülkenin ihtiyacı, birbirimizin acısına alışmak değil; herkesin hakkını aynı kararlılıkla savunabilmektir. Adaletin gücü de buradan doğar.
Abdülhamit arkadaşım, seni tanıyanların hafızası bir haber başlığıyla silinmez. Kamuya, emeğe ve mücadelemize verdiğin değeri bilenler var. Bugün sana karşı sorumluluğumuz; hakkındaki iddiaların adil biçimde incelenmesini istemek, kişiliğine ilişkin tanıklığımızı açıkça ortaya koymak ve aileni yalnız bırakmamaktır. Dayanışma, duygulu cümleler kurup kenara çekilmekle tamamlanmaz. Hastanın, çocuğun, geride kalanın ihtiyacını görmekle anlam kazanır.
Kardeşi Mehmet Pehlivan’ın “Kimsemiz kalmadı” sözünü içimize sindiremeyiz. O cümle, bizim için bir çağrıdır.
Biz buradayız.Arkadaşımızın onurunu, ailesinin yalnız bırakılmamasını ve herkes için adalet talebini savunacağız.
Bir çift mavi gözün ışığında başladığımız yolda, emeğe de Cumhuriyet’e de mücadele arkadaşlığımıza da sırtımızı dönmeyeceğiz.
Çünkü aynı yolu yürümüş olmak, zor gün geldiğinde birbirinin adını korkmadan söyleyebilmektir.