Bir kız çocuğunun hayali kaç yaşında küçültülür? “Sen yapamazsın” denildiğinde mi? “Kız kısmı öyle davranmaz” diye susturulduğunda mı?
Yoksa eline bir kitap verilmesi gerekirken omuzlarına yetişkinlerin sorumlulukları yüklendiğinde mi? Bugün, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü. Takvimdeki bu tarih, yalnızca güzel sözler söylemek için değil, kız çocuklarına nasıl bir hayat sunduğumuzla yüzleşmek için var.
Çünkü bir çocuğun bayramı, korkmadan yaşayabildiği gündür. Okula güvenle gidebildiği, düşüncesini çekinmeden söyleyebildiği, oyun oynarken tedirgin olmadığı gündür. Geleceği hakkında karar verilirken sesinin duyulduğu, bedeninin ve kişiliğinin kendisine ait olduğunun kabul edildiği gündür. Biz yetişkinlerin görevi, yılda bir gün onların fotoğraflarını paylaşmakla tamamlanmaz. Asıl sorumluluk, o fotoğraflardaki gülümsemeyi hayatın içinde koruyabilmektir.
Bir kız çocuğuna sürekli dikkatli olmasını öğreten toplum, erkek çocuklarına saygıyı öğretmiyorsa sorunun etrafında dolaşıyor demektir. Kızına “Geç kalma” diyen bir baba, oğluna da “Kimsenin özgürlüğüne müdahale etme” diyebilmelidir. Güvenliğin yükünü çocukların kıyafetine, yürüdüğü sokağa, eve döndüğü saate bırakamayız. Çocukları korumak, onların hayatını daraltarak değil, tehlikeyi ve şiddeti önleyerek mümkündür.
Eğitim, bu mücadelenin en güçlü dayanaklarından biridir. Ancak okulun kapısının açık olması tek başına yetmez. O kapıdan girebilmek için ulaşım, beslenme, kırtasiye ve güvenli bir öğrenme ortamı gerekir. Evde kardeşine bakmak zorunda bırakılan, yoksulluk nedeniyle eğitiminden vazgeçmesi beklenen bir kız çocuğuna yalnızca “Çalışırsan başarırsın” demek kolaycılıktır. Önce yolundaki engelleri kaldırmak gerekir.
Yoksulluğun faturası çocuklara kesilemez. Bir ailenin geçim sıkıntısı, kızının hayallerinden tasarruf edilerek çözülemez. Kız çocuklarının eğitimi, evin bütçesi daraldığında ilk vazgeçilecek kalem değildir. Sosyal devletin anlamı da burada ortaya çıkar: Çocuğun geleceğini ailesinin gelirine, yaşadığı mahallenin imkânlarına veya kendisine uzanacak bir yardım elinin insafına bırakmamak. Hak, yardım bekleme kuyruğuna mahkûm edilemez.
Üstelik mesele yalnızca okula gitmek değildir. Kız çocuklarının bilimde, sanatta, sporda ve hayatın bütün alanlarında kendilerini denemelerine alan açmalıyız. Futbol oynamak isteyen kıza şaşırmamalı, mühendis olmak isteyen kıza cesaretini sorgulatan sorular sormamalıyız. Her kız çocuğu büyük başarılar kazanmak zorunda da değildir. Onun değeri, alacağı madalyaya veya taşıyacağı unvana bağlı değildir.
Çocukların korunması konusunda ise tek bir belirsizliğe bile sığınamayız. Çocuğun evliliği olmaz; çocuğun çocukluğu olur. Gelenek, töre, ekonomik sıkıntı veya çevre baskısı, bir çocuğun geleceğini elinden almanın gerekçesi yapılamaz. İstismar karşısında aile itibarı konuşulamaz. Korunması gereken, yetişkinlerin saygınlık görüntüsü değil, çocuğun yaşamı ve güvenliğidir. Suskunluk, sorumluluğu ortadan kaldırmaz; çocuğu daha da yalnızlaştırır.
Bu nedenle bir çocuğun yardım çağrısını duymak, hepimizin sorumluluğudur. Öğretmenin fark ettiği değişiklik, komşunun duyduğu çığlık, bir arkadaşına anlatılan korku ciddiye alınmalıdır. Çocukların güvenle başvurabileceği destek mekanizmaları erişilebilir olmalıdır. Kurumlar arasında kaybolan her başvuru, ertelenen her müdahale, çocuk açısından geri getirilemeyecek bir zamana dönüşebilir. Çocuğu dinlemek, söylediklerinin gereğini yapmayı da gerektirir.
Yerel yönetimlere de büyük görev düşüyor. Aydınlatılmış sokaklar, güvenli parklar, erişilebilir spor tesisleri, kütüphaneler ve ücretsiz sosyal etkinlikler çocukların gündelik hayatına doğrudan dokunur. Belediye hizmetlerinin başarısı yalnızca dökülen asfaltla ölçülemez. Bir kız çocuğunun mahallesinde ne kadar özgürce hareket edebildiğiyle, hangi imkânlara ulaşabildiğiyle de ölçülmelidir. Çocuk dostu kent, tabelada kalan bir unvan olamaz.
Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık iddiasını yaşatmak da bu sorumluluğun parçasıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı çağdaşlaşma yoluna bağlılık, kız çocuklarının eğitimini ve özgürlüğünü savunurken somutlaşır. Cumhuriyet’i sevmek, bir kız çocuğunun kendisine çizilen dar sınırları aşabilmesine destek olmaktır. Laik ve bilimsel eğitim, çocukların hayatını sorgulayarak kurabilmesinin temel güvencelerindendir. Bu güvenceleri güçlendirmek, geleceğe karşı borcumuzdur.
Bir kız çocuğu babası olarak biliyorum.İnsan, evladının yüzüne baktığında dünyanın bütün kötülüklerinden onu sakınmak istiyor. Fakat yalnızca kendi kızımız için güvenli bir hayat istememiz yetmez. Aynı sokakta yürüyen, aynı okulun kapısından giren, adını hiç bilmediğimiz çocukların da aynı güvene hakkı var. Benim kızımın geleceği, başka kız çocuklarının kaderinden bağımsız değildir.
Kız çocuklarını severken kullandığımız dile de bakalım. Onları yalnızca geleceğin anneleri olarak tanımladığımızda, bugünkü varlıklarını ve kendi tercihlerini gölgede bırakıyoruz. Bir kız çocuğu, ileride üstleneceği herhangi bir rol için değerli değildir. Şimdi, burada, kendisi olduğu için değerlidir. Hayatının anlamını bizim beklentilerimiz belirlememeli. Kendi sesini bulmasına, sınırlarını çizmesine, istemediğine hayır diyebilmesine saygı duymalıyız.
Bu değişim evde başlar, sınıfta güçlenir, sokakta görünür olur. Bir çocuğun sözünü kesmemek, itirazını küçümsememek, tercihine kulak vermek küçük ayrıntılar değildir. Eşitlik, çocukların her gün deneyimlediği davranışlarla gerçek anlamını kazanır.
Bugün kendimize şu soruyu soralım: Kız çocuklarına nasıl bir dünya bırakıyoruz? Sesini çıkarınca ayıplanacağı, hakkını arayınca suçlanacağı, özgürlüğünü kullanınca yargılanacağı bir dünya mı? Yoksa yeteneklerini keşfedebileceği, yanlış yapıp yeniden deneyebileceği, güvende hissedeceği bir dünya mı? Cevabı kutlama mesajlarımız değil, evdeki davranışlarımız, sokaktaki tutumumuz ve kamusal kararlarımız verecek.
Dünya Kız Çocukları Günü kutlu olsun. Ama bu kutlama, yarın unutacağımız bir temenniye dönüşmesin. Hiçbir kız çocuğu hayallerini başkalarının korkularına göre küçültmesin. Hiçbiri doğduğu evin, yaşadığı mahallenin ya da cinsiyetinin çizdiği sınırlara mahkûm edilmesin. Onlara bırakacağımız en kıymetli miras, kendi hayatlarını özgürce kurabilecekleri bir ülke olsun.
Çünkü kız çocuklarının başını eğdiği bir yerde, insanlık başını dik tutamaz.