Babam, "Üzülme, herkes ölür kimi toprağa kim yüreğe gömülür..." der Mevlana... Biz önce annemi şimdi de seni kalbimize gömüyoruz.
Hüzünlü bekleyişimiz, iyileşecek umudumuz ve senin acıların sona erdi. Ben artık büyüdüm. Aynı yıl içinde önce annemi 4 ay sonra da babamı kaybettim. Oysa ne çok seviyordum 54 yaşında bir çocuk olmayı... Babam diye sana danışmayı... Sorunlarımı kucağına bırakıp kaçmayı... Dar boğazdayken bana kaptanlık yapmanı... Adam gibi adamdın. Sözünün eriydin. Tutamayacağın sözü vermezdin. Sevgini pek göstermezdin ama acı günlerimizde gözyaşlarını içine boşaltırdın. Bir kez seni ağlarken gördüm. Tunamın trafik kazası geçirip, yaşam mücadelesi verdiğinde salonun koltuğuna gömülüp hıçkıra hıçkıra ağlamıştın. Elinden bir şey gelmiyordu. Dualar ettik kardeşim yaşama döndü...

Bu kez biz kardeşimle sen hastanedeyken ve çıktıktan sonra gözyaşlarımıza dualar kattık. Olmadı... Önce annem sonra sen...
Ne çok sevenin varmış. Evde görüntülü konuşuyor, yüzün gülüyordu. Komşular, akrabalar, dostlar... Hele yeğenin Sibel ile konuşmaların sana iyi geliyordu. Sevim yengem hergün arardı.
Her şey 10 Nisan sabahı senin bağırmaya çalışma sesinle başladı. Hastanede hemen yoğun bakıma aldılar. İnme geçirmiştin. Sağ tarafın tutmuyor. Konuşamıyordun... İkinci gün sabahı ziyaretine geldik. Annem seni öyle görünce, acına dayanamadı onu da hastaneye yatırdık, iki gün acilde sonra Göğüs Hastalıkları bölümüne...
Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne kamp kurduk. Üçüncü ve beşinci katlar arası mekik dokuduk. İçimiz kan ağlarken anneme gülümsedik. Sen her gün biraz daha kötüleşirken o biraz iyileşti. Sen yoğun bakımdan servise çıktın diye sevinirken annem kötüleşti. Entübe ettiler.
Kalbi durdu çalıştırdılar. Tekrar durdu. Bu kez çalıştıramadılar. 26 Nisan Pazar günü melek oldu annem... Sen hissettin ertesi gün onu defnederken, sen tekrar yoğun bakıma alındın.
Annemin yedi lokması dağıtılırken tekrar servise alındın. Doktorlar ellerinden geleni yaptı. 20 Mayıs'ta evimize geldin. Evde Tülin ile sana baktık. İkinci bebeğimiz oldun. Her sabah güne seninle başladık. Besle, altını temizle, kremle... Popoya da bir minik şaplak... Konuşmaya da başladın yavaş yavaş. Her şey iyiye gidiyordu. Annemi öğrendin geceleri "Ayşen" diye sayıkladın. Başucunda çalan radyoda şarkılara eşlik etmeye çalıştın... Ağladın... Güldün...

OYSA GÜZEL BİR GÜNE BAŞLAMIŞTIK...
30 Ağustos Pazar sabahına güzel uyanmıştık. Sabah sakal ve saç traşı yaptım. Sonra güzelce yıkandık. Suyla oynamayı seversin. Son günümüz olduğunu bilmiyordum.

30 Ağustos Resepsiyonuna katıldım. Dostlar seni sordu iyiye gittiğini anlattım. Eve gelirken Tülin aradı. İyi değilmişsin ambulans çağırmış. Karnın şiş, tansiyon ve şeker yükselmiş. Hemen müdahale ettiler. Oksijen değerlerin düşmüş. Karnının şişliğinin sebebini bulmaya çalışırken...

Annem gibi bir Pazar günü kaybettik seni, bu kez gece... Yine Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nde doktorlar ellerinden geleni yaptı. Annem gibi nefes almakta zorlandın. Entübe ettiler. Kalbin durdu. Çalıştırdılar... Tekrar durdu. Bu kez döndüremediler... Tıpkı annem gibi... Birbirinizi bu kadar çok sevmemeliydiniz. Yarıştınız adeta bir tenis maçı gibiydi.
Sana çok kızdığım zamanlar oldu. Kavga da ettik. Her baba oğul gibi farklı fikirlerimiz oldu zaman zaman... Ne olursa olsun senin gövdende soluğu aldım sonunda... Koca çınarımdın benim... Her zaman dik ve gururlu... Yatakta yatmak sana yakışmıyordu.
Her yazımı okur iki üç cümle eleştri yapardın. Dört aydır yazılarımı okuyamadın...

Şimdi annemin yanına gidiyorsun. Onu üç yaşında tanımıştın. Aşkınız dillere destandı. Teyze çocuklarıydınız. Hep kırmızı misketleri için onunla evlendim derdin. O üç camdan bilye aranızdaki sevgiyi temsil ederdi. O misk etler şimdi avucumuzda kaldı. Birbirinize yine kavuşturun. 4 ay dayanabildin. " Ne oldu bize?", "Ne zaman gelecek?", "Ayşen nerede?" sorularına devam veremiyorduk. Bizim yerimize de sarılır.
Olmadı babam bize bunu yapmayacaktın. Elimde sihirli bir değnek olsa 09 Nisan Perşembe akşamına geri dönsem. Foça'dan dönüp sana sarılsam. Oradan getirdiğim. Kayısının arasına ceviz koyup yediysem sana... Sımsıkı sarılsam bırakmasam. O gecenin son sohbetimiz olduğunu bilmiyordum. Çok güzeldi. Her zaman olduğu gibi başımı okşayıp, yattın...
Ölmek ne garip şey... Farklı bir boyuta geçiyorsun. Ayrılık olmasa daha güzel olacaktı. Seni yüreğimize gömüyoruz. Bana öğrettiklerin rehberim olacak.

Daha 14 Ağustos'ta doğum günü pastasının mumlarını üflemiştin. 30 Ağustos Zafer Bayramı gecesi kaybettik. 01 Eylül Dünya Barış Günü Barış Babamızı sonsuzluğa uğurluyoruz. Annemin tam yanında olamayacak bedenin ama aynı mezarlıkta buluşacak, ruhlarınız kavuşacak...

SON SÖZ...
"Her canlı bir gün ölümü tadacaktır. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun." Mekanın cennet olsun. Allah rahmet eylesin. Anneciğime kavuştun, acıların son buldu diye teselli ediyoruz kendimizi... Bu tat içimizi yaksa da artık dua etmekten başka bir şey gelmiyor elimizden... Gözümün önünde arıyordun. Ama dün sabah o banyo, gözündeki mutluluk... sabahları "günaydın", akşamları "hoş geldin, ne yapıyorsun, nasıl geçti?" sohbetleri bile her şeye değerdi. Hele o çapkın gülüşün... Gözlerinle anlattıkların...
Öğrettiklerinle başım hep dik duracak...