Son Mühür/ Beste Temel- Son Mühür TV ekranlarında yayınlanan Hayatın Nabzı programında Kemal Kamburoğlu’nun sorularını yanıtlayan Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Akdeniz Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Emre İşeri, küresel sistemin geçmekte olduğu sancılı dönüşüm sürecini mercek altına aldı. Programda, ABD’nin finansal egemenliğinden Çin’in teknolojik yükselişine, enerji savaşlarından Türkiye’nin stratejik rezervlerine kadar pek çok kritik başlık değerlendirildi.

Sistemsel dönüşüm ve "canavarlar dönemi"

Dünya siyasetinin tarihsel bir kırılma noktasından geçtiğini belirten Prof. Dr. Emre İşeri, mevcut durumu bir "alacakaranlık kuşağı" olarak nitelendirdi. Trump’ın temsil ettiği popülist-otoriter dalganın Batı’da yükseldiğini ifade eden İşeri, eski düzenin sarsıldığı ancak yeni düzenin henüz tam olarak kurulamadığı bu belirsizlik ortamında, sistemsel bir dönüşüm yaşandığına dikkat çekti. Çin’in ABD’ye gerçek bir alternatif olarak ortaya çıkması, bu yeni dönemin en belirleyici unsuru olarak öne çıkıyor.

Para ve petrolün egemenlik savaşı: Venezuela örneği

Programda, Venezuela’daki Maduro yönetimine yönelik müdahaleler ve ekonomik kuşatma "paranın gücü" üzerinden analiz edildi. Kemal Kamburoğlu’nun "Parayı anlayan her şeyi çözer" yaklaşımıyla paralel olarak, Maduro’nun petrolü dolar yerine alternatif birimlerle satma girişiminin, ABD’nin finansal hegemonyasına (Petro-dolar sistemi) doğrudan bir tehdit oluşturduğu vurgulandı. 2008 finansal krizinin bir dönüm noktası olduğu, o tarihten bu yana Çin ve Rusya önderliğinde G20 eksenli, Batı dışı alternatif finansal yapıların (Asya Kalkınma Bankası, İpek Yolu Projesi vb.) inşa edildiği belirtildi.

Enerji dönüşümü ve nadir toprak elementleri

Geleceğin dünyasında egemenliğin, 21. yüzyılın teknolojik altyapısını oluşturan "enerji dönüşümü" üzerinden şekilleneceği ifade edildi.

Çin’in Liderliği: Özellikle batarya teknolojileri ve yenilenebilir enerji araştırmalarında Çin’in lider konumda olduğu hatırlatıldı.

Türkiye’nin Potansiyeli: Kemal Kamburoğlu, Türkiye’nin sahip olduğu toryum ve bor madenlerinin stratejik önemine değindi. 1 ton toryumun 1 milyon ton petrole eşdeğer enerji üretme potansiyeli, Türkiye’yi küresel enerji denkleminde hem büyük bir güç adayı hem de potansiyel bir hedef haline getirebileceği uyarısıyla tartışıldı.

Teknoloji ve askeri güç

Teknoloji ve askeri güç

Modern savaş yöntemlerinin değiştiğine dikkat çekilen programda, Maduro operasyonu örneği üzerinden "hibrit savaş" taktikleri ele alındı. Elektriklerin kesilmesi ve siber müdahalelerle hedeflerin "kör edilmesi"nin, fiziksel yıkımdan ziyade bir algı operasyonu olduğu ifade edildi. Kamburoğlu, ABD’nin teknolojik üstünlüğüne ve askeri lojistiğine vurgu yaparken; Prof. Dr. Emre İşeri, Çin’in iktisadi olarak devleşmesine rağmen askeri açıdan henüz ABD’nin emperyal tutumlarını tek başına durdurabilecek bir hiyerarşik güce erişmediğini belirtti.

Türkiye için seçenekler

Türkiye’nin "orta büyüklükte bir güç" olarak bu büyük rekabetin ortasında kaldığı ifade edildi. Prof. Dr. İşeri, Çin-ABD rekabeti kızıştıkça Türkiye’nin manevra alanının daraldığına ve rezervlerini (toryum vb.) işleyebilmek için ciddi bir teknolojik atılıma ihtiyaç duyduğuna dikkat çekti.

Savunma sanayiinde (ASELSAN, TAI vb.) yerli yazılım ve mühendislik başarılarının Türk insanının potansiyelini kanıtladığı belirtilirken, Kemal Kamburoğlu şu kritik notu düştü:

"İstediğiniz kadar teknolojiniz olsun, savaşı kazandıran ruhtur. Türkiye’nin Ortadoğu coğrafyasında var olabilmesi için 'Mehmetçik ruhuna' sahip güçlü bir orduya sahip olması zorunluluktur."

Kaynak zenginliğinin paradoksu 

Kaynak zenginliğinin paradoksu

Prof. Dr. Emre İşeri, programda dikkat çekici bir iktisadi kavrama, "Kaynakların Laneti" (Paradox of Plenty) olgusuna değindi. Venezuela örneği üzerinden zengin yeraltı kaynaklarının her zaman refah getirmediğini belirten İşeri, "Doğal kaynaklar teoride ferahlığı artıracak gibi görünse de, kurumsallaşamamış ülkelerde bu durum stratejik bir dezavantaja dönüşüyor. Dünyada bu durumun tek istisnası, kaynaklarını toplumsal refah ve şeffaf bir fon yönetimiyle birleştiren Norveç’tir," dedi. Maduro yönetiminin meşruiyet sağlamak için dini sembolleri kullanmasını da değerlendiren İşeri, bu yöntemin bir noktadan sonra toplumsal ve siyasal karşılık bulmakta yetersiz kaldığını vurguladı.

Suriye denkleminde Halep ve SDG

Halep’te yaşanan güncel gelişmeleri de yorumlayan İşeri, ABD’nin Suriye’deki tutumunu ve terör örgütü PKK/YPG’nin ana gövdesini oluşturduğu SDG ile olan ilişkisini analiz etti. Özellikle Mazlum Abdi isminin ABD nezdinde öne çıkarılmaya çalışıldığına değinen İşeri, Trump’ın dış politika perspektifini şu sözlerle özetledi:

"Trump bir iş insanı refleksiyle hareket ediyor. Onun için temel öncelik, Amerikan sermaye birikiminin korunabileceği bir istikrar ortamıdır. Ancak paradoksal olarak bir tarafta bu istikrarı isterken, diğer tarafta jeopolitik hamlelerle körüklenen bir istikrarsızlık hakim."

"Maduro pürü pak değil ama..."

Kemal Kamburoğlu’nun, operasyon ve baskı sürecinde Maduro’nun yalnız bırakıldığına dair tespitine karşılık veren Prof. Dr. İşeri, uluslararası siyasetteki gri alanlara dikkat çekti. Maduro’nun yönetim anlayışının "pürü pak" olarak nitelendirilemeyeceğini belirten İşeri, buna rağmen meselenin bir demokrasi arayışından ziyade doğrudan "petrol ve enerji kontrolü" savaşı olduğunu, bu durumun da Venezuela’yı küresel bir satranç tahtasına çevirdiğini ifade etti.

Muhabir: Beste Temel