Tolstoy’un İnsan Neyle Yaşar? adlı kitabı, okuru yalnızca kısa hikâyelerle değil, insanın iç dünyasına açılan derin sorularla karşılar. Bu kitapta anlatılanlar, büyük olaylardan çok küçük anların, sessiz iyiliklerin ve çoğu zaman fark edilmeyen vicdani seçimlerin etrafında şekillenir. Tolstoy, zenginliği ya da yoksulluğu değil; insanın neyle ayakta kaldığını, neyle insan kaldığını sorgular.


Kitaba adını veren “İnsan Neyle Yaşar?” öyküsünde, cezalandırılıp yeryüzüne gönderilen bir meleğin üç soruya cevap arayışı anlatılır: İnsanda ne vardır? İnsana ne verilmemiştir? İnsan neyle yaşar? Bu soruların yanıtı ne akıldadır ne de güçte. Fakir bir ayakkabı tamircisinin, kendi yoksulluğuna rağmen muhtaç birine kapısını açması, karnını doyurması ve hatta mesleğini öğretmesiyle cevap netleşir: İnsan sevgiyle yaşar. Tolstoy burada iyiliği yücelten bir romantizm kurmaz; aksine, sevginin hayatla kurulan en gerçek bağ olduğunu sade bir dille gösterir.

“İnsana Çok Toprak Gerekir Mi?” öyküsü ise kitabın en çarpıcı ve sarsıcı anlatılarından biridir. Toprağa doymayan bir köylünün, gün doğumundan batımına kadar çevirebildiği toprağın kendisine ait olacağı vaadiyle çıktığı yolculuk, sonunda yalnızca üç arşınlık bir mezarla biter. Tolstoy bu hikâyede, insanın ihtiyacıyla hırsı arasındaki uçurumu gösterir. Hayat boyu sahip olmak için koşturulan şeylerin, ölüm karşısında nasıl anlamsızlaştığını yüzümüze çarpar. Geride kalan tek gerçek, insanın toprağa değil; toprağın insana yettiğidir.

Kitaptaki “İlyas” öyküsü, mal varlığının insan mutluluğuyla olan çelişkisini gözler önüne serer. Her şeyini kaybeden İlyas’ın, eski zenginliğine kıyasla daha huzurlu ve kanaatkâr bir hayata kavuşması, Tolstoy’un sıkça altını çizdiği bir gerçeği tekrar hatırlatır: Çok şeye sahip olmak, çok mutlu olmak değildir. Aksine, dünya malı arttıkça uykular azalır, zaman daralır ve huzur eksilir.

“Kızlar Büyüklerden Akıllıymış” adlı kısa ama etkili hikâyede ise, iki küçük kızın oyun sırasında kavga edip hemen barışmasına karşın, yetişkinlerin bu kavgayı büyütüp bir çatışmaya dönüştürmesi anlatılır. Tolstoy burada çocukların saflığını idealize etmekten çok, yetişkinlerin kin tutma becerisini eleştirir. Çocuklar unutmayı bilir, büyükler ise hatırlamayı marifet sayar. Belki de bu yüzden dünya, çocukların elinde daha yaşanabilir olurdu.

“Mum” ve “Kıvılcımı Söndürmeyen Ateşi Zapt Edemez” gibi öykülerde ise kötülüğe karşı durmanın ve şiddetin ahlaki sonuçları tartışılır. Kötülüğe kötülükle cevap vermenin insan ruhunda açtığı yaralar anlatılırken, zulme boyun eğmekle vicdanlı bir direnç arasındaki ince çizgi de okura bırakılır. Tolstoy, iyiliği pasiflik olarak sunmaz; aksine, iyiliğin büyük bir ahlaki cesaret gerektirdiğini sezdirir.

İnsan Neyle Yaşar?, fakir ama mutlu, sevgisi bol ama gösterişsiz bir dünyanın mümkün olduğunu hatırlatan bir kitaptır. Tolstoy’un çizdiği toplumda maddiyat geri plandadır; maneviyat ise hayatın merkezindedir. Bu yüzden kitap, yalnızca okunacak değil, durup düşünülmesi gereken bir eserdir.

Belki de Tolstoy’un cevabı en başından bellidir: İnsan, sahip olduklarıyla değil; vazgeçebildikleriyle, sevebildikleriyle ve başkasının hayatına dokunabildikleriyle yaşar.

Bol kitaplı, bol düşünceli günlere...