Bazı kitaplar vardır, okurken sadece sayfaları çevirmezsiniz; kendi içinize de bakmaya başlarsınız. Demir Ökçe benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Okurken sadece bir distopya hikâyesi okumadım, aynı zamanda insanlığın ne kadar kırılgan, ne kadar tekrar eden bir döngünün içinde olduğunu hissettim.
Kitapta gerçeklerin bastırılması, insanların susturulması ve gücün kendini koruma şekli anlatılırken içimde tuhaf bir huzursuzluk oluştu. Çünkü bana göre bu sadece bir kurgu değil; geçmişte yaşanmış, bugün yaşanan ve belki de yarın da yaşanabilecek şeylerin bir yansıması. Okurken zaman zaman kendimi çaresiz hissettim, zaman zaman da insanların ne kadar güçlü olabileceğini düşündüm.
Dipnotlar ilk başta beni yordu, hatta biraz uzaklaştırdı diyebilirim. Ama sayfalar ilerledikçe sanki bir roman değil de birinin yaşadıklarını bana fısıldadığı bir hatırat okuyormuşum gibi hissettim. Bu his beni hikâyeye daha çok bağladı. Çünkü orada sadece karakterler yoktu; umut vardı, korku vardı, kaybetme duygusu vardı.
Sınıf ayrımı, güç dengesi, insanların çıkarları uğruna birbirine nasıl yabancılaşabildiği… Bunları okurken bazen üzüldüm. Çünkü insanın en çok insana zarar verebildiğini bir kez daha hissettim. Ama aynı zamanda direnen insanların varlığı bana umut verdi. Belki de en çok buna tutundum.
Ernest karakteri benim için sadece idealleri olan bir adam değildi. Onu okurken, inandığı şey uğruna yalnız kalmayı göze alan insanların ağırlığını hissettim. Avis’in anlatımı ise hikâyeyi daha da gerçek yaptı. Çünkü mücadele sadece sokakta, meydanlarda değil; bazen kalpte, bazen bir insanı kaybetme korkusunda yaşanıyor.
Bu kitabı bitirdiğimde içimde net bir düşünce değil, daha çok bir his kaldı.
İnsanlık hep aynı hataları yapıyor olabilir.
Ama yine de her zaman doğruyu söylemeye çalışan birileri var.
Belki de dünya bu yüzden tamamen karanlığa gömülmüyor.
Demir Ökçe benim için sadece bir kitap olmadı. Bana insanın hem ne kadar kırılgan hem de ne kadar dirençli olabileceğini hatırlattı. Ve belki de en çok şunu düşündürdü bana:
Bazen değişim çok büyük adımlarla değil, vazgeçmeyen küçük seslerle başlar.