Son Mühür / Aliağa Gemi Söküm Bölgesi için "hızla" başlatılan Entegre ÇED süreci ve yaklaşan Halkın Katılımı Toplantısı, tepkilere neden oldu. Türk Hava Kurumu (THK) Güzelbahçe Şube Başkanı, Çevre Mühendisi ve İSG Yüksek Mühendisi Yakup Ateş, sürece ilişkin teknik ve stratejik uyarılarda bulundu.
Yarım asra yakın süredir ‘ÇED Kapsam dışı’ muafiyetiyle çalışan bölgedeki firmaların ilk kez ‘entegre ve kümülatif’ bir değerlendirmeye tabii tutulacak olmasının olumlu bir adım olduğunu belirten Ateş, sürecin hızlandırılmış takvimi ve barındırdığı teknik riskler açısından da görüşlerini paylaştı. Ateş, bölgedeki 20'den fazla firmanın yarattığı toplam kirlilik yükünü bir bütün olarak görebilmek adına "Entegre ÇED" yaklaşımının şart olduğunu belirtti, “Bu süreç “hızlıca” değil, tamamen şeffaf ve bilimsel verilerle yürütülmelidir” mesajı verdi.
“Analiz yapılmalı” çağrısı yaptı
ÇED Başvuru dosyasını değerlendiren Ateş, dosyada yer alan bilgilere göre söküm faaliyetlerinin yürütüldüğü bölgedeki akıntılar nedeniyle yıllar içinde deniz tabanında oluşan rüsubat yani tortunun birikmesi sonrası meydana gelen yeni alanlara işaret ederek, “Planlanan proje, tesislerin gemi söküm kapasitelerinde bir artış öngörmüyor. Alan artışına konu olan kıyı kenar çizgisinin deniz tarafındaki bu yeni bölgelerde; sabit bir yatırım yapılmayacağı, atıkla kontamine olmamış metal atıkların, halat gibi sabit olmayan donanımların ve araç parklarının geçici olarak bekletileceği belirtiliyor. Söz konusu yeni alanların "atıkla kontamine olmamış metal atıklar ve araç parkı" olarak planlandığı beyan edilse de gemi geri dönüşüm faaliyetlerinin doğası gereği ağır metaller, asbest ve tehlikeli kimyasallarla temas riski her zaman yüksek. Sonradan oluşan bu rüsubat alanlarında düzenli toprak, sediment ve deniz suyu kalitesi analizlerinin yapılması bilimsel bir zorunluluk. Türkiye’nin de taraf olduğu Hong Kong ve Basel konvansiyonlarının gereklilikleri, bu yeni alanlarda da tavizsiz bir şekilde uygulanmalıdır” dedi.
“Uzun vadede deniz ve sediment yapısını bozabilir”
Projeyi çevre mühendisliği perspektifiyle ele alan Ateş, söküm faaliyetlerinin doğası gereği çok yüksek çevresel riskler barındırdığına da dikkat çekti. alan genişlemesinin denizel yaşam üzerindeki olası etkilerine vurgu yapan Ateş, “Gemi söküm işlemleri sırasında ağır metaller, petrol türevleri, sintine, slop atıkları, asbest, PCB ve toksik boya kalıntıları gibi kirleticilerin kontrolsüz yayılması, deniz suyu kalitesini ve sediment yapısını uzun vadede bozabilir. Yıllar boyunca biriken tortuda kurşun, cıva, kadmiyum, arsenik ve tributyltin gibi maddelerin birikmesi tüm ekosistemi doğrudan tehdit edebilir” diye konuştu.
“Ekosistemi de doğrudan etkileyecektir”
“Gemi söküm faaliyetleri kapsamında kullanım alanı olarak değerlendirilen deniz dolgusu ve rüsubat karakterli bölgeler; zemin mühendisliği, taşıma kapasitesi ve iş sağlığı güvenliği (İSG) açısından en hassas alanlardır” mesajı da veren Ateş, “Özellikle ağır tonajlı ekskavatörler, vinçler, kesim ekipmanları ve geçici metal stok sahalarının oluşturacağı dinamik yükler; düşük taşıma kapasitesine sahip dolgu zeminlerde ciddi stabilite riskleri doğuracaktır. İSG literatüründe bu tür sahalarda meydana gelebilecek zemin oturması, ani çökme, ekipman devrilmesi, kıyı kaymaları, ağır yük altında yüzey deformasyonları ve çalışma platformu göçmeleri gibi olaylar “katastrofik (büyük yıkıma yol açan) iş kazaları” sınıfındadır. Tonlarca ağırlığa sahip iş makinelerinin aktif operasyon yürüttüğü alanlarda meydana gelebilecek zemin kayıpları, yalnızca çalışanları değil, çevredeki diğer operasyonları, kıyı güvenliğini ve tüm deniz ekosistemini de doğrudan tehdit edecektir. Ayrıca, lojistik güzergâhların yaya hareketlerinden tamamen ayrılması, operasyon alanlarının kontrollü hale getirilmesi ve saha içi trafik güvenliği planlarının uluslararası İSG standartlarına uygun şekilde oluşturulması kritik önemde. Olası büyük iş kazalarının önüne geçebilmek adına mühendislik temelli önleyici yaklaşım esas alınmalı” dedi.
“Süreci yakından takip edelim”
Son olarak, ÇED sürecinin başlatılmasının ardından hızla takvime dahil edilen Halkın Katılımı toplantısı hakkında uyarılarda bulunan Ateş, “Halkın katılımı toplantısı bölge halkı, akademik odalar ve STK’ler için anayasal bir hak ve demokratik bir fırsattır. Çevresel etkilerin yanı sıra iş güvenliği risklerinin de kümülatif (toplam/birikimli) olarak değerlendirilmesi gereken bu sürece halkın katılımı ve kamuoyu denetimi tam anlamıyla sağlanmalıdır. Gemi söküm bölgesi ülke ekonomisi için önemli bir geri dönüşüm merkezi olabilir; ancak unutulmamalıdır ki, İzmir’imizin ve Ege Denizi’nin ekolojik dengesi ile sahada ter döken binlerce emekçimizin can güvenliği, ekonomik kaygıların her zaman üzerinde yer almalıdır. Vatandaşı, TMMOB’a bağlı akademik odaları, çevre hukukçularını ve ilgili paydaşları yaklaşan Halkın Katılımı Toplantısı'nda bilimsel ve hukuki haklarını savunmaya, süreci yakından takip etmeye davet ederim” diye konuştu.




