Türk istiklal davasının kalbi olan İzmir, Milli Mücadele'de işgaliyle kurtuluş savaşını başlatan, kurtuluşuyla da savaşı bitiren dünyadaki tek şehirdir. İşgalin başladığı gün karanlığı yaşamış ama 9 Eylül gününe kadar asla pes etmeyen bir direnişin, kurtuluşa giden yolun ismidir İzmir.
Tarih kitaplarında "kurtuluşun ve umudun coğrafyası" olarak betimlenen İzmir, sadece bir şehir değil, bir milletin varlık yokluk kavgasının sancağıdır. 9 Eylül 1922 tarihi, bu kadim şehrin 1240 günlük tutsaklığının son bulmasıyla, Türk milletinin tarihsel haklarının iade edildiği bir "tashih-i tarih" anıdır.
30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından İtilaf Devletleri’nin desteğiyle 15 Mayıs 1919 sabahı başlayan İzmir’in işgali, Anadolu ihtilalinin psikolojik kırılma noktasını oluşturmuştur. Bu karanlık günün sembolik acısı, Albay Süleyman Fethi Bey’in Yaşasın Venizelos bağırmayı reddettiği için süngülenerek şehit edilmesiyle milletin hafızasında yer almıştır. Bu olay, 19 Mayıs 1919'da Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışıyla "Ya İstiklal Ya Ölüm" ilkesine dönüşen bir direnişin en güçlü motivasyonu olmuştur. İzmir’in işgaliyle yasa boğulan halk, bu acıyı milli bir uyanışa dönüştürerek Anadolu’da bağımsızlık ateşini yakmıştır.
26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’den başlayan Büyük Taarruz, askeri bir harekattan çok, üç buçuk yıllık zulmün hesabının sorulduğu bir takip sürecine dönüşmüştür. 30 Ağustos Başkomutan Meydan Muharebesi ile Yunan ordusunun ana gücü imha edilmiş, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa 1 Eylül’de o tarihi emrini vermiştir: “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!” Bu emirle birlikte Türk ordusu Uşak, Manisa ve Turgutlu hattını insanüstü bir hızla geçmiştir. Kaçan düşman birliklerinin 1919'daki kibirli tavırlarının yerini panik almış; hatta bazı firari Yunan askerlerinin 1919'un aksine ironik bir biçimde "Zito Mustafa Kemal" diye bağırarak canlarını kurtarmaya çalıştıkları kaydedilmiştir.
8 Eylül’ü 9 Eylül’e bağlayan geceyi Sabuncubeli’nde geçiren Türk süvarileri, şafakla birlikte Bornova Ovası’na inmiştir. Saat 09:30'da Bornova Hükümet Konağı’na bayrak çekilmesinin ardından hedef Konak olmuştur. Halkapınar mevkisinde pusuda bekleyen düşman ateşiyle Antalyalı Hakkı, Nevşehirli Ahmet ve Akşehirli Mehmet isimli üç süvari ile birlikte toplam dört askerimiz İzmir’e kilometreler kala şehit düşmüştür.
Süvari Tümeni 4. Alay Komutan Vekili Yüzbaşı Şerafettin Bey yönetimindeki birlik Pasaport Karakolu önüne geldiğinde, belinde kayış ve kasaturası, elinde silahı olan sivil bir çete mensubuyla karşılaşılmıştır. Yüzbaşı Şerafettin’in teslim ol çağrısına pimi çekilmiş el bombası atarak karşılık vermiş, bombanın patlaması ile Yüzbaşı Şerafettin boynundan alnına kadar derin bir yara alarak göğsüne şarapnel parçaları saplanmıştır. Ancak kanlar içindeki kahraman subay, silah arkadaşlarının sardığı bez parçalarıyla yaralı halde yedek bir ata binmiş ve Hükümet Konağı’na doğru ilerlemeyi sürdürmüştür. Pasaport'taki hain saldırıya rağmen durmayan Yüzbaşı Şerafettin Bey, saat 10.20 sıralarında Konak Meydanı’na ulaşmış ve kentin kurtuluş anı iki aşamalı tarihi bir törenle gerçekleşmiştir:
Konya doğumlu olan, Birinci Dünya Savaşı’nda Gazze ve Filistin cephelerinde savaşmış 2. Takım Komutanı Teğmen Ali Rıza Akıncı, Konak Meydanı’na vardığında kilitli kapı önünde toplanan binlerce İzmirli ile karşılaşmıştır. Halk düşman bayrağının indirilip Türk bayrağının asılmasını istiyordu; ancak alay sancağını taşıyan Yüzbaşı Şerafettin henüz arkadaydı. Ali Rıza Bey kalabalıktan bayrak istediğinde, işgal döneminde evlerdeki bayraklar toplatılıp yakıldığı için İzmirli bir kadın göğsünde sakladığı el yapımı küçük Türk bayrağını ona teslim etmiştir. Teğmen Ali Rıza Akıncı kilitli kapıyı kırarak balkona çıkmış ve bu bayrağı göndere çekerek balkonda 3-4 dakika dalgalandırmıştır. Ağır yaralı halde meydana ulaşan Yüzbaşı Şerafettin, beline doladığı resmi alay sancağını Teğmen Ali Rıza Akıncı ve Teğmen Hamdi Yurteri ile birlikte göndere çekmiştir. Kendi kanının bayrağın kırmızısına karıştığını gören Şerafettin Bey, tarihe geçen şu sözleri sarf etmiştir: “Artık ölsek ne gam! İzmir'e ilk ulaşanlar biz olmuştuk ya!”
Teğmen Besim Kunter, kentin ve körfezin en yüksek noktasına bayrağı çekerek Mustafa Kemal Paşa’nın Belkahve’den zaferi izlediği en belirgin simgeyi oluşturmuştur. Menemen hattını düşman yakımından kurtararak Karşıyaka’ya giren Teğmen Zühtü Işıl, Üsteğmen Zekai Kavur ve Milis Komutanı Bombacı Ali Çavuş; Belediye Binası ile Hükümet Konağı’na al bayrağı çekmişlerdir. Üsteğmen Zeki Doğan, Üsteğmen Fikret Yüzatlı ve Milis Yüzbaşısı Abdurrahman Özgen, Konak Meydanı’ndaki kışlaya bayrağı çekerek işgalin izlerini silmişlerdir. Sakarya Meydan Muharebesi’nin ardından Ankara ile temas kuran Buhara Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Osman Kocaoğlu, TBMM’de Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya üç kılıç ve bir Kur'an-ı Kerim hediye etmiştir. Bu üç kılıçtan birinin çok özel bir tarihi anlamı vardı: Ünlü Türk hükümdarı Emir Timur’un 1402 yılında İzmir’i fethederken bizzat kuşandığı kılıçtı. Buhara heyeti, bu tarihi kılıcın İzmir’e girecek "ikinci fatihe" verilmesini vasiyet etmiştir. 15 Eylül 1922 tarihinde düzenlenen resmi bir törenle Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa bu tarihi kılıcı bizzat Yüzbaşı Şerafettin Bey’e kuşatmış; gösterdiği kahramanlığın anısına 1934'te kendisine "İzmir" soyadını vermiştir.
9 Eylül İzmir'in kurtuluşu, yalnızca askeri bir zafer değil; Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını ve siyasi varlığını vurgulayan tarihi bir dönüm noktasıdır. İzmir, Anadolu'nun en verimli, en işlek ve ticari açıdan en yoğun bölgelerinin doğal ihraç kapısıdır. Doğal ihraç kapısına sahip olamayan bölgeler, bu kapıyı elinde tutan güçlere bağımlı hale gelir. İzmir olmadan Anadolu’nun ekonomik açıdan adeta bir sömürge durumuna düşeceği ve böyle bir yapıda bağımsız bir devletten söz edilemeyeceği bir gerçektir. İzmir’in kurtarılması, Anadolu halkının işgal yıllarında çektiği ekonomik sıkıntıları sona erdirmiş ve 9 Eylül aynı zamanda Anadolu’nun "iktisat bayramı" ve ekonomik bağımsızlığının işareti sayılmıştır.
İzmirsiz bir Türkiye'nin siyasi birliğini koruması imkansızdır. İzmir olmadan kurulacak bir Türkiye'nin, sınırları ve doğal gelişme menfezleri bulunmayan, Orta Anadolu'ya sıkışmış bir "Ergenekon" veya "maddesiz bir cisim" gibi kalacağı ifade edilir. İzmir’in geri alınmasıyla yürütülen takip harekatı; İstanbul Boğazı, İzmit ve Çanakkale Boğazı gibi hayati bölgelerin çatışmasız ve barış yoluyla kurtarılmasını sağlamıştır.
Zafer, Mudanya Ateşkes Antlaşması’nı ve ardından 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nı hazırlayarak yeni Türk devletinin tam bağımsızlığını tüm dünyaya tescil ettirmiştir. 9 Eylül, Türk devriminin temeli ve Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşunun kilit taşlarından birisidir. O dönemki basınında da vurgulandığı gibi, 9 Eylül sadece İzmir kurtulmamış; bütün bir Türkiye ve Türk milleti bağımsızlığına kavuşmuştur…