Türk askeri tarihini birbirinden kopuk olaylar olarak değil, Akdes Nimet Kurat’ın ifade ettiği gibi bir devamlılık olarak görmek gerekmektedir. 1071 Malazgirt ve 1922 Büyük Taarruz zaferleri, bu stratejik sürekliliğin en güzel iki örneğidir. Jeopolitik açıdan bakıldığında, Malazgirt vatan kuran, Büyük Taarruz ise vatan kurtaran birer stratejik zaferdir.

Bu iki zafer arasında askeri taktik, toplumsal birlik, manevi boyutlar ve liderlik vizyonu açısından çok güçlü stratejik benzerlikler bulunmaktadır.

Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Taarruz’un başlangıç tarihini 26 Ağustos olarak belirlemesi, asla tesadüfi bir takvim tercihi değildir. Bu seçim, düşmanın tarihsel hafızasına yönelik psikolojik ve stratejik bir operasyondur.

Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun anılarında aktardığı üzere; Atatürk bir gün tahtaya "26 Ağustos 1071" ve "26 Ağustos 1922" tarihlerini yazdırmış; ilk tarihte Malazgirt Zaferi ile Türklere Anadolu’nun kapısının açıldığını, asırlar sonra yine aynı gün başlayan Büyük Taarruz ile işgalci orduların Anadolu’dan sökülüp atıldığını vurgulayarak "Bu cihetle 26 Ağustos tarihi calib-i dikkattir" demiştir.

Atatürk, Anadolu’yu "Alparslanlar’ın milletine hediye ettiği bu aziz yurt" olarak nitelendirmiştir. Tarihsel açıdan 26 Ağustos 1071 Anadolu’yu "vatan kuran" süreçken, 26 Ağustos 1922’de başlayan Başkomutanlık Meydan Muharebesi o vatanın tapusunu koruyan ve onu "vatan kurtaran" bir zaferdir.

Atatürk’ün tarih vizyonu 1071 ile sınırlı kalmamış; Hatay davası sırasında söylediği "40 asırlık Türk yurdu yabancı eline bırakılamaz" sözüyle Türklerin Anadolu’daki varlığının Malazgirt’ten çok öncesine dayandığını ortaya koymuştur. Hititler ve Sümerler gibi kadim Anadolu uygarlıklarının araştırılmasına bizzat öncülük ederek, Anadolu'nun en az yedi bin yıllık bir Türk beşiği olduğunu savunmuş; Türk Tarih Tezi çalışmalarıyla bunu ortaya koymuştur.

Her iki savaşta da Türk komuta kademesi, hantal ve statik düşman doktrinlerine karşı çevik manevra kabiliyetini başarıyla kullanmıştır. Türk orduları, kendisinden çok üstün, dönemin süper güçlerinin desteğini arkasına almış büyük ordulara karşı akılcı bir planlamayla zafer kazanmıştır.

Askeri başarının arkasındaki asıl güç çarpanı, harekatların toplumsal ve manevi altyapısıdır.

Malazgirt öncesinde Horasan Erenleri'nin yürüttüğü yol gösterme çalışmaları Anadolu'da inanç köprüleri kurmuştur. Milli Mücadele döneminde de din adamları ve Hacı Bektaş Dergahı'nın desteği, halkı birlik ve beraberliğe çağıran büyük bir manevi güç olmuştur. Yahya Kemal’in Büyük Taarruz sabahı kaleme aldığı "Galib et; çünkü bu son ordusudur İslam’ın" dizesi, bu inanç birliğinin en somut edebi ifadesidir.

Malazgirt Savaşı'nda ve Büyük Taarruz'da, Anadolu'daki tüm Müslüman unsurların omuz omuza vermesi iki zaferin de en kritik toplumsal benzerliğidir. Etnik çeşitlilik bir zafiyet alanı olarak değil, ortak inanç ve coğrafi beka zemininde bir savunma derinliği olarak kurgulanmıştır.

26 Ağustos 1071 Geldik, 26 Ağustos 1922 Gitmiyoruz: Malazgirt ile atılan mühür ve Büyük Taarruz ile gerçekleştirilen tescil, Türk milletinin Anadolu'daki kesintisiz varlığının en önemli kilit taşlarıdır. Malazgirt ile Anadolu'nun kapılarını bir yurt olarak açan, 1922 ile bu yurdu emperyalist emellere ebediyen kapatan askeri deha, modern Türkiye'nin bekasının yegane garantisidir. 26 Ağustos ruhu, geçmişten geleceğe uzanan ve bozulmaz Türk stratejik aklının en somut nişanesidir.