Son Mühür / Yağmur Daştan - İzmir’de 2024 Ağustos’unda Yamanlar Dağı’nda meydana gelen ve yaklaşık bin 600 hektarlık alanı etkileyen orman yangınının ardından, yanan sahaların yapılaşmaya açılacağı yönündeki iddialar kentte tartışma yaratmayı sürdürüyor. Yangın sonrası gündeme gelen “imar” iddiaları kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, bölgede yer alan 375 hektarlık alanın Cumhurbaşkanlığı kararıyla orman sınırları dışına çıkarılmasına karşı açılan davada geçtiğimiz hafta bilirkişi incelemesi gerçekleştirildi. Sürece ilişkin tartışmalar ise halen devam ediyor. Bu kapsamda İbrahim Akın, Yamanlar Dağı ve çevresinde orman alanlarının orman sınırları dışına çıkarılması ve yapılaşmaya açılması sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“338 bin 628 adet ağaç dikilmiş…”
İzmir’deki Yamanlar Dağı çevresinin Cumhurbaşkanı Kararıyla orman alanı dışına çıkarılması ve ardından imara açılması konusunda kamuoyuna yansıyan bilgiler karşısında yapılan açıklamalarda söz konusu bölgeyle ilgili “olayların kronolojisine” işaret edildiğini ve yapılan tartışmaların asılsız bilgilere dayandırıldığının iddia edildiğini hatırlatan Akın, bölgenin kronolojisini anlattı. “Olayların” yaşandığı alanın, Yamanlar Dağı’ndan başlayan ve yaklaşık bin 750 hektarlık su toplama havzasına sahip Laka Deresi Havzası içinde yer aldığını ifade eden Akın, “Laka deresi havzası ise İzmir’de 1995 yılında meydana gelen sel felaketi sonucunda 65 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği bölgedir. Bu gerçek dikkate alınarak, Laka Deresi Havzası içindeki toplam bin 326 hektarlık hazine arazisi, 17 Ekim 2006 tarihinde Bornova Erozyon Kontrolü ve Sel Dereleri Islah Projesi kapsamında Orman Genel Müdürlüğü’ne tahsis edilmiş ve orman rejimine dahil edilmiştir. Bu kapsamda 338 bin 628 adet ağaç dikilmiş; yaklaşık 1 milyon 365 bin 381 TL (yaklaşık 1 milyon 50 bin USD) kamu kaynağı harcanmıştır” dedi.
“Ağaçlandırma yaptıysanız orman nerede?”

Bu süreçte temel planlama sorularının ortaya çıktığını belirten Akın, şunları söyledi:
“Bir kamu politikası, eğer on yıl içinde kendi kararını tersine çeviriyorsa, ortada planlama değil; siyasal irade değişimlerine göre savrulan bir mekan politikası vardır. Orman, kağıt üzerinde değil; toprakta, kökte ve su döngüsünde vardır. 2006 yılında orman rejimine dahil edilen bölge, ilerleyen yıllarda aşamalı biçimde yapılaşmaya açılmıştır. 2010 yılında 74 hektarlık alan, Şehir Hastanesi yapılmak üzere Sağlık Bakanlığı’na tahsis edilmiştir. Burada sadece imar değişikliği değil; kamu kaynağının işlevsizleştirilmesi söz konusudur. Önce ağaçlandırma için milyonlarca lira harcanmış; ardından aynı alan yapılaşmaya açılmıştır. Ağaçlandırma yaptıysanız orman nerede? Orman yoksa o kamu kaynağı nerede?” diye konuştu.
Seferihisar’da yaşananları hatırlattı
Akın, sürecin devamına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“2020 yılında Seferihisar’da meydana gelen depremden 26 gün sonra idare eliyle ormanlaştırılan bu alanın 375 hektarlık kısmı Cumhurbaşkanı kararıyla orman alanı dışına çıkarılarak TOKİ’ye devredildi. Ve TOKİ burada hemen 4 bin 602 konut inşaatına başlamıştı. Fakat Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 27 Ekim 2021 tarihinde 2021/671 itiraz No’lu kararı ile orman alanı dışına çıkarma işleminin yürütmesini durdurmuş; fakat bu karara rağmen yürütme yine de durmamış ve TOKİ inşaatları tüm hızıyla devam etmişti. Danıştay 8. Dairesi 04 Ekim 2022 tarihinde 2020/7745 esas numaralı kararıyla, ilgili Cumhurbaşkanı Kararı’nı iptal etti. Fakat Danıştay kararına rağmen TOKİ inşaatları yine durmadı. Ne Orman Bölge Müdürlüğü’nün ne de Orman Genel Müdürlüğü’nün Danıştay kararının gereğinin yerine getirilmesi konusunda bir girişimleri de olmamış; bölgenin yeniden orman vasfına döndürülmesi gerekirken TOKİ inşaatlarının devam etmesine göz yumulmuştur.”
“Doğanın tabutuna son çivi çakıldı”

“Orman alanı dışına çıkarılmak istenen bu bölge çevresinde ilginç bir tesadüf eseri 2024 Ağustos’unda yangın çıktı. Yangın, orman alanı dışına çıkarılan bölgeye de yayıldı” sözleriyle devam eden DEM Partili Akın, “Bu yangında geniş bir alanın yanı sıra orman alanı dışına çıkarılan bölge içinde kalan 95 hektarlık ormanlık alan zarar gördü. Fiili işgaller, yapılan tahsisler ve vasıf değişiklikleri ile orman varlığı tahrip edilen bölge nihayet 2024 Ağustos’unda, Cumhurbaşkanı kararıyla orman alanı dışına çıkarıldı ve bölge doğasının tabutuna son çivi böylece çakılmış oldu” dedi.
“Önce inşaatlara başlanıp bitirildi sonra satıldı”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan bir duyuruya da dikkat çeken Akın, “İşin en ilginç yanı ise Bakanlığın kendi internet sitesinde övünerek paylaştığı ‘İzmir'de Depremzedeler İçin İnşa Edilen 4 Bin 602 Konut Tamamlandı’ haberinin yayınlandığı tarihte, söz konusu bölge yasal açıdan henüz orman alanı dışında değildi. Önce inşaatlara başlanıp bitirildi; konutlar satıldı. Sonra da 2024 Ağustos’undaki Cumhurbaşkanı kararıyla bu durum yasal bir hale sokuldu. Yani önce yapıldı, sonra yasallaştırıldı” dedi.
“Yargı kararlarının uygulanmadığı bir kentte…”
Yargı kararlarının uygulanmamasına ilişkin olarak Akın, “Yargı kararlarının uygulanmadığı bir kentte planlardan çok, fiili güç dengeleri hüküm sürer. Kent hukuku askıya alındığında, doğa da askıya alınır. Bölgenin yeniden orman vasfına döndürülmesi gerekirken, fiili durum oluşturulmuş; hukuki statü ise sonradan bu fiili duruma uyarlanmıştır. Son Cumhurbaşkanı kararıyla orman alanı dışına çıkarılan bölgenin 95 hektarı, 2024 Ağustos’un yanan bölgedir. O yangında yanan bölgeyle orman alanı dışına çıkarılan bölgenin birbiriyle nasıl kesiştiğini aşağıdaki görselden anlamak çok kolay” diye konuştu.

“İnsanları felakete itmenin açıklanabilir yanı yok”
Bölgenin yapılaşmaya açılmasının çevredeki diğer ormanlık alanlar üzerinde baskıyı artırdığını savunan Akın, “Sorun sadece son Cumhurbaşkanı imzasıyla orman alanı çıkarılan bölge değildir. Bunun kat kat fazlası bölgeyi tehdit eden bir durumla karşı karşıyayız. Deprem gibi bir felaketten kaçan insanları başka bir felaketin kucağına itmenin akılla, mantıkla ve bilimle açıklanabilecek bir yanı yoktur. Bu hikaye, dere havzasının ve çevresinin önce orman rejimine dahil edilmesinin, milyonlarca lira harcanarak ağaçlandırılmasının; ardından aşamalı bir şekilde imara, yapılaşmaya ve ranta açılmasının hikayesidir” dedi.





