Son Mühür / Yağmur Daştan - İzmir’de kentleşmeyle sanayinin iç içe geçtiği bölgelerin başında gelen Bornova’da faaliyet gösteren çimento fabrikaları, uzun süredir çevre ve insan sağlığı açısından tartışmaların odağında yer alıyor. Yerleşim alanlarına yakın konumlarıyla dikkat çeken iki çimento fabrikasının üretim süreçleri, bölge halkının endişelerini artırıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü emekli öğretim üyesi Dr. Enver Yaser Küçükgül, şehir içindeki çimento üretiminin çevresel ve sağlık üzerindeki etkilerini anlattı, sert eleştirilerde bulundu. Küçükgül, yaşanan süreci “yıllardır kanayan bir yara” olarak tanımlayarak ‘hayati’ uyarılarını sıraladı.
‘Önemli olan tek şey yatırımı korumak’
Çimento fabrikalarının büyük bölümünün yabancı şirketlerin elinde olduğuna dikkati çeken Küçükgül, “Yeteri kadar paranız varsa, üçüncü dünya ülkelerine yatırım yaptığınızda sizin için önemli olan tek şey yatırımınızı korumaktır. O ülkenin çevre kriterleri sizin umurunuzda değildir. Türkiye’de yaşanan tablo bundan ibaret. İster merkezi idare olsun ister yerel yönetimler, fabrikalara izin verdikleri için bu ülkenin halkını sevmedikleri çok açık” dedi.
“Kurt yemiş bir elma gibi…”

Çimento üretimi için doğanın ağır biçimde tahrip edildiğini vurgulayan Küçükgül, fabrikaların “cevher” adı altında dağları yarıp biçtiğini ve hammadde olarak kullandığını söyledi. Çimentaş’ın arkasındaki dağlara işaret eden Küçükgül, “Kurt yemiş bir elma gibi görünmüyor mu? Oradaki yağmuru, toprağın, suyun ve havanın halini düşünün. Normalde o dağlardaki toprağın suyu emmesi gerekiyor ama sel gibi akıyor” ifadelerini kullandı. Çimento fabrikalarında gerçekleşen üretim sürecinin son derece yüksek enerji tükettiğine de vurgu yapan Küçükgül, çimento üretiminde farklı kimyasalların öğütülerek yüksek sıcaklıklarda yakıldığını belirtti. Türkiye’nin enerji zengini bir ülke olmadığına işaret eden Küçükgül, “İthal kaynaklarla enerji ve ısı üretiyoruz. Kaynak ihtiyacını karşılamak için çoğu zaman tehlikeli ve zararlı kimyasallar bu fabrikalarda yakılıyor. Bütün bunlar atmosfere salınıyor; toprağı, havayı, insanı resmen zehirliyor” diye konuştu.
“İnsanı doğrudan hasta eder”
Yanma süreçlerinin ciddi sağlık riskleri barındırdığını dile getiren Küçükgül, özellikle dioksin tehlikesine dikkat çekti. “900 derecenin altında yakılan her madde dioksin oluşturur. Dioksin, dünyanın en tehlikeli ve kanser yapıcı moleküllerinden biridir” diyen Küçükgül, toz emisyonlarının da insan sağlığı üzerinde doğrudan etkili olduğunu vurguladı. Küçükgül, “Atmosfere verilen toz 10 mikronun altındaysa insan ve bitki sağlığı için etkilidir; 2,5 mikronun altındaki parçacıklar ise insanı doğrudan hasta eder. Şehrin dibindeki iki çimento fabrikasıyla yaşayan insanlara ciddi zarar veriliyor” dedi.
“Bunların denetimini kim yapıyor?”
Denetim mekanizmalarının yetersizliğine de sert tepki gösteren Küçükgül, “Peki bunların denetimini kim yapıyor? Haftada kaç kez denetim yapılıyor? Denetim sonuçları halka açıklanıyor mu?” sorularını yöneltti. Türkiye’evzuatın kağıt üzerinde kaldığını savunan Küçükgül, “Elimizde yasa ve yönetmelikler var ama hiçbiri uygulanmıyor. Yeterli denetim yapılmadıktan sonra dünyanın en lüzumlu işletmesi bile çalıştırılmamalıdır” ifadelerini kullandı.
“Tarım ve turizm alanlarının tamamı tehdit altında”
Çimento fabrikalarının tarım ve turizm alanlarını tehdit ettiğini söyleyen Küçükgül, mevcut durumun kabul edilemez olduğunu belirterek şunları kaydetti: “Çimento fabrikalarının bu ülkede at koşturması kabul edilemez. İşe yarar tarım ve turizm alanlarının tamamı bu tesislerin tehdidi altında. Yasaların ve kanunların, uygulanmadıktan sonra ne anlamı var? Emisyon limitleri aşıldığında ceza kesiliyor ama bu da caydırıcı olmuyor.”
“Fabrikayı kapattırır…”
Fabrikaların durdurulmamasının ardında ekonomik gerekçeler olduğunu dile getiren Küçükgül, “Bir çimento fabrikasını durdurmak milyonlarca liraya mal olan bir iştir. O fırınları durdurmak, soğutmak ve yeniden ısıtmak ciddi maliyet gerektirir. Sıcak fırını soğutmak fabrikayı kapattırır. Bu yüzden de kimse müdahale etmiyor” dedi. Küçükgül, durumu halk arasındaki bir deyimle özetleyerek, “Halkın deyimiyle bunlar köpeksiz köy bulmuş, çomaksız geziyorlar” ifadelerini kullandı.





