Merve Turan / Son Mühür - İzmir’in kalbi ve dünyanın en büyük açık hava çarşılarından biri olan tarihi Kemeraltı Çarşısı’nın geleceği, masaya yatırıldı. Son Mühür TV ekranlarında izleyiciyle buluşan, Sedef Yıldırım’ın hazırlayıp sunduğu "Sedef Yıldırım ile Keşfet" programına konuk olan İzmir Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği Başkanı Semih Girgin, asırlık çarşının barındırdığı tarihi öneme, esnafın yaşadığı zorluklara ve çözüm önerilerine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Kemeraltı’nın sadece geçmişi değil, Agora ile sırt sırta yaşayan güncel dokusuyla dünya çapında eşsiz bir miras olduğunu vurgulayan Girgin, yerel yönetimlerden kamu kurumlarına ve esnafa kadar tüm paydaşları kapsayan eleştiriler getirdi. Çarşının hak ettiği noktaya ulaşabilmesi için otoparktan altyapıya, zanaatkarların korunmasından özel yasa talebine kadar pek çok konuda acil adımlar atılması gerektiğini ifade eden Semih Girgin, sorunların ancak tüm kurumların yer alacağı ortak bir masada çözülebileceğini belirtti.

“Maalesef dersimize iyi çalışmadık”
Girgin, programda geçmişten bugüne taşınan kültürel mirasa yeterince sahip çıkılamadığını belirterek, "Geçmişin vermiş olduğu o ahengi bugüne kadar taşımışlar. Yani biz esnaflar burada yeniden kurulmadık. Yıllar öncesinden hep bu bölge o Ahiliği taşımış, Romanlar taşımış, Osmanlı taşımış, başka azınlıklar taşımış. O yüzden son bize kalan mirasta da bu mirası bizim çok iyi korumamız gerekiyor ama geldiğimiz noktada maalesef bu konuda dersimize iyi çalışmadık" dedi.

Kemeraltı neden bu kadar önemli?
Tarihi çarşının yaşayan bir dokuya sahip olmasının en büyük nimet olduğunu dile getiren Girgin, "Tabii ki yüzyıllar öncesinden geliyor olması bizim için bir avantaj. Şimdi 'Dünyanın en büyük açık hava çarşısı' deniyor, tamam; dünyada çok fazla benzeri yok. Tarihi alan dediğiniz zaman tarihi alanlar işte, etrafını kapatmışsınız, sadece ziyaret edebileceğiniz bir yer; kalıntılar görürsünüz, yaşanmışlığı görürsünüz ve oraya dair bir hayal kurmaya çalışırsınız, 'Burada nasıl bir şey olmuş?' diye. Ama Kemeraltı hâlâ Agora‘yı sırtına vermiş bir durumda, hâlâ yaşıyor. Yani yaşayan, güncel bir şekilde devamlılığını sürdürmesi aslında çok büyük bir nimet. Tabii ki Kemeraltı’nın bu tarzdaki geçmişinin bağı insana dayalı. Oradaki birçok din faktörü, buradaki alışveriş kültürü, buradaki tarihin hâlâ korunuyor olması o kadar artılarıyla karşımıza çıkıyor ki... Siz burayı sahip çıkmışsınız, o da bizim 'Türkiye’de veya dünyada neden Kemeraltı olmalı?' sorusuyla alakalı bize küçük doneler vermiş durumda. O yüzden bunların şu an istediğimiz düzeyde olmaması bizim sorunumuz, bizim kabahatimiz; yerel kamu ve esnaf açısından sorun bu. Tabii hep böyle gitmeyecek; belki 5 yıl, belki 10 yıl, belki 30 yıl sonra umarım Kemeraltı istediği, hak ettiği yeri bulacak. Çünkü iyi bir mirası var elinde; yaşanmışlığı, anıları, hatıraları olan, hâlâ yaşayan bir bölgenin sorunlarını konuşuyor olmak artık bizi o kadar çok yoruyor ki... Bu da umarım bizden sonrakiler için hep yapılanlarla bir milat olur" ifadelerini kullandı.

Diğer şehirleri örnek gösterdi...
Türkiye'nin diğer kentlerinde yapılan başarılı restorasyon ve dönüşüm projelerini örnek gösteren Girgin, "Güzel ülkemde bunun örnekleri var; mesela bir Eskişehir, kendine apayrı bir vizyon kattı. Bir Mardin, bir Van, bir Tokat, bir Antep... Ya inanılmaz derecede birçok şehrimiz kendini yeniledi. Yenileyince insanların arz ve talebine göre, güncel koşulların beklentileri neyse yetkililer insanlara onu verdi. Ne istedi insanlar? Binaların tarihinin ortaya çıkmasını istediler. Ne istedi insanlar? Bu işgalin veya ne bileyim tabela kirliliğinin bitmesini istediler. Dünyaya gittiğiniz zaman görebileceğiniz en küçük, çok basit olan beklentilerin karşılanmasını, müşteri memnuniyetini istediler; malının arkasında durulmasını istediler. Bugün AVM’ye gittiğiniz zamanki beklenti neyse, bizim gibi tarihi çarşılardan bunlar beklenir oldu ve bu doğru. Çünkü AVM’ler yokken biz vardık. Bizim atalarımızın vermiş olduğu Ahilik, müşteri memnuniyetini bu aidiyet vasfı ile beraber yüzyıllar sonra AVM’ler ortaya koydular. Onların esnaflık kültürü ve altyapısı yoktu ki; tabeladan aldıklarını güncelin üzerine süslediler ve müşteri memnuniyeti sunmaya başladılar. Bizim yaptığımız iş tarihi çarşılar olarak böyle olunca, biz bu konuda biraz geride kaldık, yalnız bırakıldık. Bugün de geldiğimizde tabii ki değişime uğrayacak; bütün şehirlerde değişim varsa Kemeraltı bu kadar baki bırakılmışsa Kemeraltı’na da dokunulacak. Ama Kemeraltı’na dokunmak devletin eliyle, yerelin eliyle ve esnafın eliyle olacak olan üçlünün, o saç ayağının bütün kurumlarla beraber çalışmasından geçiyor. Bir kurumun yapabileceği bir iş değil. Yani biz bunu gördüğümüz, bunun başlangıçlarının uygulanabilir olduğunu bildiğimiz için bugün moralimiz biraz daha iyi. Tabii bu parasal bütçeyle alakalı, bu direkt almanız gereken kararların uygulanması ile alakalı. Herkesi memnun edemezsiniz; binlerce esnafın içerisinde üzülenler de olabilir. O yüzden bu sürecin başlamış olması, başlıyor olması da bizim için çok değerli" dedi.
Kemeraltı ne kadar büyüklükte?
Çarşının fiziki büyüklüğüne ve esnaf çeşitliliğine değinen Girgin, "UNESCO aday adaylığındaki süreçte belirlenen sınırlarında, 250 hektarlık bir alan. Kemeraltı sizin bildiğiniz bir yer, bir de Agora‘ya karşı geçtiğiniz zaman Anafartalar'a giden, Basmane'ye doğru giden bir yolumuz vardır; oralar hep Kemeraltı diye geçer. Oteller Sokağı dediğiniz alan, Çorakkapı'ya kadar giden alan hep Kemeraltı bölgesi olarak belirlenmiştir. İçerisinde 14.000’e yakın, 13.000’e yakın, 15.000’e yakın —çünkü o sayıyı tam olarak biz de bilemiyoruz— bir esnaf kitlesi olan ciddi bir açık hava çarşısı. Buradaki diğerlerine nazaran en büyük şansımız, büyüklüğünün yanında ürün çeşitliliğidir. Bir zanaatkarınız var ve bunlar artık maalesef kayboluyor, bunu da durdurmamız lazım. Bununla ilgili biz sizin vasıtanızla, böyle basın aracılığıyla bahsettiğimizde çok ilgi çekiyor. Biz yaşadığımız için bizim görebildiğimiz şeyleri yetkililerin bizden duyması aslında bizim için çok değerli ve bunu ciddiye almaları, bize yer vermeleri çok değerli. Ben bu konuda hiç eksiklik hissetmedim; her toplantı Kemeraltı ile ilgili olacaksa o masada esnaf olmalı. Esnafın kabul etmediği, içine sinmediği, onun yaşatacağı bir şeyi siz dikte edemezsiniz. O esnaf orada olacak. Siz yazıp çiziyorsanız ve mimar olarak projelendiriyorsanız, size göre doğruysa esnafa göre de doğru olmak zorunda ki o yaptığınıza esnaf yüzyıllar boyunca sahip çıksın ve müşterinin beklentisini söyleyecek olan da yine esnaftır.
Orta yolu bulmamız lazım, o diyalog olacak olan şey. 'Ben yaptım oldu' ile Kemeraltı geldiği noktada zaten tıkanmıştır, hep beraber yaşıyoruz. Para hepimizin parası; sizin çocuğunuzun parası, yolda geçen gevrekçinin de parası, benim oğlumun da parası, geleceğinin parası... Hiç kimse bu paraları, bu bütçeyi hoyrat kullanamaz. Kemeraltı’nda benim esnafım açısından da söylendiğinde, biz de binalarımızı yenilemek, bakmak, dağınıklığımızı toparlamak zorundayız. Ama ben de esnafıma demem lazım ki: 'Sen bunu değiştir, sen bunu yap; karşılığında da burası yeni insan taşıyacak sana, ticari hacmini arttıracak, buraya yerli yabancı turist gelecek, bununla ilgili çalışmalar oldu bak' demem lazım. Şimdi siz hiç getirecek insan yoksa çarşıyı yenileme ile ilgili çarşıyı niye yenileyeceksiniz? İnsan gelsin diye yenilersiniz, oradaki ticari hacmin gelişmesi ve çoğalması, İzmir ekonomisine katkı sağlaması için yaparsınız; yani başka bunun bir yolu yok. AVM’ler kapılarını açarken veya cep telefonundaki dünyada en yüksek rakiplerimiz kazanca dayalı yapmıyorlar mı bu işi? Kemeraltı için de ticari alanda tarihini koruyarak, zanaatını koruyarak kazanabileceği çok şey varken biz hâlâ bir masada toplanamıyoruz ve bir masada sorun çözemiyoruz. O yüzden büyük bir alanın büyük sorunu olur ama büyük alanı parça parça alıp iyileştirmeye başlarsanız bunu da örnekler göstermiş olur. Bunu da büyüklerimiz görecekler, biz de onlarla beraber yürümeyi öğreneceğiz" diye konuştu.
''Yasa çıkarılmalı...''
Bölgeye özel bir kanuni düzenleme yapılması gerektiğini savunan Girgin, "Halkla karşı karşıya geliyorsunuz, hastanın her şeyini dinliyorsunuz; oradan bir şey çıkartıp onu yönlendirmeye çalışıyorsunuz. O yüzden hasta bensem, hasta alansa, o hastanın içindeki sorunlardan birisi esnafsa; bina yapısı olarak, zanaatkar olarak beni dinleyin. Yani burada yaralı olan benim, ben ne kadar çok aktif olursam o kadar iyi. Kemeraltı Bölgesi’nde 2500 tane bina var, ekonomik değerine bakar mısınız? Yani mal sahiplerinin binayı sürekli idame etme şansı yok, çünkü bölünmüş miras; bir bakıyorsunuz on kişi olmuş, bir kişinin imzası olmazsa kilitlenmişsiniz. SİT alanı koruma kurulunun kararları gibi alanın korunuyor olması sizin çivi çakmanıza engel. Bu alanı tepeden çok farklı görmeniz lazım; ya biraz da Kemeraltı’na özgü bir yasa çıkması lazım. Bu tür yerler için özel yasa çıkması lazım ki mal sahibi de rahat bir şey yapabilsin veya devlet önünü açabilsin veya desin ki: 'Ben senin malını alırım, restore ederim, yatırımcı bulurum, senin torunlarına 30 yıl sonra, 25 yıl sonra iade ederim ama sen buraya bulaşma, para cebinden çıkmasın' desin. Yani bunu çok ciddi bir projelendirme ile yapabilirsiniz ama hiçbir şey yapmazsanız hiçbir şey olmaz; böyle gün günü geçiririz, diğer noktada hâlâ konuşuyor oluruz. Benden sonraki arkadaşlar belki konuşacak, üzülürüz; yani bu koltuklarda başka arkadaşlar oturduğu zaman, davet ettiğiniz zaman hâlâ bunları konuşuyorsak o zaman demek ki sıkıntı bizde değil" dedi.
Günümüz ekonomisinin Kemeraltı’na etkisi...
Ekonomik koşulların çarşıya yansımalarını ve otopark sorununu aktaran Girgin, "Müşteri velinimet; 5 lirası değerli, 500 lirası değerli, 5 milyonu da değerli. Her türlü müşteriye açık olan bir yerdeyiz. Bu, sizin İzmir’e hakim olan kitlenin Kemeraltı’ndan ne beklediği ile de alakalı, yönlendirmesiyle de alakalı. Yalnız bırakırsanız kendi içinde kendi müşterisini kendisi yaratmaya başlar. Şimdi Kemeraltı tabii ki o değişimin başlamış olduğu bir yer, kabuğunu kırmış olan bir yer. Mal sahipleri artık kendi mülklerine yatırım yapıyor; bir tane dahi olsa bizim için değerli, bir taneye dahi sevindiğimiz bir durum. Kemeraltı’na gelen müşteri kalitesinin veya hedef müşterisinin biraz daha zenginleşmesi ekonomiyle de doğru orantılı. Ülkemde şu anda asgari ücretlinin veya emeklinin durumu bize net ortaya koyuyor. Belli tabakanın, daha iyi şartlardaki tabakanın Kemeraltı’na inmesi, esnafı beslemesi, aradığının da Kemeraltı'nda olması... O zaman büyük mağazalar onunla beraber onun beklediği bazı yaşam alanlarını açar. Bu yaşam alanı dediğiniz şey bütün esnafta, esnafa gelen müşteride geçerli; yani biz AVM’deki gibi haklara sahip değiliz. O yüzden Kemeraltı’nda bu tür beklentilerin karşılanması hep bekletilmiş, sahip çıkılmamış. Siz Kemeraltı’na geldiğiniz zaman araçla gelen kişinin en büyük dileği otopark. Otopark sorununu öyle veya böyle çözmeniz gerekiyor. Bunu artık 'Konuşmak bile bir yeri yıkalım mı, onu mu yapalım?' aşamasını geçtik, çok gün kaybettik. Ama ben esnafım adına da daha da böyle net bir şey söylüyorem —belki bazılarının pek hoşuna gitmeyeceğinden eminim— esnaf da arabasını getirmeyecek. Bizim çarşımızın altyapı tıkanıklığı...
İzmir’in 5 milyonluk şehrinde şehir merkezi artık tıkanmış; yollarımız, altyapılarımız yetersiz. Her şeyi eksik olan bir yerde sıfırdan başlayacaksanız işiniz çok zor. O zaman burada esnaf çok ciddi anlamda bilgilendirilmeli. Toplu taşıma için kendisinin sorumluluk alması, ilk önce kendi aracını getirmemesi ve mevcut otoparkların, esnafın para kazandıracağı mekana para kazanacak müşteriye verilmesi gerekir. Şimdi belediye esnafın arabasına mı yer arasın, müşteriye otopark mı arasın? Bu kafa yapısını oturtmadıktan sonra bir şeyi bitiremezsiniz. Kemeraltı’na bugün 5000 kişilik, 10.000 kişilik otopark yapamazsınız, buna ne para yeter ne de bunu yapacak alan bulabilirsiniz. Mevcutta yine küçük küçük otoparklar yapacaksak en yakın yerler müşteri otoparkları olmak zorunda. Beni ayakta tutan müşteriyse benim için müşteri olmazsa olmaz, onun otopark sorununu halletmem lazım. Sizin otopark sorununuzu hallederken, kadın müşteri geliyorsa saat 12’ye kadar ücretsiz olması lazım otoparkın. Biz sabah artık 8'de açmıyoruz, çoğu mekan 9'da, 10'da açılıyor artık pandemiden sonra; 12’ye kadar zaten aktif bir işimiz yok, çarşı sakin. Sen bir kadın müşterine 'Arabanla gel, saat 12:00’ye kadar bedava park et' de; o kadın müşteri vallahi sabah 8'de, 9'da gelir, çarşıyı beslemeye başlar. Şimdi bunu düşünmüyoruz, diyoruz ki '1 saat otoparklar ücretsiz olsun'. Gelen işini gördü 1 saatte; bankada bir şey halledecekti, muhasebecisine gidecekti, bir ürün alacaktı, bir merhaba diyecekti, bitti. Siz bununla neyi çözüyorsunuz ki? Kemeraltı’nın problemine ne faydası olacak bunun? 1 saatin zararı varsa de ki esnafa: '1 saatin zararını ben senden ayda 10 TL alırım, esnafa bir kolaylık sağlarsın' ama masada bir şey tartışalım.
Masada hiçbir şeyimiz yok, hiçbir muhatabımız yok masada. Kemeraltı’nın sahibi kim, o belli değil; başka bir kurum ona karışıyor, belediye ayrı karışıyor. Hiç kimse bir şey yapmak istemeyince de biz kendi kendimize sohbet ediyoruz, sizinle dertleşiyoruz, konuşuyoruz. Otopark çözülür. Zanaatkarlarım... Senin zanaatkarın, senin mayan bu ülkenin kuruluşunun en büyük direnci. Senin sanatkarların, benim Ahiliğim; bu esnaf kitlesi Osmanlı’dan beri Cumhuriyet değerlerine sahip çıkıp bizi buraya kadar taşıyan, aile yapısını koruyan kitle. Zanaatkarın bir tane kalmış Havra Sokağı'nda, Tenekeci abimin iki kişisi kalmış; yaşı ya 85 veya 80. Yanına insan koysan, bir çocuğu yetiştirmeye çalışsan onun verebileceği para yok, o paraya çalışacak insan yok, asgari ücretle çalışmaz. O zanaatkar nasıl yetişecek? Onun ömrü yetmeyecek; kirasını ödesin, vergisini ödesin... Diyoruz ki: 'Ya devlet baba, bak altta hanlar var, altta sanatı topla, restorasyonunu yap, onları bir yere yerleştir. Çocuk Esirgeme Kurumu'nda bir sürü çocuğumuz var, o çocukları Ahiliğe veriyorsan bir yere yerleştir, o çocukları zanaatkarların yanına ver ama o çocuğun sigortasını, parasını sen ver, çok paralar değil o.' Benim zanaatkarımın üzerinden yükü al, o kişi keyifle, zevkle son zamanlarında zanaatını bir çocuğa verebilsin, anlatabilsin; bu terzi için de geçerli, tenekeci için de, ahşap işi yapan marangoz için de geçerli.
Neyin varsa 50 tane çocuk, 100 tane çocuğu yetiştirsin böyle; İzmir kamuoyu yetiştirsin, o çocuklar orada yetişip iş edinsin. Yani bu yapılmayacak bir şey, görülmeyecek bir şey değil ki... 'Sen bizim zanaatkarın yanına oğlunu al, işte adam olsun' dönemi bitti kusura bakın. Çocuklar eğitim sisteminin 4+4+4 olmasından sonra gelen çocukla devam edemiyorsunuz, beğenmiyor; çünkü herkesin elinde bir telefonla dünyaya hakimler. Telefonla mı para kazanıyorlar, nasıl bir illüzyon seyrediyorsunuz? Gençleri yanlış bir yönlendirmeyle iş beğenmiyorlar, parayı beğenmiyorlar, sabır göstermiyorlar. Esnaflık sabır işidir; iş yapmazsın yapmazsın, akşam kapatırken bir müşterin gelir, gününü kurtarır. Malı alırken sorununuz var; aldığınız malı bugün 10 TL'ye alıyorsan yarın 12 TL'ye alıyorsun, garantisi yok gibi gibi çok yönlü sorunları olan bir yerde paylaşıyoruz" dedi.
“Yaptığımız iş gönül işi...”
Kemeraltı'nda sivil toplum kuruluşu olarak sorumluluk almanın zorluklarını anlatan Girgin, "Nasıl görüyorlar bilmiyoruz, bizim yaptığımız gönüllü iş; demin de söyledim, paramız yok, mevzuatımız yok, kanunumuz yok. Ben gönüllü olarak iş yapıyorum, bir şekilde fedakarlık yapıyorum, benden öncekiler de yapıyordu. Kimseyi tamamen mutlu edemeyiz belki ama birilerinin bu toplumda çıkıp bu ülkenin geleceği için STK‘larda aktif olarak çalışması lazım veya bir sorumluluk alması lazım. Hiçbir şeye bulaşmıyorsanız, hiçbir şey üretmiyorsanız hiçbir şeyden şikayetçi olamazsız, konuşma hakkınız yok o zaman. Oturduğun yerden bu şehrin içinde sadece şikayet ederek yaşayamazsın. Tabii ki ben esnafımı eleştirirken de esnafın zorluklar yaşadığını biliyorum. Esnafımın en büyük şu anda şansı, öz sermayesinin kısmen biraz daha iyi olması; ama Kemeraltı esnafının artık dayanacak gücü kalmadı. İki bayram yaşadık, iki bayramımız bizi çok mutlu etmedi. 9 günlük tatil bizi biraz yordu ama dışarıdan gelenler biraz can suyu oldu, açan da bir şekilde sebeplendi. O yüzden Kemeraltı ile ilgili yapılacak o kadar kolay yol alınabilir uzun vadeli işler var ki...
Biz her yerde bas bas bağırıyoruz; Kemeraltı’nda bugün yuvarlak masaya oturmadığınız, karar almadığınız 5 yıl, 10 yıl, 20 yıllık bir gelecek planınız var mı? Yok. Peki valinin değişimi, emniyet müdürünün değişimi, ticaret odasının değişimi, belediye başkanının değişimi... Her değişenin Kemeraltı’na bakış açısıyla bizi yoracak mı? Maalesef evet. Sizin koyduğunuz bir şeyin devamlılığı ile ilgili bir karar alınmıyor. Giden valinin ardından yeni gelen vali bunu değiştirmemeli veya 'Ben bunu istemiyorum' dememeli; çünkü burası bu ülkenin en değerli, pazarlanabilir alanlarından bir tanesi. Siz niye bunu böyle görmek istemiyorsunuz? Ticaret Odası, Esnaf Odası benim hamim, benim başkanlarım ama komisyonlardaki arkadaşların, meclis üyelerinin esnaf üzerinde daha aktif olmasını bekliyorum. Esnaf üzerinde bir yaptırımı ve sorumluluğu olması lazım. Yanlış esnaf varsa, esnafa artık Kemeraltı’ndan 'Hadi kardeşim güle güle' denmesi lazım, yoksa yapılan yapanın yanına kar kalıyor.
Belediye açısından da iyi esnafı, kötü esnafı ayıramıyorsak, yani onlar çarşıya hakim olamıyorsa iyi esnafım da bozulmaya başlıyor. 'Ya abi şuradaki adama baksana, adam şunu yapmış, ceza bile yememiş' dediği zaman benim her şeyim bitiyor, bir şey diyemiyorum. Çünkü o iyi esnafı ödüllendirmezsen, kötü yapan yanlış esnafı da kendi halinde bırakırsan sen bu tarihi çarşıyı kurtaramazsın. 15.000 esnaftan bahsediyoruz; bu çarşıyı kurtarmak adına yanlış yapan 100-200 kişiyi aramızdan çekemeyeceksek hiç bu işe girmeyelim. Bu kadar da net konuşuyorum. Öncesinde işportadan bitmiş durumdaydık, Kemeraltı 'dünyanın en büyük açık hava çarşısı' dediğimiz yer ama saat 5:00’ten sonra biz dükkanımızı kapatır durumdaydık; şimdi o durumda devlet bir tek hamleyle 1 dakikada her şeyi bitirdi. Neyi bekliyorsunuz ya? Masa burada, biz buradayız; iş yapmak isteyen varsa gelsin. İş yapmak istemiyorsanız Kemeraltı böyle gider ama gitmeyecek, sistem onları bir şekilde baskılayacak ve kendi yerlerinde sıkıntı yaşayacaklar, başka türlü olmaz çünkü insanlar artık değişim isteyecek" açıklamasında bulundu.
“Kemeraltı’ndan kopmuş bir kesim var...”
Çarşıdaki sosyal yaşam eksikliğine değinen Girgin, "Kemeraltı’na özgü sorunlardan ötürü küsmüş bir kesim var; Kemeraltı’ndan kopmuş evet. Eskiden çarşı semtleri çok beslerdi, artık semtler kendisi birer çarşı oldu. Tabii ki bazı şeyleri mecazi anlamda kullanıyoruz. O küs olan veya beklentilerinin karşılanması gereken müşteri kitlesinin akşam yaşamıyla ilgili beklentisi var Kemeraltı’nda; gastronomiyle ilgili beklentisi var. İşte bunu sağlayabiliyor musunuz? Kemeraltı’nda üç tane, beş tane mekanla koskoca Kemeraltı’nı siz ayakta tutamazsınız ki, sokak yaratmanız lazım. Eğlenceyi, kültürü Kemeraltı’na taşımanız lazım. Belli sokaklar, Kemeraltı sokakları yeme-içme olarak dizayn edilmeli. Orada mülk sahiplerine bunun önemi anlatılıp, gönüllü olarak bir sokağı yeme-içme ve kültür sokağı yapıp akşam yaşamasını sağlamanız lazım. Bu çarşı akşamları da ayakta kalmalı; otopark sorunu çözülmüş 2-3 tane sokağın önünü açmanız lazım. Kemeraltı’nda nefes alacağımız, akşam eşinizle gelip zaman geçireceğiniz alanlar yaratmazsanız, insanları akşam buraya nasıl getireceksiniz?" sorusunu sordu.
“Kemeraltı esnafı İstanbul, Ankara gibi değil…”
Diğer büyükşehirlerle İzmir arasındaki farklara ve müşteri memnuniyeti standartlarına değinen Girgin, konuşmasını şöyle tamamladı:
"Şöyle aslında, Kemeraltı esnafı —bir itirafta bulunayım— İstanbul gibi değil, bir Ankara gibi değil. İstanbul'a günde 1.5 milyon insan giriyor çıkıyor, dünya akıyor ve para dönüyor. İzmir’e gelen turist ve kruvaziyer turizmle ilgili eksiklerimiz var. Gemiye gelen turiste hangi şehre, hangi çarşıya girdiğini tam anlatamıyoruz. Tur turları kapsamında acenteler Efes Turu’nu, Meryem Ana turunu güzel satıyor ama Kemeraltı Turu’nu satacak altyapımız var mı? Yok. Adam gemiye bindiği an 'İzmir Limanı'na iniyorum, orada Kemeraltı diye bir yer varmış' bilgisine sahip mi? Değil. Gemide Kemeraltı ile ilgili bir tanıtım var mı? O da yok. Peki biz hazır mıyız? Çünkü esnaf hazır değil, taksici de hazır değil, İzmir hazır değil. Gelen turisti yanlış esnaflık uygulamalarıyla hep kaçırdık ve hâlâ da kaçırıyoruz. Sattığımız malın arkasında durmayarak hata yapıyoruz. Müşteri memnuniyeti açısından AVM’ler pazarlandığı için insanlar oraya gidiyor. AVM'de cebinizde 1000 TL de olsa, 5 milyon TL de olsa herkes eşit şartlarda sıraya giriyor, otoparkta arabasını yan yana koyuyor. Size servis yapan kişi müşteri memnuniyeti açısından eşit davranıyor ve aldığınız ürünü 2-3 gün sonra rahatlıkla değiştirebiliyorsunuz.
Bizim atalarımız da hep bunu yapmış; selam vermiş, sattığı malın arkasında durmuş, iadesini yapmış, o ticari ahlakı masaya yansıtmış. Siz AVM’de müşteri memnuniyetinin üst noktada pazarlandığı bir yerde tuvaleti bedava buluyorsunuz, Kemeraltı’nın tuvaletini ise turiste ücretli satıyoruz. Üstelik belediye tuvaletini saat 17.30’da kapatıyoruz, akşam mesai yok. Yani küçük küçük düzeltebileceğimiz o kadar çok sorun var ki... Bu da sorumluluk sahibi yetkililerin görevlerini en iyi şekilde yapmalarından geçiyor. Çöpçüsünden zabıtasına kadar herkes eğitim almalı. Karşısındaki insana nasıl yaklaşacağını bilmeli. Bizim işimiz Kemeraltı’nı psikolojik olarak insanlara gerçekten huzer veren bir yer haline getirmek. Çaycısıyla, esnafıyla ve buraya hayat veren kadın enerjisiyle bu çarşıyı yaşatmamız lazım. Kemeraltı kadın enerjisiyle yaşıyor. Eğer Kemeraltı'nı gerçekten yaşatmak istiyorsak, belediye bu sorumluluğu almak zorunda; tuvaleti ücretsiz yapmalı, otoparkta ilk 1 saati bedava vermeli, altyapı ve elektrik sorununu çözmeli. Hepsini masaya yatırdığınız zaman esnafın da sorumluluğu var ama esnafın bu sorumluluğu alması için önce kamunun ne yaptığını görmesi lazım.
Bundan önceki dönemde altyapının yüzde 20’sini başladık, bitirdik; her olumlu dönüş bizim için değerli. Ama yüzde 80’inde kaldık Kemeraltı'nın. Bu işi bölge bölge, dükkan önlerinden tentelerine kadar kurallar koyarak örnek alanlar yaratarak yapacaksınız. Her masaya oturduğumuz zaman 'Başkan çok konuştun' diyorlar; konuşuyoruz hâlâ ama biz siyaset yapmıyoruz, kimseye dikte edeceğimiz bir şeyimiz yok. Kendimizi de esnafı de eleştiriyorum. Yetkisi olan insanlar da gelsinler, küsmesinler. Bizim söylediğimiz bir şeyle veya akıl verdiğimiz bir şeyle sistem bize küsmesin, kusura bakmasınlar. Bu yaşayan bir Kemeraltı'dır; birileri burada elini taşın altına sokmuşsa, yetkililer de sokacak. Öyle küslükle falan bu işler olmaz."




