Son Mühür / Babalar Günü vesilesiyle kaleme aldığı yazıyla geleneksel aile yapısını ve babalık rolünü Jean-Paul Sartre’ın "İyi baba yoktur ve bu bir kuraldır" sözü ile ele alan Prof. Dr. Cem Terzi, eleştirilerini sıraladı. Babalığın sevgi ve fedakarlık klişeleriyle kutsanarak toplumsal bir otorite figürüne dönüştürüldüğünü belirten Terzi, aile içindeki bu hiyerarşinin Türkiye'de son yirmi yıldır siyasal bir ideoloji olarak yüceltildiğini ifade etti. Evdeki baba otoritesinin, okulda öğretmene, iş yerinde patrona ve toplumda tek adama itaat mekanizmasını beslediğini vurgulayan Prof. Dr. Terzi, gerçek özgürlüğün evde başlaması gerektiğine dikkat çekerek çocukların güçlü babalara değil, kendileri olmaya ihtiyaç duyduklarını ifade etti.
“Klişe paylaşımlara tahammül edemiyorum”
“Her babalar gününde sosyal medya sayfalarımda Jean-Paul Sartre’ın Sözcükler’de yazdığı “İyi baba yoktur ve bu bir kuraldır” sözünü paylaşırım. Okuyanlar irkilsin, kaba, haksız ve provokatif bulsunlar isterim” sözleriyle açıklamalarına başlayan Prof. Dr. Terzi, “Babalar günü paylaşımlarındaki babayı sevginin, güvenin ve fedakarlığın simgesi olarak gösteren klişe paylaşımlara tahammül edemiyorum… Sartre babasını çok küçük yaşta kaybetmiş dolayısıyla hedefi babası değil, babalığın temsil ettiği otorite. Baba onun hayatında toplumsal bir fikir; çocuğun karşısına çıkan ilk iktidar biçimi. Baba hem sever hem de neyin doğru olduğunu bilir, neyin yapılacağına karar verir, çocuğa kim olması gerektiğini söyler. Oysa Sartre’a göre insan hazır bir özle doğmaz. Kim olacağı önceden belirlenmiş değildir. İnsan ancak seçimleriyle kendisini kurar. Bu nedenle ister devlet ister din ister aile olsun, insanın yerine karar veren her otorite özgürlüğe yönelik bir tehdittir” dedi.
“Otoritenin en küçük hücresi…”
“Bu babalar gününde bu cümleyi yeniden okumamızı gerektiren başka bir neden daha var” sözleriyle devam eden Prof. Dr. Terzi, “Türkiye’de son yirmi yıldır aile yalnızca toplumsal bir kurum olarak değil, siyasal bir ideoloji olarak da yüceltiliyor. İktidar hemen her toplumsal sorunun çözümünü ailede arıyor. Kutsanan aile çoğu zaman sevgi, dayanışma ve eşitlik üzerine kurulu bir aile değil. Kutsanan şey babanın en yukarıda olduğu hiyerarşik aile. Babanın otoriteyi temsil ettiği, annenin fedakarlıkla tanımlandığı, çocukların ise itaatle değer kazandığı bir aile! Evde babaya itaat. Okulda öğretmene itaat. İşyerinde patrona itaat. Toplumda tek adama itaat. Bu nedenle Marksist gelenek aileyi yalnızca sevgi ilişkilerinin yaşandığı bir alan olarak değil, iktidarın yeniden üretildiği bir kurum olarak inceler. Aile içinde öğrenilen otorite ilişkilerinin daha sonra devlet ve toplum içinde yeniden üretildiğini söyler. Sartre’ın cümlesi de otoritenin en küçük hücresine yönelir, sorun bireylerde değil kurumun kendisindedir ve bu yüzden iyi bir babanın olmaması bir kuraldır!” ifadelerini kullandı.
“Özgürlük evde başlar”
Babaların iyi insanlar olmasının otorite ilişkisini ortadan kaldırmayacağının da altını çizen Prof. Dr. Terzi, “Babalar gününde herkes kendisine neden hala “evin reisi”, “ailenin direği” gibi kavramları övgü zannettiğimizi sormalı. Özgürlük evde başlar. Çocukların en ihtiyaç duyduğu şey güçlü babalar değildir. Kendileri olmasına izin verilmesidir. En korkunç olan sevgi adına kurulan tahakkümdür” mesajı verdi.




