Bazıları şehirleri gezer... Bazıları ise... İzmir’i keşfedip ömür boyu orada yaşar! Hatta mezarı bile o kadim şehirde olsun diye... Mutlaka dilekte bulunur!

“Havası sıcak, insanı sıcak, suyu sıcak...” derler ya...
İşte orası İzmir’dir...
İzmir’de yaşamak aşktır, sevdadır...
Dahası...
Hayata tam anlamıyla gönülden sarılmaktır...
Dahası var!

*

Bir şehri kaybetmek mümkün mü?
Mümkün…

Önce kokusu değişir mesela İzmir'in…

Şaşırırsınız ama…
Toz konduramazsınız...

“Çöp arabası bizim mahalleden geçmedi galiba!”

Diyerek, üstüne basa basa, kendimizi aldatırız…
Trafikte sabah işe, akşam eve dönerken…
Birer saatiniz uçar gider; ya sabır çekersiniz…
Böyle düşünürsek…

Kendimize zarar veririz; şehir zaten sıkıntılıdır!

Kurtaramazsınız!
Ancaaaak!
İzmir'i kaybetmeyi kabullenmek…
Bu kadim kenti “kalbinden söküp atmak” ile eş değerdir!

*

Her insan yaşadığı kente bağlıdır…
Ama...
Doğma büyüme İzmirliler…
Tutku derecesinde aşk'la İzmir'e bağlıdır…
Bu duygunun adı…

“İzmirli olmaktır…”

*

Gece yarısı Google'da sörf yaparken…
Şaaak diye bi'başlık çıkıyor karşınıza…

“İzmir'e yerleşmek isteyen Beyaz Yakalılar için Ev Bulma rehberi…”

Neler yazıyor içinde?
Aynen şu adresler zirve yapıyor:
İzmir'e taşınacak profesyoneller için en ideal bölgeler...
Şehir merkezindeki iş ve sosyal yaşam için Alsancak, number one, daha sakin/merkezi alternatifler için Karşıyaka (Bostanlı-Mavişehir), kurumsal plazalara yakınlık için de Bornova (Özkanlar) ve doğa ile içiçe, premium yaşam için Güzelbahçe ve Urla olarak öne çıkıyor...
Daha re olsun?

*

İnsan merak ediyor, ister istemez…
Son yıllarda belediyecilik adına “sınıfta kaldığı” iddia edilen İzmir…
Neden?
Yeni yeni “İzmirli olmak” adına can atanlar için bu kadar revaçta?

*

Çoğu İstanbul'dan geliyor…
Deprem'den mi kaçıyorlar sizce?
Yapmayın Allah aşkına!
İzmir ve yakın çevresinde...

“6.0 ile 7.2” büyüklüğünde...
Deprem üretme potansiyeline sahip...
Toplam 21 aktif (diri) fay bulunuyor...
Korkudan tir tir titresek n’olacak?

*

Körfezimiz, denizimiz çekici ama...
Bayıltan iğrenç kokuya çare var mı?

“Meles civarından geçerken burnumuzu tıkıyoruz” diyenler yok mu?

Eeee, bi’de Marmara'nın haline bakalım!
Salya, sümük her taraf…
Orayı görmemezlikten gelip…
İzmir'e “çimdik” atmanın…
Haz veren “duygusal” bir çekiciliği olsa gerek…

*

Sevmiyorsak eğer, yaşadığımız bu kenti!..
Gün gelir… (Allah muhafaza!)
O kentin size verdiği ekmeğe burun kıvırmaya başlarsınız…
Böyle mi olsun?

*

Son beş yıldır müthiş “içi boş (*)tezvirat” üretiliyor…
Bu kadim şehir İzmir…
Yeri geliyor, kimilerinin dilinde 'paçoz” oluyor…
Bazılarının burnunda “kokaryalı”…
İzmir'i sevmek bu mu, şimdi?

*

Toplumsal “zedelenme”nin yaşanmadığı yer var mı?
Hiç olmazsa…
İzmir, “henüz” sosyal bozulmaya hayli uzak…
Bakın…

Bu şehirdeki 100 binden fazla Suriyeli sığınmacı bile…
İzmir'e ayak uydurmayı becerdi…

Suç kayıtları neredeyse “sıfır” altı…
Suriyeliler'in en az suç işlediği şehir burası…
Kağıt toplayan Suriyeli yavrulara öğretmişler:

“İnsanlar geçerken yol ver…” diye…
Bi'de dikkat ettiniz mi; asla dilenmiyorlar!
O yavruları bile “İzmirli yaptık” ya…
Devler bi'araya gelse bizi yıkamaz!

*

Dar gelirli ile varlıklı vatandaşın…
Harbiden dost olduğu, birbirinin koluna girdiği…
Yegane şehirdir İzmir…
Siyaset'en (azınlıkta olan iktidar tarafından) üstüne gelinmesi…
Kent soylunun rahatlığındandır…
Çağdaşlığındandır…
İyi kalpli oluşundandır…
Ama…
Hepsinden önemlisi, şehri eleştirenlere sessiz tepkisidir…

*

İzmir'i acımasızca eleştirmek…
Kente bir türlü “sahip olamamanın” dayanılmaz sızısındandır…
İlacı yoktur!
Ayak uydurmak en iyisidir…

Cumhuriyet Meydanı'ndaki bir konser gecesinde…
El ele aynı şarkıyı söyleyebilmektir…

Aynı tepsiden midye dolmaları homini gırtlak bitirmektir…
Dost olmaktır…
Can olmaktır…
Acımasızca eleştirdikçe göze batmanın…
Nefret kumaşından gömlek giymekle eş değer olduğunu…
Asla unutmamaktır…

Whatsapp Image 2026 06 26 At 07.06.51

*

Bitiriyoruz…
Biz “kendi halinde” Türkiye'nin gözbebeği bir şehiriz…
Bizi…
Ne başbakanlar…
Ne bakanlar…
Ne kocaaaaman işadamları…
Ne başka kentlerin iştahına gem vuramamış başkanları…
Ne Karun gibi zenginler…
Ne topçular…
Ne çiğ köfteciler…
İstedi de…

Bi’kez olsun; yan gözle bile dönüp bakmadık…

Fi tarihinde sırf alkışlansın diye…
İzmir'i “yüzü gözü sümüklü, pasaklı çocuk” diye tarif eden…
Van kentinin eşrafından “O Bakan Bey”i hatırlayan var mı?
Yine taaaa eski tarihlerde…

“İzmir'in suyuna arsenik karıştı!” falan diye…

Üç bakan'la birlikte Ankara'nın eski belediye reisi…
Canlı yayına balıklama atlamışlardı…
İzmir'in suyu temiz çıktı; o dörtlünün adını sor; kimse hatırlamaz!
Demek ki…

Seveceksin ki bu kenti…
O da…
Seni sevsin…

Eh, ne yaparsan yap, sevilmiyorsan bi'türlü…
O zaman!

“Prenses İzmir'in günahı ne ki?”

(*)tezvirat: "Yalan dolan, fesat, uydurma söz ve ara bozucu dedikodular..."

Nokta…

Hamiş: "Sadece şehir değildir İzmir; milli mücadele müzesi'dir... İşgal edildiği gün, bir ulusun kurtuluş savaşını başlatan; işgali bittiği gün, o ulusun kurtuluş savaşını bitiren dünyadaki tek şehirdir... / Yılmaz Özdil – Gazeteci...”

Sonsöz: “İzmir'de doğup büyüdüysen, hayatının geri kalanında nereye gidersen git, İzmir hep seninle beraber olur; kesin!../ Anonim…”