Türk kamuoyunu yakından ilgilendiren bir gelişme yaşanmıştı. Yılmaz Tunç'un yerine Adalet Bakanı olarak Akın Gürlek, Ali Yerlikaya'nın yerine ise İçişleri Bakanı olarak Mustafa Çiftçi atanmıştı. Bu atamalar kamuoyunda büyük yankı uyandırırken, Adalet Bakanlığı'na atanan Akın Gürlek'in TBMM'de yemin etmek üzere yapacağı konuşma öncesi Meclis Genel Kurulu karışmış, arbede yaşanmıştı. Yaşanan gelişmelerin ardından pek çok açıklama gelirken, bir açıklama da İYİ Parti İzmir İl Başkanlığı'ndan geldi. İYİ Parti İzmir İl Başkanı Ülkü Doğan ve memur sendikalarından sorumlu il başkan yardımcısı Betül Denksoy Nair'in imzasıyla yapılan açıklama dikkat çekti.

"Bu atamalar siyaseten yapılmıştır!"

Adalet Bakanlığı'ndaki atamanın özellikle altının çizildiği açıklamada, "Bu gün Gazi Meclisimizde yaşanan ve istenmeyen görüntülere neden olan yemin törenine ilişkin partimizin görüşlerini açıklıyoruz.

HUKUK ÜLKENİN TEMELİDİR;
VE TEMEL SARSILIRSA BİNA YIKILIR!

Lafı hiç dolandırmadan, kelimeleri hiç eğip bükmeden söylüyorum!

Bakanlıklardaki bu atamalar “siyaseten” yapılmıştır!

Özellikle Adalet Bakanlığı ile ilgili yapılan atamanın adı, bu ülkede hukukun “iktidarın tahakkümü” altında olduğunun resmen tescili olmuştur!

Soruyorum;
19 Mart süreci ile ilgili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın gözaltına alınıp tutuklanmasıyla ilgili süreç, kamuoyunda halen daha tartışılmıyor mu?

Toplumun geniş bir kesiminde, bu sürecin hukuki değil siyasi saiklerle yürütüldüğüne dair güçlü bir algı halen daha yok mu?

Afaki iddialar, mesnetsiz ithamlar ve tartışmalı dosyalar üzerinden yürüyen bir yargılama süreci olduğu yönünde ciddi soru işaretleri halen daha yok mu?

Pek tabi ki var;
Öyleyse, böyle bir sürecin merkezinde yer aldığı kamuoyunda tartışılan bir başsavcının, bir kararnameyle Adalet Bakanlığı makamına getirilmesi ne anlama gelir?

Ben söyleyeyim;
Bu atama teknik değil, kesinlikle siyasidir.
Bu atama bürokratik değil, resmen politiktir.

Tek bir imzayla yapılan bu tercih, Türkiye’de yargının tarafsızlığına ilişkin zaten zedelenmiş olan güveni daha da sarsmıştır.

Çünkü adalet makamı, herkesin üzerinde uzlaştığı, gölgesiz, şaibesiz bir güven makamı olmak zorundadır.

Adalet Bakanlığı; toplumun yarısının “taraf” olarak gördüğü bir ismin taşınacağı bir siyasi ödül makamı değildir.

Eğer kamuoyunda bir yargı süreciyle ilgili ciddi tartışmalar, “bu karar siyasi miydi?” soruları varsa; o sürecin aktörünü adaletin en tepesine taşımak, ancak ve ancak, “hukuk artık siyasetin emrindedir” algısını güçlendirir.

Bu atamayla birlikte ülkede adalet talebi daha da yükselecektir.

Milletin hukuk devleti beklentisi daha da güçlenecektir. İnsanlar artık daha yüksek sesle “bağımsız yargı” diyecektir.

Türkiye’nin demokrasi karnesi zaten zayıf değil mi?

Böyle adımlar, ülkemizi hukuk devleti standartlarından daha da uzaklaştırmaz mı?

Dolayısıyla bu konu, sadece iç siyaset meselesi değil, Türkiye’nin itibarı meselesidir.

Türkiye hukuku bağımsız ve güçlü kılmadıkça,
Adaleti şaibeden kurtaramadıkça, siyaseten de, iktisaden de asla bir hale yola giremez!

Ezcümle;
Hukuk bir ülkenin temelidir.
Ve o temel sarsılırsa, hiçbir bina ayakta kalmaz!

Ve Bugün mecliste olanlar...

Nereden bakarsak bakalım incitici…
Nereden bakarsak bakalım utanç verici…

“Suçlu ayağa kalk” desek; görüyoruz ki maalesef herkes ayakta!

Meclis’i yönetenin; “atanmışların” yeminine göz yummasına mı yanalım? Protestonun böylesine mi hayıflanalım! Yoksa aziz milletimize bir kez daha mahcup edilmemize mi yanalım?

Ama aslında yanarım yanarım, Cumhuriyet Meclisi’nin “onurlu tarihinin” bir kez daha aşındırılmasına yanarım…
Yazık…Çok yazık…" ifadeleri kullanıldı.

Kaynak: Haber Merkezi