İnsan istedi mi her şeye inanıyor, ne tuhaf... İnandığı için ahmaklıkla da suçlanıyor bazen. Oysa suçlayanlar da, çoğu zaman kendi inandıkları şeylerin içinde yaşıyor. Sadece onların inançları daha makul, daha doğru, daha gerçekmiş gibi geliyor kendilerine.
Belki de hepimiz bir şeye inanarak ayakta kalıyoruz.
Bir fikre, bir insana, bir hayale… Ya da henüz gerçekleşmemiş bir ihtimale.
Sonra dönüp başkalarının hayatları hakkında konuşuyoruz. Onların neden böyle davrandığını, nerede hata yaptığını, neyi yapması gerektiğini büyük bir rahatlıkla anlatıyoruz. Bilmediğimiz hayatlar hakkında ahkâm kesmenin verdiği tuhaf bir güven var. Çünkü dışarıdan bakınca herkesin hayatı, sahibinden daha kolay çözülüyor.
Ve böylece bir kısır döngü başlıyor.
İnananlar suçlanıyor.
Suçlayanlar, kendi inandıklarını unutuyor.
Belki de mesele kimin neye inandığı değil. İnsanların, başkasının inandığı şeye tahammül edememesi.
Sevgi Soysal, “Her şeyin değişebileceğini sananlardanız. Bekleyenlerden, umanlardan” der.
Belki de bu yüzden umut etmek bazen bir saflık gibi görülüyor.
Bir şeyin değişebileceğine inanmak, henüz olmamış bir ihtimale tutunmak, bazen insanı ahmak yerine koyduruyor. Çünkü dünya çoğu zaman umut edenleri değil, güçlü olanları alkışlıyor.
Leyla Erbil’in Tuhaf Bir Kadın’daki Leyla’sı da tam burada başka bir şey söylüyor sanki:
“Bazen dönüp kendime bakınca, öyle umutsuz, çaresiz, acınacak durumda görüyorum ki kendimi, gözlerim yaşarıyor. Ama içimde bir güç var, ötekilerin haksız, benim haklı ve doğru olduğuma inanıyorum. Bu güç ayakta tutuyor beni.”
Haklı olup da güçsüz olmak, insanın başına gelebilecek en zor durumlardan biri belki de.
Çünkü çoğu zaman insanlar haklıdan değil, güçlüden yana duruyor.
Çocukken de böyle.
Okulda da.
Çalışırken de.
Hayatta da.
Güçlü olanın sesi daha çok çıkıyor. Haklı olan ise çoğu zaman kendini anlatmak zorunda kalıyor. Ve insan, zamanla buna da alışıyor.
Ama belki de asıl mesele alışmak değil.
Bütün o çaresizlik duygusuna rağmen, içimizde bir yerlerde hâlâ “Ben haklıyım” diyebilen o küçük gücü kaybetmemek.
Belki de inanmak tam olarak budur.
Herkes sana bunun olmayacağını söylerken, değişmeyeceğini anlatırken, hatta senin bile zaman zaman kendinden şüphe ettiğin anlarda, içindeki o küçük sesi tamamen susturmamak.
Beklemek.
Ummak.
İnanmak.
Bazen insanı ayakta tutan şey güçlü olması değildir.
Bazen hiçbir gücün kalmadığı yerde bile, hâlâ doğru tarafta olduğuna inanmasıdır.
Ve belki de en tuhafı şu:
İnsan, istedi mi her şeye inanır.
Ama bazen insanın inanabileceği en önemli şey, bütün dünya aksini söylese bile, hâlâ değişimin mümkün olduğudur.