Son Mühür - Medya ile siyaset arasındaki gerilim artarken, Yılmaz Özdil’in istifası yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Fatih Altaylı, kaleme aldığı yazıda bu süreci değerlendirerek CHP yönetimi ile Sözcü TV arasında yaşanan gerilime dikkat çekti.
Altaylı, söz konusu tartışmanın yeni olmadığını, CHP’nin Sözcü TV’ye uzun süredir mesafeli yaklaştığını ve kanalda Kasım 2025’ten itibaren değişim sürecinin başladığını, bu kapsamda 15 gazetecinin ayrıldığını ifade etti.
Yılmaz Özdil’in kanal üzerinde etkili olacağı yönündeki iddiaların gündeme geldiğini ancak sürecin farklı geliştiğini belirten Altaylı, Özdil’in CHP’ye yönelik sert eleştirilerinin hem izleyici hem de parti tabanında tepki topladığını, bu nedenle hedef haline geldiğini dile getirdi.
Okur tepkilerini anlaşılır bulduğunu belirten Altaylı, CHP yönetiminin tutumunu ise eleştirerek, basın özgürlüğü konusunda iktidarı eleştiren bir partinin benzer bir yaklaşım sergileyip sergilemediğinin sorgulanması gerektiğini vurguladı.
Altaylı, CHP’nin bir gazeteciyle polemiğe giriyor görüntüsü vermesinin doğru olmadığını ifade ederek, sürecin kendi akışına bırakılması gerektiğini ve partinin kendi medyasını şekillendirmeye çalışmaması gerektiğini belirtti.
''Kendi Ahmetlerini, kendi Abdülkadirlerini mi istiyor...''
Fatih Altaylı konuyla ilgili şunları yazdı:
"Bu yazacaklarımı, hafta sonunda karşılaştığım CHP’li milletvekili ve yöneticilere de söylediğim için, yazmakta bir beis görmüyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi, bir süreden beri muhalif bir çizgide olduğu düşünülen Sözcü TV ile gerilim yaşıyor. Televizyon yönetimi hakkında sert açıklamalar yapıyor.
Aslına bakarsanız tartışma yeni değil. CHP, Sözcü TV’ye son yönetim değişikliğinden bu yana “şüphe” ile bakmaya başlamıştı.
Dedikodular Kasım ayında başlamıştı. Aralık 2025 ile birlikte Sözcü TV’de değişimler başladı.
İlk etapta bazıları ekran önünde, bazıları ekran arkasında olan 15 gazetecinin kanal ile yolları ayrıldı. Ayrılanlar arasında kanalın yayın yönetmeni Özgür Çakmakçı da vardı.
İddialar kanalın, hatta Sözcü grubunun artık gazeteci Yılmaz Özdil’in kontrolünde olacağı ve Özdil’in adı konmamış medya grup başkanı olarak tam yetki ile hareket edeceği yolundaydı.
Ancak gelişmeler pek öyle göstermedi. Gazete kendi yolunda ilerlerken, televizyonda yayın tarzı, ekran yüzleri değişmeye başladı.
Kanalın ekran yüzleri ve İpek Özbey ile program yapmaya başlayan Özdil, Sözcü TV’nin bağımsız bir çizgide yürüyeceğini, CHP’den kaynak alan kanallar gibi olmayacağını anlattılar sık sık.
Ancak yine de Özgür Özel’in mitinglerini yayınlamaya, muhalif tonda kalmaya devam ettiler.
Bu arada Ertuğrul Özkök kanalda program yapmaya başladı ama kısa süre sonra bu program yayından kalktı. Yeni dönemde başlayan bazı başka programlar da pek uzun ömürlü olmadılar.
Yılmaz Özdil ise kendi programında CHP yönetimini, CHP’nin muhalefet anlayışını sıklıkla ve giderek sertleşen tonda eleştirmeye başladı.
Geçmiş yıllarda da CHP’yi ve liderini eleştiren Özdil’in bu tavrında şaşılacak bir şey yoktu. Onun tarzı buydu.
Fakat önce izleyicilerden, sonra da CHP yönetiminden Sözcü TV’ye yönelik giderek sertleşen tepkiler gelmeye başladı.
Yılmaz Özdil hedefe konuldu. Okur ya da izleyici tepkisini anlarım ve saygı duyarım.
Fikri beklentisi karşılanmayan, yazarın tavrında değişiklik olduğunu düşünerek yazarla ya da programcıyla yollarını ayıran okur ve izleyiciye tek kelime edemeyiz. Bir anlamda “Müşteri daima haklıdır”. Sunulan ürünü beğenmeyen müşteriye niye beğenmiyorsun diyemeyiz. Ürününü yenileyen, yeni ürünün yeni bir müşteri kitlesini çekeceğini umar, çekemezse zaten batar.
Ancak CHP’nin tavrını anlamak çok da mümkün değil. Türkiye’de her şey halloldu da sorun Sözcü TV mi!
İktidara giden yolda her şey tamam da, Sözcü TV mi yolu kesiyor!
Bir televizyon kanalı ya da bir gazeteci kendini muhalif olarak konumluyorsa ille de muhalefetin her dediğini, her yaptığını onaylamak zorunda mı!
Ya da muhalefette diye ille ana muhalefet çizgisinde mi olmalı!
İYİ Parti, Zafer Partisi ideolojisinde olamaz mı! CHP çizgisinde kalmaya devam etse bile eleştiremez mi!
Basın özgürlüğü, fikir özgürlüğü, ifade özgürlüğü konusunda AK Parti’den haklı olarak şikayet eden CHP, yayın çizgisini beğenmediği bir muhalif kanalı bu şekilde eleştirerek iktidarın düştüğü hataya düşmüyor mu!
Muhalefet özgür bir basın mı istiyor, yoksa Abdülkadir Selvi gibi, Ahmet Hakan Coşkun gibi “söylenmeden gereğini yapacak” kendi Ahmetlerini, kendi Abdülkadirlerini mi istiyor.
“Çatlak ses” olarak görüyorsunuz muhtemelen. Olabilir, olsun, hatta olmalı.
Güçlü ve tahammülsüz iktidar bloğunda bile az da olsa çatlak sesler yok mu!
Abdurrahman Dilipak da içinde yaşadığı iktidarı eleştirmiyor mu!
Ya da daha dün o mahallenin önemli isimlerinden Ali Rıza Demircan Erdoğan’a sert bir yazı ile Muaviye hatırlatması yapmıyor mu!
Bence CHP yönetimi bir gazeteci ile kavga ediyor görüntüsü vererek doğru bir şey yapmıyor. Bırakın su yolunu bulur. Siz de AK Parti gibi kendi medyanızı şekillendirmeye çalışmayın.
Bu satırları yazmak zorunda bıraktığınız kişinin de yıllardır Yılmaz Özdil ile en sert tartışmaları yaşayan adam olduğunu da unutmayın"





