Son Mühür / Yağmur Daştan - Eğitim camiasının gündeminde son günlerde ilkokul öğrencilerinin gelişim süreçlerini takip etmek amacıyla hazırlanan yeni raporlama sistemi var. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” kapsamında uygulanan Öğrenci Gelişim Raporu uygulamasına ilişkin, ortaokul ve lise kademelerinde görev yapan üyelerinin raporları doldurmama kararı aldığını duyurmasının ardından tepkiler gelirken; Eğitim İş Sendikası yoğun müfredat, sınav haftaları ve e-Okul yükü altında öğretmene yüzlerce veri girişi dayatılamayacağının altını çizerek raporun iptali için MEB’e başvurduklarını duyurdu. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Eğitim İş Sendikası İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Özgür Şen, “Gelişim raporları” uygulamasının, yöntemi ve belirsizlikleriyle öğretmenlere yeni bir angarya olarak dayatılmakta olduğunu söyledi.
“Yaptım ve oldu anlayışının sonucu”

“Eğitimde ölçme ve değerlendirme süreçlerinin nitelikli hale getirilmesi hepimizin ortak hedefi” diyerek açıklamalarına başlayan Şen, “Ancak son dönemde uygulamaya konulan gelişim raporları, bu hedefe hizmet etmekten çok planlama eksikliği, belirsizlik ve aşırı iş yükü olarak karşımıza çıkmıştır. Öğretmenler bugün çok temel sorulara yanıt bulamıyor… Yapılan bu veri girişleri nasıl değerlendirilecektir? Bakanlık bu bilgileri hangi ölçütlerle ele alacaktır? Öğretmene, öğrenciye ve velilere nasıl bir geri bildirim sağlanacaktır? Bu soruların hiçbirine net yanıt verilmeden, binlerce öğretmene yüzlerce maddelik veri girişi yaptırılması “yaptım ve oldu” anlayışının bir sonucu. Oysa eğitim, zorlamayla ve dayatmayla değil; bilimsel planlama ve katılımcılıkla yürütülür” dedi.
“Hukuki olarak da mücadele edeceğiz”
Aynı yaklaşımın, Maarif Modeli müfredatı sürecinde de yaşandığının altını çizen Şen, “Programlar hazırlanırken öğretmenlerin, akademisyenlerin, sendikaların ve diğer eğitim paydaşlarının görüşleri yeterince alınmamış, sahadan kopuk düzenlemeler yapılıyor. Bugün gelişim raporları konusunda karşı karşıya kaldığımız sorunlar, bu katılımcılık eksikliğinin doğal sonucu. Uygulamanın mevcut haliyle; branşlara göre ciddi iş yükü eşitsizlikleri yarattığı, kalabalık sınıflar gerçeğini yok saydığı, öğretmeni pedagojik değerlendirmeden çok veri girişine zorladığı açıktır. Bu nedenle Eğitim-İş olarak “angaryaya hayır” diyoruz. Eğitim Genel Merkezimizin aldığı eylem kararı doğrultusunda, bu haliyle gelişim raporlarının doldurulmaması yönünde tutum alındı. Bu tutum, eğitime veya öğrencilerimize karşı değil; öğretmen emeğinin korunması, eşitlik ve hukuka uygunluk talebinin bir ifadesidir. Aynı zamanda uygulama için hukuki olarak da mücadelemizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
“Öğrenciler de stres altında”
Uygulamanın öğrenciler üzerinde de olumsuz etkilerine işaret eden Şen, “Bu konu gerçekten eğitim camiasında geniş yankı buldu. Dönem sonu olması itibariyle halihazırda öğretmenlerin iş yükü fazla. Yazılı sınavlar, not girişleri ve çeşitli değerlendirmelerinin üzerine şimdi de gelişim değerlendirme raporları geldi. Bu da doğal olarak okullarda belki de öğrencilerin duyabileceği şekilde konuşuluyor. Yeni bir şey olduğu için de öğrencilerin de bu konuda belirsizlik ve stres yaşaması çok normal. Nedir, ne yapılıyor, sonucunda ne olacak? Raporlarda değerlendirme kötü olursa ne olacak gibi bir ‘etiketlenme’ endişesi yaşıyorlar” dedi.
Öğretmenliğin fedakarlık mesleği olduğunu ancak bu fedakarlığın, belirsiz, karşılıksız ve dayatmacı uygulamaları kabullenmek anlamına gelmediğini sözlerine ekleyen Şen, “Eğitimde nitelik istiyorsak; öğretmeni yok sayan değil, öğretmeni merkeze alan, dayatmacı değil, katılımcı, angarya üreten değil, emeği tanıyan politikalar hayata geçirilmelidir” diye konuştu.





