Son Mühür/ Beste Temel- DEVA Partisi’nin 6. yıldönümünde Son Mühür Tv’de yayımlanan Sıcak Bakış programına konuk olan DEVA Partisi İzmir İl Başkanı Aybar Uygur, Tunç Erciyas’ın ülke ve İzmir gündemi ile ilgili sorularını yanıtladı.

İzmir'de sorunlara deva olmaya çalışıyoruz...

DEVA Partisi İzmir Başkanı Aybar Uygur, İzmir'in sorunları ile ilgili sürekli sahada gözlemler yaptıklarını ve çözüm önerileri ürettiklerini belirtti.

"Ben dikkate alındığını biliyorum ama uygulama konusunda Kapılar kapandıktan sonraki toplantılarda kulağımıza gelen duyumlar var. Önerdiğimiz politikalarla ilgili. Ancak İzmir hakikaten tarihinin en kötü siyasal sürecini yaşıyor. Yani hem iktidar açısından hem yerel iktidar açısından. Bir defa çok ciddi bir horoz dövüşü var. Yani yaparım yaptırmam dengesindeki bir süreçte Bütün zararı ne yazık ki İzmirli yurttaşlarımız ve İzmir görüyor bu anlamda. Yani ben ortak haklı dinlemeyi İzmir halkının yaşam kalitesini yukarıya çıkartabilecek politikalarda iktidarıyla ve yerel gücüyle beraber bir arada aslında atılan birkaç adım var ki çok olumlu sonuçlar doğurdu. Bunlardan bir tanesi her ne kadar söylediklerimizi dinlemeselerde Buca Cezaeviydi... Karşıyaka Stadıdıydı... Altyapıyla ilgili ve limanla ilgili sorunlardı. Birçoğunda ortak akılla hareket edildi aslında. Ve çok hızlı sonuçlar alındı."

Horoz döğüşü gibi...

Horoz döğüşü gibi...

"Ancak son dönemlerde yerel yönetimlerimiz ve iktidar arasında çok ciddi bir horoz dövüşü var. Biz bunun bir an önce sonlanmasından yanayız. İzmir'in çok ciddi sorunları var. Bu sorunları çözmek adına oturup bir masa etrafında neler yapılabileceğini tartışmak gerekiyor. Ben ortak haklı sağlamak konusunda bir örnek siyasi profili çizmeye çalışıyorum açıkçası. Hiçbir siyasi partiyi ötelemeden ikna etmek, eleştirmek, ikna olmak noktasında siyaset yapmaya çalışıyorum. Ancak bu konuda sesimizi ne kadar duyurabiliyoruz? Sizin gibi böyle bize ekranları açan yayın kuruluşları aracılığıyla yapabiliyoruz, basın aracılığıyla yapabiliyoruz. Dediğim gibi ortak aklı İzmir için çok hayati buluyorum ben. O yüzden de bütün siyasetimi hiç kimseye ötelemeden her siyasi partiyle ortak bir değerde buluşmak adına yumuşak götürmeye çalışıyorum."

Kiraz da neler oluyor?

Tarım konusu açılınca Kiraz'da madene kurban edilmeye çalışılan Zeytin Ana aklımıza geldi.

"Yaklaşık 60 bin hektarlık bir arazinin altın arama üzerine bir şirkette ihalesi yapıldı. İki etaplı bir ihaleydi. İkincisini de 5'inde yaptılar diyebiliyor ya da 5 Nisan'da olacağını biliyorum. Şimdi orada çok ciddi tarım arazileri var ve koca bu hektar araziyi 160 milyon gibi bir rakama da devrettiler, Çorumlu bir firmaya. Ben geçen haftalarda bizzat Kiraz'a gidip muhtarlarla görüştüm. Orada bir sivil inisiyatif oluşturduk. Özel mülkiyet alanları var içinde. Oradaki arkadaşlar diyor ki esnaf odası başkanıyla da görüştüm, belediye başkanıyla da görüştüm, tüm sevgili toplum örgütleriyle de görüştüm. Diyorlar ki 160 milyon bizim için burada iki tane hayvan barınağının fiyatı. Yani o kadar bir ucuz fiyatla ve üzerinde 400 bin adet zeytin ağacı olduğu söyleniyor. Köylere gittim, yani konu olan köylere gittim. Köy muhtarlarıyla toplantılar yaptık ve şu anda orada siyasi olarak görevimizi yapıp, konuyu sivil toplum örgütüne devrederek geriye çekildik. Muhtarlarla görüştüğümüzde, Çok eski tarım arazileri var orada. Zeytincilik de yapılıyor çok yoğun bir şekilde ve Türkiye'nin en gemlik zeytinden sonra en kaliteli zeytinin çıktığı bölgeden bahsediyorum size. Yani 400 bin tane zeytin ağacından bahsediyorum. Orada şey sıkıntısını anlattılar bana yani hala tarımı babalar yapıyor ama çocuklar göç etmişler. Çocuklar göç etmişler yani orada Bu alanı süspanse edebilecek, gençliği tekrar toprağa çekebilecek bir takım politikalara ihtiyaçlar var. Bizim tarım eylem politikalarında bu konuda çok ciddi bir eylem planımız var. Bunu zaten toplumun önüne sunduk. Okumayan arkadaşlarımız internet sayfamızdan bunları okuyabilirler. Her türlü biz sektörel desteği çok kıymetli buluyoruz. Her alanın kendine göre destek arayışları var. Bu arayışlara karşılık vermek lazım. Bu açıdan eylem planlarımızla bunu hazırladık. Biz tarıma dönük gençliğin de umudu konusunda çok hazır bir siyasi partiyi sanırız."

Buca kan kaybediyor...

Buca’nın kendisi için bir cennet anlamına geldiğini belirten Uygur, gün geçtikçe yanlış yönetim yüzünden kan kaybettiğini vurguladı.

“Hakikaten Buca bir cennet aslında. Buca'nın tarihini bilmek, buca'nın geçmişini hissetmek, o sokaklarda bütün çocukluğum, bütün gençliğim, bütün öğrencilik hayatım geçtiği bir coğrafya Buca. Siyaseten de bütün o yaşanmışlıkların karşılığında borcumu ödemek istiyorum. Buca aslında İzmir siyasetinin de merkezi... Türk siyasetine sunduğu siyasetçilerle de genç siyasetçilerin omuzlarına tarihi bir sorumluluk yükleyen bir alan. Yani Işılay Saygın, Ahmet Piriştina, Yüksel Çakmur, Cemil Şeboy gibi Türk siyasetine damga vurabilecek siyasetçiler yetiştiren Buca’dan bahsediyoruz. 1989 Nazım İmar Planı'nda bir kişiye düşen 13,5 metrelik yeşil alandan bugün belki yarım metreye düşen bir yeşil alandan bahsediyoruz. Ben de Türkiye siyasetine damga vuracak bir siyasetçi sorumluluğuyla hareket etmeye çalıştım. Ancak özellikle 90'lı yıllardan sonra bu siyasetçi yetiştirme özelliğini kaybetti. Burada siyasi partilerin ve seçim sisteminin çok büyük etkisi var. Seçim sistemi geçmişteki siyasetçilere baktığınızda seçilme anlayışının topluma dönük olduğu bir seçim sisteminden bahsediyorum. 90'lı yıllardan sonra seçim sistemi daha çok yönünü Ankara'ya çeviren, genel merkeze yakın olan ve genel merkez ekonomik çıkar dengesinin içinde olan kadrolaşmayla tercih edilen bir siyaset anlayışına dönüştü. Tabii bütün sorunları da hep halının altına süpürdük.”

Pislikler görünüyor...

“Ve ne yazık ki şu anda halı havada ve altındaki pislikleri görüyoruz. Tekrar ve inatla halkın seçeceği siyasetçilerin, siyasi partilerin iki dudağının arasında olmasına karşıyım. Yerel tercihlerde halkla karşı karşıya kalacak siyasetçiler, belediye başkanlıkları için, milletvekilleri için de bunu söyleyebilirim. 89'dan bugüne kadar gelen çok hoyratça siyaset anlayışı, ben merkezi siyaset anlayışı, aman cebimi doldurayım da ne olursa olsun anlayışı, ne tarihe, ne kültüre, ne birikime, ne sorumluluğa, hiçbir şekilde kendisini sorumlu hissetmeyen bir siyaset anlayışı var. Böyle olunca dediğim gibi bir genel başkanın gezisinde yanında gözükmek, Buca’nın tarihine sahip çıkmaktan daha kıymetli hale geldi”

Buca Cezaevi alanı geçici otopark olabilir.

Başkan Uygur, basit çözümlerle hem para kazanılır hem de boş alanların değerlendirilebileceğini ifade etti.

“Çok basit bir örnek vereceğim. Buca Cezaevi 2020'de yıkıldı, yanılmıyorsam. 4 yıldır falan Buca arazisi boş. 80 metrekarelik bir araziden. Buca'da bir tane otopark var ana hatta. Yani toplasanız 100 araç, 200 araç alabilir. Burayı belediye açsa, çevirse bir görevli koysa... Burası için düşünülen proje başlayana kadar Buca'nın otopark sorununu çözülür. Belediye de gelir elde eder. Yine Konak Meydanı’nda ki yıllardır bekleyen Büyükşehir Belediyesi'nin arazisi, Basmane Çukuru da bu şekilde değerlendirilebilir. Yani bir vizyon ortaya koyamıyorlar. Yönleri de Ankara'ya dönük olduğu için önlerindeki çözümü göremiyorlar.”

Siyaseten gençleşme farklı...

Genç başkan olmak farklı, siyaseten gençleşme farklı diyen Başkan Uygur, Buca’da yapılan hataları eleştirdi. Siyasette tecrübenin önemini vurguladı.

“Resmi kaynaklara göre 550-600 binlik bir nüfustan bahsediyoruz. Sosyal güvenlik kurumuna olan borçlardan dolayı çok ciddi bir sıkıntıları var. Bütün bunlara baktığınızda kalan bütçeyle neler yapılabilir o da tartışılır ama bu dönem için şunu söyleyebilirim. Ben, siyasette gençleşmeyi çok doğru bulmam. Yani siyasette genç olmakla Siyasette gençleşme arasında çok ciddi farklar var. Her şeyde gençliği öne itebilirsiniz ama siyasette olgunluğu ve tecrübeyi öne etmek zorundasınız. 1 milyon nüfuslu bir ilçenin ki bence yaklaşık 55-60 ilden daha büyük bir coğrafyadan bahsediyoruz. Burayı yönetecek arkadaşlarımızın geçmişte bir siyasi tecrübesi mutlaka olmak zorunda. Yani bu tecrübe gelişimi tamamlandıktan sonra ortaya çıkmak zorunda. Bunu İzmir'in belediye kadrolarında bu hatayı görüyoruz ne yazık ki. O yüzden gençleşme adı altında kendilerine yakın ve söyleneni yapacak kadroları ön plana çıkarttılar.”

CHP özeleştiri yapmalı...

Ne yazık ki şunu kabul etmek lazım. Akçeli işler Cumhuriyet Halk Partisi için özellikle İzmir'de çok konuşuldu. Yani buna inanırız, doğrularız, şey farklı ama yaşamın içinde baktığımız zaman birçoğunun da doğru olduğunu görüyoruz açıkçası. Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu bir siyasi parti, bir defa bir öz eleştiriye çok ciddi ihtiyaçları var. Çok net bir şekilde arınmaya ihtiyaçları var. Bir yorgunluk da var. Yani 100 yıllık bir siyasi partiyi hakikaten taşımak çok kolay değil. Bence bu yargılama sürecinin 4000 sayfanın içerisinde çok haklı eleştiriler var. Bir CHP'li CHP'yi şikayet ediyor. Bir tane parti dışından iddianameye girmiş suçlama yok. Kendi içlerinde bir hesaplaşmaları var. Yani Butlan davasından bence aleyhlerine sonuç çıkacak, benim hissettiğim, gördüğüm, okuduğum belgelere baktığım zaman. CHP'lerin kendi mücadelesine iktidar kenara çekilerek dışarıdan bunu uzatabildiği kadar uzatmaya çalışıyor. Aslında buradan kararını çok çabuk verebilirler. Ama seçime kadar gelip, şimdi İmamoğlu davasıyla da beraber, bu işi bence CHP'yi köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar.”

CHP önemli bir figür

DEVA İl Başkanı Aybar Uygur, CHP'nin Türk siyasi hayatında çok önemli bir figür olduğunu ancak doğru bir liderin çıkmadığını ifade etti.

“CHP'yi yönetmenin çok ciddi bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki Deniz Baykal'dan sonra da genel başkanlık düzeyinde hem devlet adamlığı hem ülke yönetimi açısından baktığınızda da tıpkı ilçe belediyelerinde olduğu gibi genel başkan profillerinin de çok yeterli olduğu konusunda değilim açıkçası...”

Buca Cezaevi yeşil alan olmalı...

Buca Cezaevi’nin yeşil alan olması gerektiğini bir kere daha vurgulayan Uygur. Deva Genel Başkanı Ali Babacan ile alanı gezeceklerini belirtti. Başkan Tugay’ın yanlış yönlendirildiğini Buca Cezaevi’ni yeşil alana çevirirse ikinci dönemi garantileyeceğini söyledi.

“Buca Cezaevi ile ilgili çok ciddi gözlemim devam ediyor. Birçok İzmir'deki yeşil alan sorunuyla beraber Buca hala gündemde. O cezaevle ilgili önümüzdeki günlerde Sayın Genel Başkan'la beraber o alanı bir gezeceğiz. Tekrar bir gündeme taşımayı düşünüyoruz açıkçası. Tamamen yeşil alan olması ne kaybettirir ki bu köye kazançtan? Ben o konuda Sayın Tugay'ın yanlış bilgilendirildiğini düşünüyorum. Yani ben bu mücadeleyi yaparken sadece bir siyasetçi olarak değil, Buca'da yaşayan birisi olarak da gönülden yapıyorum. Çünkü orada baroyla, şehir plancıları odasıyla, mimarlar odasıyla birlikte hareket ediyoruz. Yani söylemlerimiz de bir bu anlamda. Söylediğimiz her cümlenin de altı dolu. Aynı şeyi Basmane Çukuru için de söyleyebilirim. Yani belediyenin bir kuruş para vermeden bütün arazisini kendi bir envanterine katma şansı varken böyle bir pazarlığa dönüştü. Bu beni üzüyor. Yani 2020 yılında yıkıldı, 2023'te 6104 sayılı yasa gereği Çevre Şehircilik Bakanlığı'na devredildi. 3194 sayılı yasa kamu arazilerinin kamuya devredilirken herhangi bir şekilde bir bedel ödenmesine ihtiyaç yoktur. Tunç Başkanın da hakkını yemeyelim şu anda cezaevinde dilerim, en kısa sürede özgürlüğüne kavuşur. Dün söylenen açtığı haklı davalar var ve bu davalarda bilirkişi raporları çok açık. Buna rağmen hala ısrarla toplumu yanıltıcı bir 18 milyarlık bütçeden bahsederek burayı %50 ile aldık avantajıyla toplumun önüne çıkmak, Sayın Tugay açısından bence çok üzüntü verici. Ben bu konuda yeteri kadar bilgilendirildiğini düşünmüyorum.”

Neden protokol?

“Sayın Tugay'a da buradan tekrar sormuş olayım. Neden bunları protokolle çözmeye çalışıyorsunuz? Her ikisinde de, bakın Basmane Çukuru'nda iki tane bilirkişi raporu var. tamamı Büyükşehir Belediyesi'nin dahilinde ve karar davasına gidiyor. Bu acele niye? Bir bekleyin. Ben Sayın Tugay'ın Basmane Çukuru bilirkişi raporlarını okuduğunu düşünmüyorum.

Bir keşmekeşliğe doğru gidiyor. Buca Cezaevi arazisiyle Basmane Çukuru arasındaki hukuki arazi mülkiyetlerinin devri tamamen ikili protokollere gelme noktasına göre ayarlandı. Buca Cezaevi'ndeki Adalet Bakanlığı mülkiyetinin Çevre Şehircilik Bakanlığı ile beraber 6.308 sayılı yasayla hazineye geçti. Oradan İller Bankası'na, İller Bankası'da İlbank AŞ'e geçti. Yani tamamı ikili protokollerle çözülebilecek bir seviyeye indirgendi. Kapılı kapılar ardında ve Sayıştay denetiminden de uzak olan boyuta indirgendi. Asıl soru bu. Şimdi burada bir sorun var demek ki. Yani bunu bir değişmemiz gerekiyor. İki tane bilirkişi raporu var. Basmane Çukuru bilirkişi raporlarını sayın Tugay eğer okursa, inanın bana tüm protokolü geriye çeker. Aynı şey Buca Cezaevi içinde geçerli.”

Sayın Tugay, İzmir'e sembol bırakmak istiyorsa...

Uygar, Başkan Tugay’ın Buca Cezaevi’ni yeşil alana döndürürse İzmir’e yakışır bir sembol yaratacağını ifade etti.

“Sayın Tugay, 5 sene içerisinde İzmir'e, ben bunu yaptım. Bu benim sembolüm demek istiyorsa Buca cezaevi arazisini yeşil yapsın, ikinci dönemini garanti eder. Sembol istiyorsa, maceraya, sürekli değiştireceği fikirlere ihtiyacı yok. Basmane çukuru 10 yıldır var, 3 yıl daha sabredebilir ona. Oranın bir ucube, yüksek katlı binaya dönüşmesi büyük bir haksızlık olur. Yani İzmir'in kalbine bir hançer saplamak olur. Bence Sayın Tugay'ın önünde çok önemli bir fırsat var. Eğer bir eser bırakmak istiyorsa, Buca cezaevi ve Basmane Çukuru bence çok yeter de artar bile. Oraları çözerse, toplum da çok saygın bir yerde anılacağını düşünüyorum açıkçası...”

Yeşil yağmaya son!

“Buca Cezavi bir isim olarak çok ön plana çıktı ama Buca'da çok ciddi bir yeşil yağma sıkıntısı var. Özellikle Kaynaklar bölgesi. Belenbaşı bölgesi yani imarsız yapılar aldı başını gidiyor. Çiftçi koruma malları dernekleri isyanda, kaymakamlık isyanda, valilik çözüm üretemiyor. Belediyeler bu boş arazilerin villalara dönüşmesi konusunda çok ciddi tavizler vermeye başladılar. O yüzden O bölgeyi mutlaka koruma altına almamız gerekiyor, yani çok cesaretle. Ancak şunu da haklarını teslim ediyorum, bir muhalefet partisinin tek başına yapabileceği şeyler değil. Dediğim gibi yine bir ortak akla ihtiyaç var. Hükümet, yerel yönetim işbirliği ile bu sorunlar çok rahatlıkla çözülebilir diyorum.”

Turizmden pay almak için...

Uygur, Geçmiş dönemde birlikte siyaset yaptığı eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın vizyonundan etkilendiğni hatırlatarak İzmir Turizmden daha büyük pay alabilmesi için yapılması gerekenleri sıraladı.

“Biliyorsunuz bu liman gündemi de artık bir devir gerçekleştirdi. Yani çok karşıta değiliz aslında o devre. Yeter ki doğru konumlansın. Yeter ki o revizyonu da limana yapsınlar. Biliyorsunuz Karma bir liman bizimkisi. Sayın Tugay ilk önce kalktığı bir Barselona modeli tasarladı. Aslında olağanüstü bir şey ancak Barcelona'da turist gemiden indikten sonra yürüyerek o tarihi, dokuyu çok net içinde hissedebiliyor. Destinasyon açısından baktığınızda limana gelecek kuruz gemilerinin ki, buradan ben o dönemin Sayın Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş'a da bir selam vermek istiyorum. Çok önemli bir projesi vardı biliyorsunuz. Sadece liman değil, Üçkuyular bölgesinde bir marina daha yapmak konusunda. Ve aşağı yukarı 500 bin turistten bahsediyordu. Yani çok ciddi bir turist oluşacaktı. Bugün Kuruz gemilerini İzmir'e, Alsancak Limanı'na indirdiğinizde hangi destansiyonla bu turize karşılık bir turizm anlayışını sergileyeceksiniz tartışılır. Yani hiçbir altyapımız yok. Yani sadece gemileri getirmek, bugün gemileri getiriyorum deyip bütün sözleşmeleri yapsanız 3 yıl sonra anca getirebileceksiniz. Destinasyon olarak yani Kıbrıs Şehitlerinden Kemeraltı'na, oradan Agora dışında merkezde oluşabilecek bir alanımız var mı? Yok. Meryem Ana en önemli uğrak alanları, onu da otobüslerle taşıyorlar ya da daha çok kuruz gemileri Kuşadası üzerinden bu destinasyonu sağlıyor.”

Gastronomi Turizmi....

Gastronomi Turizmi....

Başkan Aybar Uygur, İzmir’in çıkış noktasının gastronomi turizmi olduğunu belirtti.

“Gastronominin İzmir turizmine çok önemli katkılar koyacağını düşünüyorum açıkçası. Destinasyona bu gastro turizmini de eklemeden İzmir'de sonuç anlamaz. Çünkü Yunanistan'ın Türkiye'nin önüne geçmesinin en önemli nedenlerinden bir tanesi, gastronomi turizmini Türkiye'den daha ucuz sergilemesiyle ortaya çıktı. Tabii Türkiye'deki ekonomik koşulların, girdi fiyatlarının, yatak kapasitesinin, uçak, çarşı servislerinin eksikliğinin bütün bunlara baktığınız zaman turizmin çok parlak geçeceğini düşünmüyorum. Hele bu ekonomik krizde. Allah'tan bölgemizde her şey dahi sistem yok. O daha bir facia bizim için. Girdiler her gün yükseliyor. Ama satışlarda döviz üzerinden hareket ediyoruz ve çok ciddi baskılanmış bir dövizle karşı karşıyayız.”

Çeşme’de satılık oteller...

“Ben özellikle Çeşme'de geçen hafta bir veriyi okudum, çok da üzüldüm açıkçası... Alaçatı ve Çeşme'de 130 tane irili ufaklı otelin satılık hali... Bir kısmının icralıktan satılık, bir kısmının ticari satılık hale geldiğini düşünüyorum. Turizmden para kazanmak artık bir hayale dönüştü ne yazık ki...”

DEVA 6 Yaşında...

“Biz çok istikrarlı bir siyasi partiyiz. Bugün biliyorsunuz partimizin de 6. yılını tamamladık. Partimizin 6. kuruluş yıl dönümünde Ülkenin umudunu büyütmek adına kendi üzerimizde çok büyük sorumluluklar hissediyoruz. Bir asırlık Cumhuriyet Halk Partisi ile 20 yılın üstünde iktidarda olup yorgun bir iktidar siyasi partisi ile mücadele ediyoruz. Biz bu toplumun beklentilerini en iyi şekilde karşılayacak bir siyasi partiyiz. Önümüzdeki günler seçim yaklaştıkça Deva Partisi'nin ağırlığını bu toplum hissedecek siyasette. Çok nitelikli bir genel başkan ve siyasal kadromuz var. Bunu hissettirdiğimiz ölçüde ben çok kısa bir sürede Türkiye siyasetinde Deva Partisi'nin gücü ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum. Hatta 90'lı yıllarda Demokratik Sol Parti'nin üç milletvekiliyle bir sonraki dönem iktidar süreciyle çok benzetirim kendi siyasal anlayışımızı. O yüzden bir anda hiç ummadığımız bir anda farklı bir şeyler çıkabilir. Ben bu toplumun Siyaset ferasetinden hep çok etkilenmişimdir. Mutlaka doğruyu yapacaktır diye düşünüyorum.”

DEVA Partisi lideri Ali Babacan İzmir'e geliyor...

Genel Başkan Ali Babacan’ın Perşembe İzmir’e geleceğini hatırlatan Aybar Uygur, programın detaylarını anlattı...

“Bu bir siyasi gezi değil, Ramazan ayının bir iftar programı oluşuyor. Bu cetvel dahilinde Sayın Genel Başkanımız İzmir’e gelecek. Sağ olsun İzmir'deki gelişmeleri çok yakından takip ediyor. Biz Deva Partisi olarak çok hareketliyiz İzmir'de. İki gün buradalar. 12 Mart’ta öğlen saatlerinde İzmir'de olacak. Buradan Aydın'a geçeceğiz. Aydın'da bir iftar programı yapacağız. Cuma günü saat 10'dan itibaren çeşitli saat dilimlerinde ziyaretler planladık... Gazeteciler Cemiyeti, Şoförler Odası gibi... Arkasından Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği gelmişti yine genel merkezimize. Çok önemli bir çalışma yapmıştık orada. Biliyorsunuz Begos tekstil alanı ve Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Begos Başkanımız Sayın Toygar Narbay’ı ziyaret edeceğiz. İzmir için önemli hizmetlerde bulunmuş Burhan Özfatura ile buluşacağız.

Akşam Torbalı’da bir halk iftarımız olacak. Sayın Genel Başkanımızı artık bürokratik ve üst seviyedeki iftarlardan halkla beraber iftarlara almaya çalışıyoruz. Torbalı hem tarımın hem çok gelişmiş sanayinin içinde olan bir ilçemiz. Genç bir ilçe başkanımız var. Çok da başarılı gidiyor.

Ertesi gün sabah saatlerinde Buca Cezaevi'nin arazisini bir ziyaret edeceğiz. Oradan teşkilatımızı bir ziyaret etmeyi planlıyoruz. Arkasından da Ekonomi Üniversitesi siyaset formuyla ilgili öğrencileri Sayın Babacan'ı konuk edecekler Ekonomi Üniversitesi'nde. oldukça kalabalık bir öğrenci grubuyla bir iki saat geçireceğiz. Oradan Manisa'ya geçeceğiz. Manisa teşkilatımızda ve Manisa Sanayici ve İş Adamları Derneği'nin bize vereceği bir iftar var. O iftara katılıp genel başkanımıza gece Ankara'ya yolcu edeceğiz.”

İttifak olur mu?

“Cumhurbaşkanlığı seçim sistemi ne yazık ki hiçbir siyasi partiyi tek başına hareket etmesi için etken değil. Bu anlamda 2018'den beri Ne yazık ki ittifaklar en önemli siyasal araç oldu seçimlerde. Biz bir erken seçim bekliyoruz, şu açıdan bekliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı'nın tekrar aday olabilmesi için biliyorsunuz bir erken seçim kararına ihtiyacı var. Bunun da parlamentodan geçirmek istiyorlar. Bunun için de bir anayasa değişikliği talepleri var çok uzun bir süredir. O yüzden doğal olarak bir ittifak arayışının ötesinde toplumun beklentilerini ortaya koyabilecek, %51'lik dilime en yakın olabilecek bir siyasi birlikleri oluşturma konusunda yakın zamandan itibaren çok yoğun bir trafik var. Biz Yeni Yolda 3 siyasi partiyiz biliyorsunuz. Yani Gelecek Partisi, Saadet Partisi ve Deva Partisi olarak. Kendisini Yeni Yolda görmek istediğimiz siyasi partilerden Yeniden Refah Partisi ile görüşmeler çok olumlu bir yönde devam ediyor. İYİ Parti'yle keza, özellikle Deva Partisi'nin İYİ Parti'yle çok ciddi ve somut ileriye dönük adımları var. Bunu biliyorum ama Sayın Genel Başkanların şekli, içeriği, çerçevesi konusundaki düşüncelerini önümüzdeki günlerde zaten açıklarlar diye düşünüyorum.”

İlk kez kararsızlar önde...

“Ben merkez yapılanmasının yani eski ANAP, eski Doğruyol yapılanmasının Türkiye'de çok büyük bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Toplumun da bu yönde bir beklentisi var. İlk defa kararsızlar siyasi partilerin önüne geçti. %30'un üstündeler. Eğer bu birliktelik sağlanırsa ve kararsızlardan önemli bir payda çekilirse ben çok ciddi bir iktidar alternatifinin ortaya çıkabileceğini görüyorum. Dilerim önümüzdeki günler Bu konuyla ilgili hepimize zaten gerekli verileri verecektir.”

Barış süreci başarılı gidiyor mu?

Komisyona Yeni Yol grubundan her siyasi partiden grup başkan vekillerimiz olarak temsilciler verdik. Aslına bakarsanız bu sürecin %1'lik bile bir başarı olasılığı var ise sonuna kadar da arkasındayız açıkçası. İçerik şekil yönleriyle eleştirilerimiz var. Komisyonda çok ezici bir şekilde iktidar partilerinin milletvekili sayısı var ve bu alınan her oylama ne yazık ki iktidar partilerinin ağırlığıyla geçiyor. Yeni yol grubumuzun mücadelesiyle ortaya çıkmış gerek komisyonun adından başlayan ve ilerleme şekline kadar dinlenmesi gereken toplumun çeşitlik katmanlarından gelip dinlenmesi gereken sivil toplum örgütlerinin şekillenmesinde de çok büyük etkileri oldu. Bu konu bence Türkiye'nin en önemli sorunlarından bir tanesinin çözümü için bir ışık. Geçmişte çok büyük badireler atlattık bu konuyla ilgili. Biz siyasi parti olarak geçmişin o acı tecrübesinde o süreci götüren arkadaşlarımızın birçoğu şu anda bizim partimizde hem genel başkanımız O dönemin başbakan yardımcısıydı. O dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin şu anda bizim Genel Başkan Yardımcımız ve Ankara Milletvekilimiz. O dönemin sözcüsü İdris Şahin bugün bizim Ankara Milletvekilimiz ve akil adamları olarak sahada en önemli görevi yapan Mehmet Emin Ekmen. arkadaşımız da Mersin Milletvekili olarak partimizde görev yapıyorlar. Aslında süreci en iyi tahlil eden, en iyi hisseden ve geçmişteki o hataları yaratan sebepleri çok iyi bilen arkadaşlarla hareket ediyoruz. Bu bizim için büyük bir şans. Ancak komisyon kararlarına baktığımız zaman, en son rapora baktığımızda sadece silahları bırakmakla bu işin çözülemeyeceği çok açık. Bu işin adalet mekanizması var. Yani silahları bıraktılar, dağdaki insanlar Türkiye'ye geldikleri zaman ne yapılacak? Yani bir cezaevi süreci olacak mı? Ya da toplumsal olarak bir rehabilite sürecine mi sokulacaklar? Bununla ilgili çok ciddi belirsizlikler var. Bütün bu kümülatif bakış açısı içerisinde tüm eksikliklerine rağmen bu sürecin başarıya ulaşması için her türlü siyasal olgunluğu gösteriyoruz açıkçası. Gerek açıklamalarımızda. gerekse siyasi organizasyonlarımızda, ısrarla da Temel Hak ve Özgürlüklerde özellikle Adalet Bakanlığı'yla beraber bu konuyla ilgili çok ciddi çalışmalar yapılıyor. %1'lik bir sonuç bile olsa biz bu sürecin arkasındayız.

Muhabir: Beste Temel